Tarih:

Paylaş:

Batı’nın Artan Enerji Talebinin Afrika Üzerindeki Etkisi

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Rusya’ya uygulanan yaptırımlar sonucunda Rus doğalgaz ve petrol arzını askıya almaya çalışan Batılı ülkeler, bu durumun sonucunda ortaya çıkan enerji krizi nedeniyle alternatif kaynaklara yönelmektedir. Bu kapsamda gözünü Afrika ülkelerine çeviren Batı, kıtanın fosil yakıt rezervlerinde büyük potansiyeller olduğunu öne sürmektedir. Fakat artan petrol ve doğalgaz ihracatının birçok Afrika ülkesinin ekonomik istikrarını sarsacağı ve yeşil enerjiye geçişi erteleyeceği yönünde eleştiriler de vardır. Bu kapsamda Mısır’da gerçekleştirilen 2022 Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP27) ele alınan ana konulardan biri, Avrupa kıtasındaki jeopolitik gerilimlerin ve enerji güvenliğinin Afrika üzerindeki etkisi olmuştur.

Nitekim Afrika Kalkınma Bankası’nda (AfDB) önemli payları olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, İtalya, Fransa ve Almanya gibi Batılı ülkeler, enerji krizinin çözümü noktasında kıtayı bir “benzin istasyonuna” çevirmek için adımlar atmaktadır. Batılı şirketlerin AfDB’deki hisseleri, Afrika genelinde yeni doğalgaz projelerine yatırım yapılabilmesinin önünü açmaktadır.[1]

Afrika ülkelerinde doğalgaz ihracatını arttırmak, Avrupa’nın yaşadığı enerji krizi için “acil bir çözüm” anlamına gelse de üretici ülkeler açısından kısa süreli kar getirmesine rağmen uzun vadede iklim krizini daha da kötüleştirecektir. Zira doğalgaz ihracatını artırması amacıyla dünyanın en fakir kıtasına yapılan yatırımlar, kısa vadeli ve riskli bir strateji olarak değerlendirilebilir. Bunun en temel sebebi ise fosil yakıtlara olan talebin orta vadede düşecek olmasıdır. Ayrıca doğalgaz altyapısının gelişmesi, kıtanın enerji kullanımı için yeşil dönüşümü geri planda bırakmasına ve enerji krizinin etkisinin hafiflediği ilerleyen dönemlerde ihracat pazarı yoksunluğu yaşanmasına sebebiyet verebilir.

Bu kapsamda Afrikalı liderler, COP27 Zirvesi’nde konferansın gündem maddeleri arasında yer almamasına rağmen Afrika’nın enerji dönüşümüne yönelik tehditler hakkında seslerini duyurmaya çalışmıştır. Bu bağlamda zirvede konuşan Senegal Devlet Başkanı Macky Sall, “Kalkınma sürecimize zarar veren kararlar yerine makul ve adil bir yeşil geçişten yanayız.”[2] diyerek Batılı liderlerin doğalgazın bir “geçiş enerjisi” olarak kullanılacağı yönündeki iddialarına yanıt vermiştir.

COP27 Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Mısır’ın gaz endüstrisini genişletmeye istekli olduğu ve Rusya’dan yapılan ithalatın yerini almak için tedarik sıkıntısı çeken Avrupa ülkelerine alternatif olarak kendisini sunmaya çalıştığı söylenebilir. Dolayısıyla zirvenin sonunda Afrikalı liderlerin kıtanın geniş güneş ve rüzgar kaynaklarının gaza yatırım yapmaktan çok daha iyi bir seçenek olduğuna yönelik söylemlerinin karşılıksız kalacağı öngörülebilir.

Batı’nın “geçiş enerjisi” iddiaları, birçok aktivist ve analist tarafından yoksulluğuna çözüm noktasında ikna edici bulunmamıştır. Zira neokolonyal tarihin de gösterdiği gibi Afrika madenlerinin işletilmesinin ve kullanılmasının kıtayı kalkındırdığı hiçbir örnek yoktur. Bu nedenle Afrika’da emperyalist şirketlerin çıkarlarına uygun bir şekilde doğalgaz yatırımı yapmaktan ziyade; güneş ve rüzgar enerjisiyle kıtayı iklim hedefinde lider bir pozisyona getirmek hem dünya hem de Afrikalı ülkeler için en makul seçeneklerdendir.

Avrupa’nın Afrika doğalgazına ilgisi, iklim hedefleriyle de çelişmektedir. Afrika’nın fosil kaynaklarından faydalanma stratejisi; doğalgazın çıkarılması, işlenmesi ve enerji santrallerinden boru hatlarıyla taşınması gibi birçok altyapı yatırımı gerektirmektedir. Üstelik tüm bu adımlar, fosil yakıt kullanımını arttırmayı hedeflediği gibi altyapı inşalarıyla önemli miktarda metan gazı salınımı riskini de barındırmaktadır.

Üstelik kıtadaki doğalgaz kaynaklarının kullanılmasını destekleyenler, Afrika ülkelerinin gezegendeki kişi başına düşen en düşük karbon salan ülkeler arasında olduğunu da göz ardı etmektedir. Bu sebeple Batılı ülkeler tarafından çoğunlukla eski sömürgeci güçlerin neden olduğu enerji krizini; kendi enerji dönüşümleri pahasına Afrika doğal kaynaklarının çözmesini beklemek, iki yüzlülük şeklinde değerlendirilebilir.

Sonuç olarak Afrika’nın fosil yakıtlarını kullanmaya yönelik Batı’nın artan ilgisi, ülkelerin iklim hedeflerini yükseltmesini zorlaştırmaktadır. Zira artan yeni gaz yatırımı ve benzerleri, Afrika kıtasındaki yeni-sömürge faaliyetlerini arttırabilir ve olumsuz etkilerle karşılaşacak olan Afrika halklarını daha da güçsüzleşebilir.


[1] “Renewables–not Fossıl Gas”, Power Shift in Africa, https://www.powershiftafrica.org/publications/renewables-not-fossil-gas, (Erişim Tarihi: 14.11.2022).

[2] “Western Thirst for African Gas Raises Alarm at COP27”, France24, https://www.france24.com/en/live-news/20221114-western-thirst-for-african-gas-raises-alarm-at-cop27 (Erişim Tarihi: 14.11.2022).

Elif TEKTAŞ
2020 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Elif Tektaş, aynı yıl Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans programına başlamıştır. Halihazırda yüksek lisans eğitimine devam eden Tektaş, iyi derecede İngilizce bilmektedir.