ABD-Hindistan İlişkilerinde S-400 Krizi

Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemleri almayı planlayan Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Zira ABD, Hindistan’ı “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası’ndan (CAATSA)” muaf olmadığı konusunda uyarmıştır. Bunun üzerine Hindistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Yeni Delhi ile Washington arasında kapsayıcı bir küresel stratejik ortaklık bulunduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte Hindistan’ın Rusya’yla da özel ve ayrıcalıklı bir ortaklığının bulunduğu vurgulanmış; Hindistan’ın bağımsız bir devlet olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla yaşanan gelişmeler, Washington-Yeni Delhi hattındaki S-400 Krizi’nin yeniden alevlenmesine sebep olmuştur.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), ABD-Hindistan münasebetlerinde yaşanan krizin yansımalarını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzaman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Sencer İMER (ANKASAM Başdanışmanı)

Prof. Dr. Sencer İmer, ABD’nin uzun bir süredir bindiği dalı kesmekte olduğunu belirterek, “ABD; Japonya, Hindistan ve Avustralya’yı da yanına alarak Çin’e karşı QUAD İttifakı’nı kurmaya çalışmıştır. Söz konusu ülkeler arasında yer alan Hindistan, Washington yönetimi için fazlasıyla önem arz etmektedir. Fakat Hindistan egemen bir devlettir ve istediği ülkeden istediği silahı alabilir. Yani ABD, bu karara müdahil olamaz. Müdahil olduğu takdirde, bindiği dalı kesecek ve kurmaya çalıştığı işbirliğini sıkıntıya sokacaktır. Lakin uzun bir süredir ABD’nin müttefikleriyle olan ilişkilerinde bu hataya düştüğü görülmektedir.” şeklinde ifade etti.

İran’a uygulanan yaptırımların da benzer bir hata olduğunu hatırlatan İmer, “Söz konusu uygulama tutarsızdır. Washington, İran konusundaki tutarsızlığını düzeltmeye çalışmaktadır. Kendilerine denilebilecek tek şey ‘Günaydın!’ olacaktır. Çünkü İran’la arasındaki münasebeti daha önce düzeltme yoluna gitseydi, belki de İran ile Çin arasında 400 milyar dolarlık 25 yıllık bir anlaşma imzalanmayacaktı. Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da doların artık küresel para birimi olmaktan çıkarılmasıdır. Tahran ile Pekin arasında imzalanan anlaşmada kullanılan para birimi, ülkelerin yerli paraları olmuştur. Burada da Washington yönetiminin yine bindiği dalı kestiği görülmektedir. Tahmin edileceği gibi ABD, 1945 yılından sonraki uluslararası sistemin hala devam ettiğini düşünmektedir. Ancak günümüzde ABD, başat güç olma konumu kaybetmeye başlamıştır. Bir başka deyişle, Soğuk Savaş dönemi geçmişte kalmıştır ve kendilerinin de bu duruma alışmaları gerekmektedir. Artık ABD’nin her dediği olmayacaktır. Dolayısıyla Hindistan da kendi ulusal çıkarları doğrultusunda ilerlemeye devam edecektir ve bu gidişle kaybeden taraf ABD olacaktır.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Prof. Dr. Mesut Hakkı CAŞIN (Yeditepe Üniversitesi-Hukuk Fakültesi)

Amerikan silah endüstrisinin büyük bir sıkıntı içerisinde olduğunu vurgulan Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, “Bu sıkıntının belirtileri ilk olarak F-35 konusunda yaşanmıştır. Bununla birlikte Rusya ve Çin’in dünya silah pazarına yeniden dönmesi de Amerikan silah endüstrisini küresel düzeyde sıkıntıya sokmaktadır. Bu noktada Washington yönetiminin Çin’e uyguladığı baskının da yanlış olduğu vurgulanmalıdır. Diğer yandan Hindistan, Himalaya Dağları’nda yaşanan gerginlikten de görüleceği gibi Çin’den ciddi bir şekilde tehdit algılamaktadır.” dedi.

Hindistan’ın ABD tarafından uygulanacak baskıları dikkate almayacağını ifade eden Caşın, “Hindistan’ın temel silah sistemleri Sovyet yapımıdır. Mevzubahis devlet, geçmişte ABD’den birtakım silah sistemleri almış olsa da askeri teçhizatını Sovyet yapımı ekipmanlar oluşturmaktadır. Bu bakımdan Yeni Delhi yönetiminin S-400’lere yönelmesi normaldir. Washington’un uyguladığı baskı ise ABD’nin kendi silah pazarının daralmasına neden olacaktır. Kısacası baskı yoluyla bir ülkenin silah sistemi almasını engellemek gerçekçi değildir. ABD, kendi iç hukuku doğrultusunda çıkardığı CAATSA yaptırımlarıyla, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde devletleri cezalandırma yoluna gitmektedir. Bu durum, orta ve uzun vadede ABD’ye zorluklar çıkaracaktır.” yorumunu yaptı.

ABD’nin ısrarla NATO müttefiki olan Türkiye’ye de benzer baskılar uyguladığını; lakin bu baskıların sonuç vermeyeceğini vurgulayan Caşın, “Türkiye, hava savunmasını S-400’lerle sürdüreceğini açıkça belirtmiştir. Bununla birlikte Ankara ile Washington arasında bahse konu olan mesele için müzakere kapısı da açık bırakılmıştır. Görüldüğü üzere, uygulanan baskı Türkiye’yi aldığı karardan döndürmemiştir. Gözden kaçırılmaması gereken nokta, ABD’nin CAATSA yaptırımlarını Türkiye’ye uygulamasının uluslararası hukuka ve NATO’nun 5. maddesine aykırı olmasıdır. Üstelik Türkiye gibi bir pazarı kaybetmesi, ABD’ye hiçbir kazanç sağlamayacaktır.” diyerek açıklamalarını tamamladı.

Dr. Cengiz Topel MERMER (Emekli Subay)

ABD ile Hindistan arasında CAATSA’dan kaynaklanan ciddi bir kriz bulunmadığını belirten Dr. Cengiz Topel Mermer, “Meseleye Hindistan’ın yaklaşımıyla bakıldığında, ülkenin güvenliğini tehdit etme potansiyeli taşıyan bir problem yoktur. Ancak ABD tarafında bir sorun vardır. Eğer bir kriz aranıyorsa, ABD’ye bakmakta fayda vardır. Nitekim Washington yönetiminin uyguladığı CAATSA yaptırımları, bir şekilde ABD’nin ayağına dolanmaktadır. Yani ABD’nin Hindistan’ı S-400 almaktan caydırmak için yaptığı açıklamaların somut bir karşılığı yoktur. Aksine Yeni Delhi yönetiminin iradesi perçinlenmekte ve Hindistan, S-400’leri planlanan tarihten önce almaya çalışmaktadır. Örneğin 15 Haziran 2020 tarihinde Ladak’taki Galwan Vadisi’nde Çin’le yaşanan çatışmaların ardından Rusya’ya giden Hindistan Dişişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, S-400 teslimatına ilişkin takvimi öne çekmek için çok çaba harcamış; fakat Moskova buna yanaşmamıştır. Dolayısıyla Hindistan, Çin’den algıladığı tehdit sebebiyle S-400’lere yönelmektedir. Bu anlamda Washington ile Yeni Delhi’nin önceliklerinin farklı olduğu görülmektedir.” dedi.

Mermer, “Hindistan’ın mevcut silah sistemlerinin yaklaşık %70’i zaten Rus kaynaklıdır. Şu anda Hindistan, savunma sanayisindeki işbirliğini artırarak Rus silahlarının ülke içerisinde üretilmesi için; yani teknoloji transferi noktasında Rusya’yla pazarlık masasındadır. Dolayısıyla Hindistan, ABD yaptırımları konusunda bir kaygı taşımamaktadır. Zira Hindistan, Çin’i dengeleme politikasında ABD’nin kendisine muhtaç olduğunun farkındadır. Bu nedenle de ABD’nin Hindistan’a yaptırım uygulaması, kendi ayağına kurşun sıkması anlamına gelecektir. Bu küçük ihtimalin hayata geçmesi, ABD’nin yaklaşık 25 yıldır takip ettiği Hindistan’ı yanına çekme politikasına büyük darbe vuracaktır. Hindistan da bunu çok iyi bilmekte ve ABD’nin açıklamalarını fazla ciddiye almamaktadır. Bu yüzden de ABD, sorunu nasıl aşabileceği ve Hindistan’ın S-400’leri almasını nasıl görmezden gelebileceğini düşünmektedir. Kısacası, eğer bir sorun varsa, bu ABD’nin kendi içindedir.” açıklamasında bulundu.

Son olarak ABD’nin S-400’ler üzerinden Türkiye’ye uyguladığı baskıyla Hindistan’a gösterilen tavrın aynı kefeye konulamayacağını ifade eden Mermer, “Hindistan bir NATO ülkesi veya ABD müttefiki değildir. ABD, CAATSA’yı müttefiklerini kontrol altında tutmak veya etkisi altındaki ülkeleri rakiplerine kaptırmamak için düşünmüştür.  Bu noktada denklem farklılaşmaktadır. Zira Washington, Yeni Delhi’ye muhtaçtır. Çünkü ABD’nin küresel hegemonyasını tehdit eden Çin’i dengeleyecek tek ülke Hindistan’dır. Japonya ve Avustralya gibi devletler bu oyunda yardımcı aktördür. Ayrıca Hindistan, Bağlantısızlar Hareketi geleneğinden gelen bir ülkedir ve geçmişten kaynaklanan ABD’ye karşı güvensizlik hissi Hint kamuoyunda hala canlıdır.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Aydın NURHAN (Emekli Büyükelçi)

ABD ile Hindistan arasında yaşanan S-400 Krizi’nin iki açıdan önem arz ettiğini ifade eden Emekli Büyükelçi Aydın Nurhan, “Önemli olan ilk konu ticari çıkarlardır. Hem ABD hem de Rusya, dünyanın dört bir yanına gerçekleştirdiği silah satışları sayesinde çok büyük paralar kazanan ülkelerdir. Dolayısıyla ABD, ticari açıdan söz konusu silah satış tekelinin başka ülkelere geçmesini istememektedir. Tıpkı bilişim teknolojilerinde zirveyi kimseye kaptırmamak için attığı adımlar gibi.” dedi.

Önem arz eden ikinci meselenin güvenlik olduğunu söyleyen Nurhan, “ABD, silah satın alan ülkelerin bu silahları başka devletlerden almasını ve kendi kontrolünden çıkmasını engellemek istemektedir. S-400 konusunda Türkiye’ye karşı takındığı tavır gibi bir yol izlemeye çalışmaktadır. Dolayısıyla ticaret ve güvenlik, ABD ile Hindistan arasında yaşanan S-400 geriliminde önemli bir rol oynamaktadır.” yorumunu yaptı.

ABD’nin Rusya’yı düşman, Çin’i ise rakip olarak tanımladığını hatırlatan Nurhan, “Burada rakip olarak belirtilse de gerçek düşman Çin’dir. Rusya’yı düşman ilan etmesinin tek nedeni Çin’e karşı atacağı adımları gizlemektir. Eğer Çin gerçek düşmansa, ‘böl-yönet’ politikası gereğince Yeni Delhi ve Pekin’i birbirinden ayrı tutması gerekmektedir. İki ülkeyi ayrı tutmak için de yapıcı değil; yıkıcı, istikrar yanlısı değil; istikrar bozucu olması gerekir. Nitekim ABD de artık istikrar bozucu faaliyetler izlediği döneme girmiştir. Bu bölgede de istikrarı bozacak faaliyetlerde bulunması gerekecektir. Örneğin Foreign Affairs’ta son yayımlanan makaleler incelendiğinde, Çin’in Hindistan’ı farklı yöntemlerle karıştırmaya başladığının yazıldığı görülmektedir. Çünkü iki ülke arasında ne kadar çok sorun olursa, ABD’nin işine o kadar yarayacaktır.” açıklamasında bulundu.

Hindistan’ın konumunun Çin’le olan sorunlarına rağmen tamamen Batı’ya dönük olmadığını hatırlatan Nurhan, “Hindistan, zamanında Bağlantısızlar Hareketi’nin başat aktörüydü. Dolayısıyla ruhunda bağlantısızlık vardır ve bunu tamamen kaybetmemiştir. Bu nedenle henüz tam anlamıyla Batı’ya yanaşmış değildir. Hala ‘joker’ konumunu sürdürmektedir. Elbette Washington da Yeni Delhi’nin bu konumunu göz önünde bulundurmaktadır. Aslında S-400’lerin temin edilmemesinin tek başına ABD’ye verebilecek hiçbir zararı yoktur. Çünkü Hindistan, tam anlamıyla bir ABD müttefiki değildir. Lakin Washington yönetimi, silah satışlarında yakaladığı tekel konumunu kimseye kaptırmak istememektedir. Bunu da birtakım bahaneler öne sürerek yapmaktadır. Hindistan’a da bahsi geçen tekelin dışına çıkmaması adına çeşitli uyarılarda bulunmaktadır.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Cenk ÖZKÖMÜR (Gazeteci)

Washington yönetiminin Rusya ve Çin’e dönük politikasının ABD Başkanı’nın kim olduğundan bağımsız olarak süreklilik taşıdığını ifade eden Gazeteci Cenk Özkömür, “Metot farklı olsa da mahiyet aynıdır. Bunu hem Rusya’yla yapılan ittifakları sınırlamak üzere CAATSA’nın bir enstrüman olarak kullanılmasında hem de insan hakları konusunda Çin’e eleştiriler getirilmesinde görmekteyiz. Farklılık arz eden hususlardan en belirgini ise ABD Başkanı Joe Biden’ın Eski Başkan Donald Trump’ın eliyle dağıtılan ittifakları yeniden oluşturmak suretiyle iki büyük rakibi Çin ve Rusya’yı dizginlemeye çalışmasıdır.” dedi.

Özkömür, “ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın kritik Doğu Asya ziyareti ve ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Hindistan’daki temasları, ittifakları tamir etme ve canlandırma çabalarının göstergesidir. Biden yönetiminin ‘müttefikleri korumak’ üzerine bir söylem oluşturduğunu biliyoruz. Bunu Alaska görüşmelerinde de net bir şekilde görmüştük.” yorumunu yaptı.

Hindistan’ın ABD için Japonya ve Güney Kore’yle aynı önemde olmadığını öne süren Özkömür, “Çin’i çevreleme ve dengeleme bağlamında düşünüldüğünde, ABD’nin Hindistan’ı kazanma çabalarını sürdürmesi muhtemeldir. Diğer yandan Yeni Delhi’nin de Çin’in gücünü dengelemek isteyeceği, bu suretle ABD’ye yakınlaşacağı söylenebilir. Ancak yine de Hindistan’ın eskiden beri ABD’ye karşı şüpheli yaklaştığı da bir gerçektir. Bunun ilk nedeni Hindistan’ın ‘bağlantısızlık’ geleneğidir. İkinci neden ise ABD’nin her ne kadar silah ve donanım gibi konularda destek sağlasa da Hindistan’ı komşusu olan Çin’le karşı karşıya bırakmak istememesidir.” dedi. Bu kapsamda Biden yönetiminin, S-400 meselesinden kaynaklı yaptırım tehdidini ve Hindistan’ın Batı’da eleştiri konusu hâline gelen insan hakları ve demokrasi karnesini bir enstrüman olarak kullanacağını söyleyen Özkömür, Çin’i dengeleme ve çevreleme politikası bağlamında ABD’nin Hindistan’a muhtaç olduğunu ve bu ilişkiyi kolaylıkla riske atmayacağını sözlerine ekledi.

Son olarak Özkömür, “Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin karşılıklı ziyaretleri vesilesiyle Yeni Delhi-Pekin hattındaki ilişkilerde kısa bir yumuşama görülse de Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyesi iki dev nüfuslu ülkenin, sınır çatışmalarının tansiyonu artırdığını ve ilişkilerdeki gerginliği sürekli hâle getirdiğini görmekteyiz. Sınır geriliminin her an patlamaya gebe olduğu inkâr edilemez ve bu gerilimin yine ölümcül çatışmalar meydana gelmesi durumunda daha büyük kıvılcımlar doğurmadan sona ereceğinden emin olmak zordur. Muhtemel bir Pakistan-Hindistan geriliminde Çin’in hiç düşünmeden ‘her koşuldaki dostu’ Pakistan’ın yanında saf tutacağına şüphe yoktur.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Bu çalışmada yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına ait olup, kurumsal olarak ANKASAM’ın resmi görüşünü yansıtmaz.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

DİĞER HABER-ANALİZLER

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz