Tarih:

Paylaş:

Batırılan “Moskova” Füze Kruvazörü Bilmecesi ve Rusya’ya Etkileri

Benzer İçerikler

14 Nisan 2022 tarihinde Rusya’nın Karadeniz filosuna ait “Moskova” füze kruvazörünün gizemli bir şekilde batması, Rus Donanması tarihindeki en karanlık kilometre taşlarından biri olarak kabul edilmektedir. Rusya Savunma Bakanlığı, “Moskova” kruvazöründe mühimmatın patlamasına neden olan bir yangının meydana geldiğini, ana füze silahlarının hasar görmediğini, mürettebatın tamamen tahliye edildiğini ve Sivastopol Limanı’na çekilirken çıkan fırtınadan dolayı kruvazörün battığını açıklamıştır. Fakat bu bilgilendirme, yangının neden çıktığına dair hiçbir soruya cevap vermemektedir. 

Geminin batmasıyla ilgili çok sayıda iddia söz konusudur. Birincisi, teknik bir sorun nedeniyle gemide yangın çıktığıdır. Rusya, bu savın üzerinde durulmasını istemektedir. İkincisi ise deniz mayını patlaması sonucunda kruvazörün hasar gördüğüdür.  Rusya’daki bazı yorumculara göre Ukrayna, son zamanlarda Karadeniz’e çok sayıda mayın bırakmıştır. Dolayısıyla kruvazörün hasar göresinin nedenlerinden biri de mayınlar olabilir. Üçüncüsü de kruvazörün Ukrayna tarafından vurulduğu iddiasıdır. Kremlin, söz konusu iddiayı yalanmaktadır. Kiev yönetimi ise kruvazörü “Neptun” gemisavar füzeyle vurduklarını öne sürmektedir.

Bahse konu olan kruvazör, Ukrayna’nın Odessa kıyılarında bulunuyordu. Yani Ukrayna’nın elinde bulunan “Neptun” gemisavar seyir füzelerinin isabet alanının içinde yer almaktaydı. 1970’li yıllarda kullanılan “Sovyet X-35” füzesinin geliştirilmiş bir versiyonu olan “Neptun” füzesi, 280 km’ye kadar artan menzili ve 150 kg ağırlığındaki savaş başlığının yanı sıra aktif bir arayıcıya da sahiptir. Ukrayna Ordusu’nda bu füze komplekslerinden bulunduğu söylenmektedir. Fakat Kiev, söz konusu durumun ayrıntılarını açıklamamaktadır. Bunun nedenlerinden biri ise bahsi geçen füze komplekslerin yerinin bilinmesi durumunda Rusya’nın hedefi haline gelebileceği endişesidir. Bahse konu olan füzelerin Ukrayna’da bulunduğuna dair bilginin Rusya’da da olmadığı belirtilmektedir.

Diğer bir soru ise mevzubahis kruvazörünün neden bu denli savunmasız kaldığıyla ilgilidir. Kruvazörün yanındaki diğer eskort gemilerinin işlevsiz kalması ve kısa menzilli “Osa” ve uzun menzilli “S-300F” hava savunma sistemine rağmen geminin iki füzeyle engelsiz bir biçimde vurulabilmesi daha fazla şüphelere yol açmaktadır.

Bu soruya cevap olarak farklı bir iddia öne sürülmektedir. Buna göre Rus gemisi, seyir füzeleriyle vurulmadan önce, geminin hava savunma sistemleri Bayraktar insansız hava aracından (İHA) yapılan bir saldırı sonucu devre dışı bırakılmıştır. Dolayısıyla geminin güçlü bir hava savunmasıyla donatılmış olmasına rağmen sesin altındaki bir hızda uçan seyir füzesini düşürememesi, bu sistemlerin önceden vurulmuş olabileceğine işaret etmektedir. Ukraynalılar, Rusya’ya ait savaş gemisini “Neptun” füzeleriyle vurduklarını savunurken; Reuters, anonim kaynağına atıfta bulunarak Amerikalıların da aynı fikirde olduğunu iddia etmiştir. Aynı gün Rusya’nın Kiev’e füze saldırılarında bulunduğu ve bunun kruvazöre yapılan saldırıya bir cevap niteliği taşıdığı ifade edilmektedir.

Geminin batırılmasıyla ilgili sessiz kalmayı tercih eden Rusya makamlarının önünde konuyla ilgili iki seçenek vardı. Birincisi, geminin batış nedenini teknik bir gerekçeye bağlayarak sessiz kalmaktı Zaten Rusya da bunu yapmıştır. İkincisi ise geminin vurulduğunu kabul etmek ve bunun karşılığında resmi olarak Ukrayna’ya karşılık vermektir. Rusya, zaten Ukrayna’yla bir savaş halinde olduğu için bu yönde bir açıklamanın siyasi bir getirisi olmayacaktır. Hatta Ukrayna karşısında zayiat verdiğini kabul etmiş olacaktı. Bu da Rus kamuoyunun tepkisini çekecekti. Lakin birinci seçeneğe uygun yaklaşım bile Rusya’nın prestijine vermiştir.

Dahası zikredilen kruvazörün batırılmasının somut etkileri de olmuştur. Rusya hem Ukrayna stratejisi hem de Karadeniz’deki güç dengesi bakımından yaşanan gelişmeden olumsuz etkilenmiştir. Kruvazör, Karadeniz Filosu’nun en güçlü savaş gemisiydi ve Ukrayna’yla savaştan önce bu denizde toplanan gemi grubunun en büyüğüydü. Ayrıca genel olarak Rusya Donanması’ndaki bu büyüklükteki az sayıda gemiden biriydi.  Bu tür savaş gemilerin görevi savaşmak değil; gücü sembolize etmektir. Kruvazörler savaşmak için bir silah değildir. Amacı, düşman unsurlarını caydırmaktır. Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunduğu andan itibaren Karadeniz filosunun amfibi saldırı gemi grubu, Ukrayna Ordusu’nun o bölgede askeri faaliyetlerini engellemek için tehdit eden caydırıcı faktördü. Ayrıca Odessa kıyılarını abluka altına almaktaydı. Ukrayna’nın denize çıkışını da sınırlamaktaydı. Gemi, deniz yoluyla Ukrayna’ya sevk edilmesi istenmeyen yüklerin geçişini engellemekteydi.Buna ek olarak bu tarz kruvazörler, dahil olduğu tüm gemi grubunun savaş kararlılığını arttırmaktadır. Dolayısıyla böylesi büyük gemiler, çatışmalara katılmasalar da savaş durumu ait oldukları ülke lehine değiştirmektedir.

Her şeye rağmen askeri uzmanlar, bu büyüklükteki bir gücün böyle bir çatışmada fazlalık yaptığını düşünmektedir.  Söz konusu gemi, nükleer savaş başlığı taşıma yeteneğine sahiptir ve “Vulkan” seyir anti-gemi füzeleriyle donatılmıştır. Ancak gemide nükleer silahların bulunup bulunmadığı hakkında hiçbir şey bilinmemektedir. Bahse konu olan “Vulkan” füzeleri, nükleer olmayan teçhizatta bile oldukça güçlü silahlardır. 1000 kilometre menzili ve 500 kilogramlık bir savaş başlığı, düşman gemilerini çok uzak mesafelerden tehdit etmelerine olanak vermektedir. Uçak gemisi gruplarıyla savaşmak için tasarlanmış olan bu kruvazörler, kara operasyonunda etkili değildir.

Rusya’nın Karadeniz filosunun üç seyir füzesi firkateyni, küçük füze gemileri ve “Kalibre”yi fırlatabilecek denizaltılar, artık güçlü bir uzun menzilli hava savunma sisteminden yoksun kalmıştır. Bu yüzden de kıyıdan Ukrayna’nın “Neptün” füzelerinin ulaşamayacakları bir mesafeye kadar uzaklaşmak zorunda kaldıkları söylenebilir. Nitekim basına yansıyan haberlerde, Rusya’nın Karadeniz’deki savaş gemisi grubunun geri kalan gemilerini, Ukrayna kıyılarından güneye taşıdığı bilgisi yer almaktadır. Birçok uzmana göre bu koşullar, Rusya’nın Odessa ve Nikolaev bölgesinde hazırladığı iniş operasyonunu büyük ölçüde belirsizleştirebilir.  Bu durumda çıkartma yapmak daha da zorlaşacaktır.

Rusya’nın çatışmalarda yer alacak bir grubun parçası olarak böyle bir gemiye sahip olması önemlidir. Ancak Rusya’nın Karadeniz’de Moskova Kruvazörü’nün yerini alacak başka bir gemisi yoktur. Yani Karadeniz Filosu’nda bu tür birinci sınıf savaş başka bir gemisi bulunmamaktadır.

Ukrayna’da savaş başlamadan önce Rusya, Moskova Kruvazörü sınıfından olan Pasifik Filosu’ndan “Varyag” ve Kuzey Filosundan “Mareşal Ustinov” amiral gemilerini Akdeniz’e sevk etmiştir. Batırılan Moskova Kruvazörü, bunlar arasındaki en eski savaş gemisiydi.

Rusya’nın Akdeniz’deki kruvazörlerini Karadeniz’e sevk etmesinin önünde ise Boğazlar engeli bulunmaktadır. 2022 yılının Şubat ayının sonundan bu yana Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne dayanarak savaş gemilerinin Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından geçişine izin vermemektedir. Moskova’nın en az iki gemisini boğazlardan geçirmeye çalıştığı; fakat Ankara’nın bu talebi reddettiği dile getirilmektedir.

Diğer yandan Moskova yönetiminin Akdeniz’deki güçlerini Karadeniz’e sevk etmesi durumunda, Suriye kıyılarında ve Suriye sahasında Rusya’nın aleyhine bir güç boşluğu oluşacaktır. Ukrayna Savaşı’nın ne kadar devam edeceği belirsiz olduğu için Rusya’nın Akdeniz’deki varlığı da zayıflayacaktır. Ayrıca zikredilen gemilerin batırılamayacağının da garantisi yoktur.

Üstelik Moskova Kruvazörü’nün batırılması hamlesiyle Ukrayna, her alanda savaşı sürdürme kapasitesine sahip olduğunun mesajını vermiştir. Bu ortamda Kremlin, Akdeniz başta olmak üzere diğer bölgelerdeki dengeyi bozmadan Moskova Kruvazörü’nün batırılmasını telafi etmeye odaklanacaktır. Bu da yeni bir kruvazörün üretilerek Karadeniz Filosu’na dahil edilmesini gerektirecektir.


Dr. Sabir ASKEROĞLU
Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Dr. Sabir Askeroğlu, yüksek lisans derecesini Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda almıştır. Doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda tamamlayan Dr. Askeroğlu, çeşitli düşünce kuruluşlarında görev yapmıştır. Başlıca ilgi alanları, Avrasya çalışmaları ve Rus dış politikası olan Dr. Askeroğlu, iyi derecede Rusça ve İngilizce bilmektedir.