Tarih:

Paylaş:

ASEAN Merkeziyetçiliği: Küresel Güç Rekabetinden Kaçmanın Anahtarı

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

1940’lı yıllardan itibaren uluslararası sistem, Atlantik’i merkeze alan bir temel üzerine inşa edilmiştir. Buna bağlı olarak dünyada yaşanan ekonomik, siyasi ve askeri çatışmalar da söz konusu merkez üzerinden okunmuştur. 2000’li yıllara gelindiğinde, Atlantik sistemi görece düşüşe geçmiş, Avrupa’dan Asya’ya bir güç geçişi yaşanmıştır. Üretim kapasitesine ve genç nüfusa sahip olan sanayileşmeye ve kalkınmaya açık ülkeler, Asya’nın yükselişine önemli katkılarda bulunmuştur. Bu ülkeler içinde bulunan Çin, şüphesiz Asya’nın yükselişinde en ön safta yer almıştır.

Çin’in küresel sisteme entegre olması ve “barışçıl yükseliş” söylemi, uzun yıllar boyunca Çin-Batı ilişkilerini olumlu seviyede tutmuş ve birçok Batılı şirketin üretim bantlarını Çin’e kaydırmasına neden olmuştur. Lakin 2013 yılından sonra Şi Jinping’in Çin’de iktidara gelmesinin ardından Çin-Batı ilişkilerinin seyri değişmiş ve çıkar çatışmaları yaşanmaya başlamıştır. Özellikle de 2013 yılında başlatılan Kuşak-Yol Projesi’nin başarısıyla Pekin hem diplomatik alanda etkin bir ivme yakalamış hem de ekonomik kapasitesiyle askeri alanda hızlı bir modernizasyona başlamıştır.

Çin’in mevzubahis politikaları, dönemin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Barack Obama’dan başlayarak sırasıyla Donald Trump ve Joe Biden tarafından sıklıkla eleştirilmiştir. Bu eleştiriler, “Özgür ve Açık Hint-Pasifik” stratejisi altında güvenlik, diplomatik ve ekonomik alanda sistematik bir çevreleme politikasını doğurmuştur.

ABD ve Çin arasında yaşanan bu çıkar çatışması, son yıllarda Hint-Pasifik bölgesinde belirgin bir şekilde artmıştır ve mevcut durumda daha da artmaktadır. Güneydoğu Asya ve bu bölgedeki en güçlü birlik olan Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ise son yıllarda ABD ve Çin arasında yaşanan stratejik rekabette diğer tüm coğrafyalara kıyasla adından daha fazla söz ettirmiştir.

Bölgede bulunan 10 ülkenin katıldığı söz konusu birlik, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden beri Hint-Pasifik bölgesinin inşasında önemli bir aktör olarak görülmüştür. Özellikle de Hint ve Pasifik Okyanuslarının geçiş noktalarının merkezinde yer alması hasebiyle ticaretin ve enerji transferinin kontrolünü sağlamasına olanak veren önemli bir jeopolitik güç olarak görülmektedir. Üye devletlerin potansiyel güçleri tek tek değerlendirildiğinde, uluslararası sistemde denge kurma ya da karar alma mekanizmalarında etkili olma kapasitesi olmadığı görülse de 10 üye devletin ASEAN çatısı altında bir araya gelmesi, stratejik bir ağırlık merkezi oluşturmaktadır.

Bir yandan Çin’in ve ABD’nin ekonomik projelerinden ve ikili ticaretinden yararlanmak isteyen öte yandan bölgenin güvenlikleştirilen ve askerileştirilen yapısından sakınmak arasında ince bir çizgide gidip gelen ASEAN, bölgede oluşan gri bölgeden kaçınmak için yeni politika arayışına girmiştir.

Söz konusu çabalar içerisinde öne çıkan ve sıklıkla vurgulanan bir kavram olan “ASEAN Merkeziyetçiliği”; bölgede Çin ya da ABD merkezli bir bakış açısından ziyade ASEAN’ı merkeze alan bir sistemin kurulmasını amaçlamaktadır.

ASEAN merkeziyetçiliği, bölgeyi jeopolitik rekabetin coğrafyası ve sıfır toplamlı bir oyun olarak görmek yerine; merkezinde ASEAN olan, rekabet yerine işbirliğinin hakim olduğu ve kalkınma ve refahın birleştirici unsur şeklinde kabul edildiği bir yaklaşımı benimsemektedir. Bu sebeple ASEAN içinde çok yönlü ve kapsayıcı diyalog çabaları için ASEAN Bölgesel Forumu (ARF), Doğu Asya Zirvesi (EAS), ASEAN Artı Üç (ASEAN+3) ve ASEAN Savunma Bakanları Toplantısı Artı (ADMM-Plus) gibi girişimler hayata geçirilmiştir.

ASEAN merkeziyetçiliği içinde görülen bu girişimler, bir bütün olarak ASEAN ülkelerine ABD ve Çin arasında bir tercih yapmamak ve çatışma riskinden korunmak için manevra alanı sunmaktadır. ASEAN ülkeleri, bir taraftan Çin’in yatırımlarını ve altyapı projelerini ülkelerine çekmek istemektedir. İletişim, ticaret ve enerjinin taşınması konusunda hayati öneme sahip olan Güneydoğu Asya, Kuşak-Yol Projesi’nin 6 ana güzergâhından birinin geçtiği bir bölgedir. Bu sebeple Çin’den gelen yabancı yatırımların ve desteklerin popüler bir durağıdır. Diğer yandan da ABD, Hint-Pasifik politikaları dâhilinde bölge ülkeleriyle ilişkilerini arttırma eğilimindendir. Özellikle de Çin’e bağlı tedarik zincirlerinin çeşitlenmesi bağlamında ASEAN ülkeleri, ABD için büyük bir potansiyel taşımaktadır. Nitekim ASEAN menşeili ABD konteyner ticaret ithalatının payı 2020 yılında ilk kez %20’yi aşmış ve 2021 yılının Ocak ayı itibarıyla ASEAN ülkelerinin payı %23,3’e ulaşmıştır.[1]

ASEAN’ı bölgede merkeze alan stratejinin oluşturulmasında en büyük çabayı gösteren ülke ise Endonezya olmuştur. ASEAN üyeleri arasında hem demografik hem de ekonomik anlamda en güçlü ülke olan Endonezya, örgüt içinde lider rolü oymak için merkeziyetçilik politikalarına ön ayak olmaktadır. 2019 yılında ASEAN’ın resmi olarak açıkladığı Hint-Pasifik Stratejisi’nde, Endonezya Dışişleri Bakanlığı’nın çabalarının belirleyici olduğu bilinmektedir. 2013 yılında Endonezya Dışişleri Bakanı Marty Natalegawa tarafından açıklanan “Hint-Pasifik Dostluk ve İşbirliği Antlaşması”, ASEAN’ın mevcut Hint-Pasifik politikalarının temelini oluşturmakta, merkeziyetçilik politikalarına vurgu yapmaktadır. 2018 yılının Kasım ayında Doğu Asya Zirvesi’nde konuşan Endonezya Başkanı Jokowi Widodo; açıklık, kapsayıcılık, şeffaflık, uluslararası hukuka saygı ve ASEAN merkeziyetçiliğini vurgulayan açıklamalarda bulunmuştur.[2]

ABD’nin Çin’i çevreleme politikası bağlamında uyguladığı Hint-Pasifik stratejisini ASEAN merkezli ve Çin dahil bütün ülkeleri kapsayan bir yaklaşımla ele alan Endonezya, bu anlamda liderlik kapasitesine sahip olduğunu ve bu role yönelik isteğini göstermiştir. Tarafsızlık ilkesi dahilinde Endonezya’nın attığı bir başka adım ise 2017 yılında dönemin Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin Jakarta’yı ziyaretinde önerdiği deniz güvenliği alanında işbirliği teklifidir. Özellikle Çin ile Endonezya arasında sorun olan Natuna bölgesini kapsayan bu teklif, Jakarta yönetimi tarafından kabul edilmemiştir.[3] Bu sayede tarafsızlık ilkesini koruyan Jakarta, hem Pekin’in olası eleştirilerini engellemiş hem de bölgeye güvenlik perspektifinden bakmak yerine ekonomik ve işbirliği çerçevesinden baktığını bir kez daha doğrulamıştır.

Lakin ASEAN’ın merkeziyetçilik stratejisinin önünde ciddi sorunlar da vardır. Her üye devletin farklı jeopolitik amaçları ve ulusal çıkarları, ASEAN’ın tarafsız bir bölgesel aktör olarak hareket etme yeteneği açısından zorlayıcı etki yaratmaktadır. Üye devletlerin Çin’e ve ABD’ye ve onların stratejilerine bakışı farklılık göstermektedir. Ekonomik olarak Çin’e bağımlı olan Kamboçya ve Laos, Çin merkezli bir bakış açısını desteklerken; Singapur ve Vietnam gibi ABD’yle iyi ilişkilere sahip olan ülkeler ise Washington’la işbirliğine daha yatkın görünmektedir.

Sonuç olarak değişen küresel sistemde ASEAN coğrafyası, jeopolitik ve jeoekonomik etkisini gün geçtikçe arttırmaktadır. Bu durum, kendisine önemli fırsatlar sunsa da ABD-Çin rekabetine bağlı olarak yeni riskler de yaratmaktadır. Bu bağlamda ASEAN merkeziyetçiliği politikası, örgüte alan açmakta ve kendi ajandasını takip etme fırsatı sunmaktadır. Açıkçası büyük güç rekabetinin bir parçası olmamasının garantisi de bu stratejide yatmaktadır. ASEAN ülkeleri, ortak amaç etrafında birleştiği oranda güçlü kalabilir. Aksi takdirde uluslararası sistemin iki ana aktörü Çin ve ABD, tek tek bölge ülkeleri üzerindeki etkisini de facto bir şekilde arttıracaktır ve bölgede bir kamplaşma yaratacaktır. Bu kamplaşma neticesinde ASEAN’ın etkisinin azalacağını ve hatta ileride dağılabileceğini öngörmek yanlış olmayacaktır.  


[1]“ASEAN Share of US-Bound Container Shipping Reaches 20%”, Hellenic Shipping News, https://www.hellenicshippingnews.com/asean-share-of-us-bound-container-shipping-reaches-20/, (Erişim Tarihi: 16.1.2021).

[2] “Indo-Pacific Concept Important for ASEAN: President Jokowi”, Cabinet Secretariat Of The Republic Of Indonesia, https://setkab.go.id/en/indo-pacific-concept-important-for-asean-president-jokowi/, (Erişim Tarihi: 17.1.2021).

[3] Leo Surydinata, “Indonesia and its Stance on the “Indo-Pacific”, Institute of Southeast Asian Studies, https://www.iseas.edu.sg/images/pdf/[email protected], (Erişim Tarihi: 17.1.2021), s. 2.

Mustafa Cem KOYUNCU
Mustafa Cem Koyuncu, Karabük Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler bölümünde Master öğrencisi olup Hint-Pasifik Bölgesi, ABD-Çin Rekabeti, uluslararası güvenlik, jeopolitik ve stratejik araştırmalar alanları üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Karabük Üniversitesi’nde eğitimine başlamadan önce, Boğaziçi Üniversitesinde Lisans eğitimini tamamlamıştır. Özel sektörde yöneticilik tecrübesi kazanmasının ardından Cem, kariyerine ANKASAM’da devam etmektedir. Cem ileri seviyede İngilizce bilmektedir.