Tarih:

Paylaş:

ABD’nin Afganistan’dan Çekilmesi: Yenilgi mi; Tercih mi?

Benzer İçerikler

15 Ağustos 2021 tarihinde Taliban’ın Afganistan’ın başkenti Kabil’e girmesi ve Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin ülkeyi terk etmesiyle birlikte söz konusu organizasyon, Afganistan’da mutlak zaferini ilan etmiştir.[1] Bu süreçte Batılı istihbarat ve haber kaynakları, Taliban’ın kentleri 90 gün içerisinde ele geçireceğini öngörse de Taliban çok daha kısa süre içerisinde ve ciddi bir direnişle karşılaşmadan bunu başarmıştır. Mevcut durumda Taliban, Afganistan’ın en somut gerçekliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Lakin ilerleyen dönemde olayların nereye evirileceği, kazanın ve kaybedenin kim ya da kimler olacağı konusunda henüz bir netlik bulunmamaktadır. Zira konuya dair farklı görüşler vardır.

Bu görüşler arasında en yaygın olanı; Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bölgeden çekilmek zorunda kaldığı, çekilirken kaybettiği ve zarar gören imajı sebebiyle orta ve uzun vadede küresel hegemonyasında büyük bir düşüş yaşayacağıdır. 2001-2021 yılları arasında ABD’nin Afganistan’da toplam 2.261 trilyon dolar harcadığını ve bu savaşta hayatını kaybedenlerin toplam sayısının 171 ile 174 bin arasında olduğunu tespit eden Brown Üniversitesi, ABD’nin Afganistan’da ödediği bedeli en yalın haliyle özetlemiştir.[2] Bununla birlikte Afganistan halkı ekonomik, sosyal ve kültürel olarak topyekûn bir yıkım yaşamış ve telafi edilemeyecek acılar çekmiştir.

Şüphesiz ABD’nin arkasında bıraktığı tablo iç açıcı değildir. Kabil Havalimanı’ndan ayrılan ABD uçaklarının görüntüleri ve kaotik ortam, uzun yıllar boyunca bu ülkenin imajına zarar verecektir. Fakat Washington yönetiminin küresel hakimiyetinin geleceğine sirayet edecek mutlak bir yenilgiye uğradığı tezi de tartışmalıdır. Çünkü ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, küresel jeopolitiğe ilişkin yaklaşımında meydana gelen değişime işaret etmektedir.

Bilindiği gibi, ABD; Zbigniew Brzezinski ve George Frost Kennan gibi isimlerin Avrasya’ya hâkim olmanın önemine dikkat çeken yönlendirmeleri doğrultusunda Halford Mackinder’in “Kara Hâkimiyeti Teorisi”ne uygun biçimde Avrasya’nın kalbi konumundaki Afganistan’a müdahalede bulunmuştu. Mevcut durumda ise ABD, bahse konu olan stratejiyi terk etmiş ve Alfred Thayer Mahan’ın Deniz Hakimiyet Teorisi ile Nicholas J. Spykman’ın Kenar Kuşak Teorisi’ne daha yakın olan bir politikaya geçiş yapmıştır. Zira ABD için mevcut uluslararası düzendeki temel rakip Çin’dir ve buna uygun yeni stratejilerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Nitekim Barack Obama döneminden başlayan Pasifik’e yönelme politikası, Donald Trump ve Joe Biden döneminde de devam etmiş ve etmektedir. Zaten ABD’nin Afganistan’dan çekilme niyetinin Obama döneminden itibaren başlaması da tesadüf değildir ve mevzubahis stratejiyle ilişkilidir.

Özellikle de Trump döneminde, Özgür ve Açık Hint-Pasifik Stratejisi kapsamında başlayan güvenlikçi söylem, ekonomik kaynak aktarımı ve askeri konuşlanmada yaşanan hızlı artış,[3] Washington yönetiminin yüzünü Afganistan gibi coğrafyalardan denizlere döndüğünü göstermektedir.

Özü itibarıyla ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte kesin olan tek gerçeklik bu ülkedeki belirsizliktir. Geçmiş yıllarda Orta Asya’da oluşan güvenlik ortamı ve terör gruplarının bu bölgeye sirayet edememesi, büyük ölçüde Amerikan askerinin bölgede konuşlanması ve terör gruplarını kendi üzerine çekmesiyle ilgiliydi. Bu durumdan en çok yararlanan ülke de Çin olmuştu. Hatta Kuşak-Yol Projesi kapsamında başlatılan yatırımların sürdürülebilmesi için gerekli olan uzun vadeli güvenlik ortamı, Pekin’in avantajına olmuş ve Çin’in Orta Asya’da Rusya’yı da geçecek bir nüfuz kazanmasına yol açmıştır. Dolayısıyla bölgede yaşanan bu güç değişiminden son zamanlarda Rusya da tedirgin olmuştur. Zira ekonomik yatırımların ön planda olduğu bu dönemde Rusya, Çin’e karşı alternatif olmaktan çok uzak bir görüntü çizmiştir.

Afganistan’ın mevcut durumu ise yeni algılara neden olacaktır. Çünkü kendi güvenliklerini temin etmek isteyen Orta Asya ülkeleri, savunma işbirliğine dayalı politikalara daha fazla angaje olacaktır. Buna bağlı olarak da en azından bir süre ekonomik projeler arka plana itilecektir. Zira belirsizlik, yatırımların en büyük engelidir. Bu durumda son yıllarda ekonomik gücüyle bölge ülkeleri üzerindeki etkisi bakımından birinci sıraya yükselen Çin’in yerini, güvenlik ve askeri alanda hala bölgenin en güçlü aktörü olan Rusya’nın alacağı aşikardır. Bunun ilk işareti olarak Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) Genel Sekreteri Stanislav Zas, Tacikistan-Afganistan sınırında tatbikat düzenleneceğini ve 2021 yılının Eylül ayında Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de gerçekleşecek KGAÖ Güvenlik Konseyi toplantısında Afganistan’daki durumun ele alınacağını açıklamıştır.[4] Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) aksine KGAÖ’de mutlak gücü olan Rusya’nın önümüzdeki dönemde bu örgütü ön plana çıkaracağını söylemek mümkündür. Bu durum, ABD ve Rusya arasında örtülü bir ittifakın bulunduğu ihtimalini de akla getirmektedir.

ABD’nin bölgeden çıkarken ulaşmayı amaçladığı bir başka jeopolitik hedef, son yıllarda artan Çin-İran yakınlaşmasına karşı, Taliban liderliğindeki Afganistan’ın Sünni politikalar izlemesi ve İran’a karşı bir dengenin oluşturulmasıdır. Bilindiği gibi İran, ABD’nin bölgedeki varlığı karşısında Taliban’a destek vermiştir. Lakin İran ve Taliban arasında mezhepsel farklılıklar vardır ve İran’ın taktiksel nedenlerle Taliban’a verdiği destek, ileride stratejik bir engel olarak karşısına çıkabilir. Bu noktada Afganistan’ın Tacikistan Büyükelçisi’nin 18 Ağustos 2021 tarihinde yaptığı; ülkesinin Taliban yönetimini reddettiğini ve Kabil’in kuzeyindeki Penşir Eyaleti Başkan Vekili Amrullah Salih tarafından yönetilen direniş için bir kale görevi göreceğini söylediği açıklama dikkatle not edilmelidir.

ABD’nin Afganistan’dan askeri birliklerini çekmesi, birçok analistin Çin’in yeni projelerle Afganistan’a gireceği, ekonomik olarak ülkeyi kalkındıracağı ve Taliban’la anlaşacağı yolunda öngörüde bulunmasına neden olmuştur. Nitekim hem Taliban tarafından hem de Çin tarafından bu yönde önemli açıklamalar basına yansımıştır.  Fakat unutulmaması gereken bir gerçek vardır. Taliban’ın ilerleyişi bir direnişle karşılaşmamıştır. Muhtemel direnişler ise gelecek dönemde başlayacaktır. Bu anlamda Taliban’a karşı verdiği mücadeleyle ön plana çıkan ve “efsane komutan” olarak adlandırılan Ahmed Şah Mesud’un oğlu Ahmed Mesud, Taliban’a karşı Penşir’de bir direniş başlattığını açıklamıştır.  Direniş merkezinin Penşir’de olması; bölgenin coğrafi olarak doğal bir savunma imkânı vermesi, 1990’lı yıllardaki iç savaş sırasında hiçbir zaman Taliban’ın eline geçmemesi ve Kızılbaş Türkmen, Tacik, Hazara ve Özbek nüfusunun bölgede Taliban’a karşı direnmesi gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Özetle ABD’nin Afganistan’dan çıkarken ülkede oluşabilecek istikrarsızlığı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışacağı açıktır. Dolayısıyla ABD, Hint-Pasifik’te Çin’e karşı bir ittifak kurarken; bölgedeki istikrarsızlığın Çin’e sirayet etmesini arzulamaktadır. Bu sebeple ABD, Taliban yönetimindeki Sünni bir Afganistan’ı hem Çin’e hem de İran’a karşı kendi çıkarlarına uygun görebilir. Sonuç olarak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi kesin bir mağlubiyet olarak okunmamalıdır. Çünkü bölgede kimin kazanacağını veya kaybedeceğini söylemek için henüz erkendir.


[1] “Taliban Kabil’e Girdi, Afganistan Cumhurbaşkanı Gani Ülkeyi Terk Etti”, CNN Türk, https://www.cnnturk.com/video/dunya/son-dakika-afganistan-taliban-dort-bir-yandan-baskent-kabile-girmeye-basladi, (Erişim Tarihi: 18.08.2021).

[2] “US Costs to Date for the War in Afghanistan”, Watson Institute, https://watson.brown.edu/costsofwar/figures/2021/human-and-budgetary-costs-date-us-war-afghanistan-2001-2021, (Erişim Tarihi: 28.07.2021).

[3] Laura Zhou, “US Moves to Boost Military Presence in Indo-Pacific Amid China “Threat””,  South China Morning Post, https://www.scmp.com/news/china/diplomacy/article/3125277/us-moves-boost-military-presence-indo-pacific-amid-china#:~:text=in%20the%20middle-,Laura%20Zhou,-in%20Beijing, (Erişim Tarihi: 18.08.2021).

[4] Dmitri Chirciu, “Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü Genel Sekreteri: “Taliban’ın Afganistan’ı Kontrol Altına Alması Endişelendiriyor””, Haberler, https://www.haberler.com/kolektif-guvenlik-anlasmasi-orgutu-genel-sekreteri-14334444-haberi/, (Erişim Tarihi: 19.08.2021).

Mustafa Cem KOYUNCU
2016 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olan Mustafa Cem KOYUNCU, 2020 yılında Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. Halihazırda Hint-Pasifik bölgesinde yaşanan ABD-Çin rekabeti üzerine tez yazan KOYUNCU, ileri seviyede İngilizce bilmektedir.