Tarih:

Paylaş:

ABD’nin Pakistan-Hindistan İkilemi

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Pakistan Başbakanı İmran Han’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından 9-10 Aralık 2021 tarihinde düzenlenen sanal Demokrasi Zirvesi’ne katılmayacağını açıklaması, ikili ilişkilerin geleceğine dair birtakım soru işaretleri doğurmuştur. Bu bakımdan dünya siyasetinde “ABD ve Pakistan’ın dost mu, müttefik mi, düşman mı, yoksa birbirine rakip mi olduğu” soruları tartışılmaya başlanmıştır.

Pakistan’ın ekonomik açıdan Çin’in Kuşak-Yol Projesi içerisinde yer alması, bölge siyasetinde ve özellikle Afganistan’da Pekin’le işbirliği içerisinde olması, yapısal açıdan Pakistan’ın ABD’yle ilişkilerini sorunlu kılmaktadır. Hatta Han’ın Demokrasi Zirvesi’ne katılmaması da çoğunlukla Çin etkisiyle açıklanmaktadır.

ABD-Pakistan ilişkilerini etkileyen temel faktörlerin başında belki de Afganistan meselesi, Taliban’la ilişkiler ve terörle mücadelede işbirliği gelmektedir. Bununla bağlantılı olarak Pakistan’ın Keşmir konusunda Hindistan’la yaşadığı anlaşmazlık ve diğer taraftan ABD’nin Yeni Delhi’yle olan müttefiklik ilişkisi, Pakistan-ABD ilişkilerinin doğasını etkilemektedir. Dolayısıyla son dönemde Rusya ve Çin’in Hindistan ve Afganistan bağlamında attığı adımlar ve yaşanan konjonktürel gelişmeler, ABD’nin Pakistan ile Hindistan arasında ikilem yaşamasına yol açmaktadır.

Öncelikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 6 Aralık 2021 tarihinde Yeni Delhi’yi ziyaret ederek Hindistan Başbakanı Narandre Modi’yle görüşmesi ve iki ülke arasında yarısı gizli olan maddeler de dahil toplam 10 maddelik işbirliği anlaşması imzalanması,[1] Hindistan-Rusya yakınlaşmasını ifade etmektedir. Söz konusu gelişme, ABD-Pakistan ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına yol açabilir. Çünkü İslamabad yönetimi, Hindistan ve Rusya’nın Afganistan, Keşmir ve Çin konusunda işbirliği yapabileceğini düşünebilir. Bu bakımdan Pakistan, bölge siyasetinde ve özellikle Afganistan’daki gücünü koruyabilmek için ABD’nin desteğine ihtiyaç duyabilir. Zira Yeni Delhi, Rusya’yla yaptığı anlaşmalardan bazılarını yarı-gizli yapmıştır.[2] Bu yüzden İslamabad yönetimi, Hindistan ve Rusya’nın Keşmir’de istihbarat ve diğer alanlarda işbirliğine giderek kendisine komplo kurabileceğini ve Çin’le Afganistan’da kurduğu birlikteliğe karşı yeni bir ortaklık (eksen) geliştireceklerini düşünebilir.

Gerçekten de Rusya ve Hindistan’ın bilhassa Afganistan ve terörle mücadele alanlarında ortak noktaları çoktur. Bu durum, çoğunlukla Keşmir bölgesindeki Ceyş-i Muhammed, Leşker-i Tayyibe ve diğer köktenci örgütlerin, ayrıca Afganistan-Pakistan hattında yoğunlaşan Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), DEAŞ Horasan Emirliği (ISKP) ve Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETIM) gibi terör örgütlerini yönlendirebilme ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmesiyle ilgilidir.

Her şeyden önemlisi Pakistan, Afganistan’daki müttefiki Taliban üzerindeki etkisini ne Rusya’ya ne Hindistan’a ne de Çin’e kaptırmak isteyecektir. Bu yüzden Hindistan-Rusya ve olası şekilde Çin arasında özellikle Taliban ve terörle mücadele konusunda kurulacak işbirliği, Pakistan’ın bölge siyasetinde yeniden ABD’ye yakınlaşmasına ve onun desteğine ihtiyaç duymasına neden olabilir. Çünkü hem Hindistan hem Rusya hem de Çin, Taliban’ı ve onun radikal gruplarla bağlantısını gerektiğinde Pakistan’a karşı kullanabilir veya İslamabad’ın üzerinde bu örgütler sayesinde baskı oluşturabilir. Mevzubahis baskı ise Pakistan’ın yeniden güçlü bir şekilde ABD’ye yönelmesine yol açabilir. Fakat Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesiyle İslamabad, Washington’un gözünde, aynı 2001 yılında olduğu gibi, yeniden güvenilmez bir aktör konumuna düşmüştür.

Şimdi ise Pakistan, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’yle yaşadığı kriz döneminin benzerini yaşamaktadır. İslamabad’ın Taliban’la olan kronik bağları ve bu örgütün köktenci diğer gruplarla ilişkisi, ABD’nin Pakistan’a güvenmesini zorlaştıran faktörlerdir.

Diğer taraftan Washington yönetimi, Pakistan’ın bu devlet dışı aktörlerle olan bağlarını hem tehdit hem de fırsat olarak görmektedir. Bir diğer ifadeyle Pakistan’ı hem “teröre karşı savaş” için hem de “devlet dışı aktörlerin yönlendirilmesi” noktasında kullanabileceğini düşünmektedir. Burada Pakistan, ABD’nin Afganistan ve Keşmir siyasetinde pragmatik bir rol üstlenmektedir. Örneğin ABD, Afganistan’daki terörün yayılmasını önlemek için yeniden Taliban’a ihtiyaç duyabilir. Bu yüzden de Washington, 2001 sonrasında olduğu gibi Taliban’ı ötekileştirmek ve yeni düşmanı olarak ilan etmekten uzak durmaktadır. Benzer bakış açısı Pakistan için de geçerlidir. ABD, eğer Afganistan’daki durumu kontrol altına almak isterse işte o zaman Pakistan’a ihtiyaç duyacaktır. Benzer şekilde eğer Çin veya Rusya’nın Afganistan’daki çıkarlarına ket vurmak isterse, yine Pakistan’ın yardımını arayacaktır.

ABD, Pakistan’ı Keşmir konusunda da bir araç olarak kullanabilir. Başka bir ifadeyle Washington, Pakistan ve onun bağlantılı olduğu grupları kullanarak Hindistan’ı baskılamak veya ona karşı bir koz olarak kullanmak isteyebilir. Bu noktada özellikle Hindistan’ın son tutumuna değinmek gerekir.

Yeni Delhi, ABD’den Keşmir konusunda açık destek göremediği için ve bu konuda ABD daha çok Pakistan’ın yanında konumlandığı için kendisine yeni partner bulmak ve ABD’yi dengelemek istemiştir. Bu anlamda Hindistan, ABD-Pakistan işbirliği nedeniyle buna misilleme olarak Rusya’ya yakınlaşmıştır. Bu bakımdan Yeni Delhi, Keşmir’le ilgili meseleler nedeniyle Rusya’yı ABD’ye karşı bir koz olarak kullanmaktadır. Burada Hindistan, ABD’ye şunu söylemektedir: “Eğer Pakistan’la arana mesafe koymazsan, ben de Rusya’yla işbirliği kurarım.”

Kısacası ABD, artan Hindistan-Rusya yakınlaşması nedeniyle Pakistan siyasetinde ikilemde kalmaktadır. Eğer Pakistan’ı yeniden güçlü şekilde desteklerse, Hindistan’ı Rusya’ya kaptıracaktır. Eğer Pakistan’ı düşman yaparsa Çin ve Rusya’nın Afganistan’da etkinlik kurmasına açık davetiye çıkaracaktır. Sonuç olarak ABD, Pakistan ve Hindistan arasında dengeleme arayışındadır. Rusya ve Çin ise ABD’yi bu konuda tercihe zorlamaktadır.

Son gelişmelere bakılırsa Washington yönetimi, tercihini Hindistan’dan kullanma niyetindedir. Çünkü ABD, aynı 2001 yılında olduğu gibi, Afganistan’da yeniden hakimiyet kurma ve Taliban’ı cezalandırmak için Pakistan’ı şeytanlaştırma yoluna gitmektedir. Tam da bu noktada ABD’nin Afganistan’da yeniden hakimiyet kurmak için belirli bir stratejisinin olmadığı iddia edilebilir. Belki de ABD’nin asıl stratejisi, Pakistan’ı Afganistan savaşının içine çekerek cezalandırmak olabilir. Böylece Afganistan’da çıkacak olası bir iş savaşta Pakistan’la beraber Çin ve hatta Rusya da kaybetmiş olacaktır. ABD’nin “Yeni Büyük Oyun”u bu olabilir.


[1] “Russia, India to Sign 10 Bilateral Agreements Including Semi”, Time of India, https://bit.ly/3mg428e, (Erişim Tarihi: 18.12.2021).

[2] Aynı yer.

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.