Tarih:

Paylaş:

Chatham House Araştırmacısı Dr. Anais Marin: “Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği, Baltık Denizi’ni bir NATO gölüne çevirecektir.”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Finlandiya ve İsveç, 18 Mayıs 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaşa ilişkin güvenlik endişeleri nedeniyle dünyanın en büyük askeri ittifakı NATO’ya katılmak için resmen başvuruda bulunduklarını açıklamışlardır. Soğuk Savaş boyunca tarafsız kalmayı başaran söz konusu iki ülkenin NATO’ya katılma kararı, Avrupa güvenliği bağlamında on yıllardır yaşanan en önemli değişikliklerden biri olmuştur. İki ülkenin ittifaka katılma kararına sert tepki gösteren Rusya’nın ayrıca NATO’nun genişlemesine yanıt olarak ülkenin batısında yeni askeri üsler kuracağı iddia edilmiştir. Bu bağlamda birçok uzman ve analist, Finlandiya ve İsveç’in ittifak üyeliğiyle birlikte NATO’nun kuruluşundan bu yana gerçekleştireceği “9. Genişleme” adımının Avrupa’ya güvenlik getirip getirmeyeceğini tartışmaktadır.

Bu bilgiler ışığında Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Chatham House Araştırmacısı Dr. Anais Marin’le görüşmelerde bulunmuştur. İlgili röportaj, aşağıda dikkatlerinize sunulmaktadır.

  • Rusya-Ukrayna Savaşının Patlaması NATO’nun Avrupa Güvenliğine Bakış Açısını Nasıl Değiştirdi?

Şubatın son haftalarında ortaya çıkan savaş, Rusya’nın rövanşist ve tarihsel bir adaletsizlik olarak algıladığı durum için intikam peşinde koşan bir devlet olduğunu daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Rusya, Soğuk Savaş sonrası düzenin kaybedeni konumundadır ve buna yönelik 2014 yılındaki Kırım ilhakı örneğinde gördüğümüz gibi uluslararası normları ve hukuku çiğnemeye varan bir meydan okuma sergilemektedir. NATO, Rusya’yı “tehdit” olarak değerlendiren bir anlayışla ortaya çıkmıştır ve artık yalnızca Ukrayna için değil, özellikle tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki gibi küresel çapta bir tehlike arz etmektedir.

Rusya’nın Yakın Çevre Doktrini, yalnızca Baltık ülkeleri ve Doğu Avrupa’yı değil, Macaristan gibi Orta Avrupa ülkelerini de hedef almaktadır. Dolayısıyla Baltık ülkeleri gibi SSCB’nin bir parçası olan ülkelerde zaten var olan Rusya’ya yönelik bu tehdit algısı, Ukrayna işgali ile Almanya ve Fransa gibi Avrupa Birliği’nin (AB) merkezindeki ülkeler tarafından da hissedilmeye başlanmıştır.

Ukrayna’ya savaş açana kadar Rus tehdidi, Merkez Avrupa ülkeleri için uzak bir anlayıştı, ancak Ukrayna’daki savaş birdenbire herkesin aynı çizgide buluşmasına neden olmuştur. Bu durumun NATO için avantajları bulunmaktadır. Avrupa ülkelerinin tekrar “tek” bir ülkeyi tehdit olarak değerlendirmesi ve ötekileştirmesi NATO’nun daha “birleşik” ve dolayısıyla daha dirençli görünmesine yol açmıştır.

Bu zamana kadar NATO’nun Rusya’yı yatıştırma ve saldırganlıktan uzak tutma çabaları işe yaramamıştır. Bu nedenle ittifak artık “hazır ve yetenekli” olduğunu göstermek durumunda kalmıştır. Moskova’daki karar alıcılar özellikle de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin “öngörülemez” olduğundan Avrupa’nın ve tüm dünyanın güvenliği için en kötüsüne hazır olması gerekmektedir. Bu kapsamda Avrupa’daki bir savaşın gıda, enerji güvenliği ve mülteciler gibi geniş çaplı yan etkileri için güçlü bir savunma mekanizmasına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır.

  • Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya Başvurma Kararları Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Finlandiya’da uzun yıllar yaşamış ve Helsinki’de bir düşünce kuruluşu olan Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalışmış biri olarak Ukrayna Krizi’nin patlak vermesine kadar NATO üyeliğiyle ilgili herhangi bir iç tartışma bulunmadığını net bir şekilde ifade edebilirim. Bunun yerine Rusya’nın düşman olarak algıladığı herhangi bir ittifakın dışında kalarak Finlandiya’nın ulusal güvenliğinin daha iyi garanti altına alınabileceği konusunda bir fikir birliği vardı.

24 Şubat 2022’de Ukrayna’nın işgali ile bu durum, kamuoyunun Rusya’ya ve ardından Finlandiya’nın güvenlik çıkarlarına yönelik algısındaki önemli bir değişimin bir sonucu olarak kökten değişti.

Uzun yıllar boyunca Finlandiya ve İsveç’in uluslararası sistemde belirledikleri duruşları tartışmaya açık olmayan konumdaydı. Fakat, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle bu durum ani bir şekilde kökten değişti. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, Finlandiya ve İsveç’i tamamen “U dönüşü” yapmaya ve kimliklerinin bir parçası olduğu için son derece önemli olan tarafsızlık politikalarını terk etmeye itmiştir. Söz konusu politik anlayış sayesinde Soğuk Savaş sırasında tarafsızlığını koruyan Finlandiya hem Batı Dünyası’na yönelmediği için egemenliğini koruyabilmiş hem de Rusya’yı gücendirmediği için iki kutup arasında bölgesel ve dengeleyici bir aktör olmayı başarabilmiştir.

Finlandiya’nın Rusya ile 1340 km uzunluğunda bir sınırı paylaşmaktadır. Bu yüzden kendi güvenlikleri için NATO’ya katılmamaları ve bunun yerine örneğin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nda (AGİT) dengeleyici bir rol oynamaya çalışmaları gerektiğini anladılar. Ancak 2008 yılındaki Rusya-Gürcistan Savaşı ve özellikle Rusya’nın 2014 yılından bu yana Ukrayna’ya yönelik saldırganlığının ardından söz konusu durum değişmeye başlamıştır.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana Finlandiya’daki güvenlik anlayışı kökten değişmiştir. İskandinav toplumları, demokrasi normuna verdikleri önem itibariyle her zaman fikir birliği arayışında olmuşlardır ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde yaşandığı kadar NATO’ya katılım konusunda ortak bir anlayış görülmemiştir. Bu tür demokratik ülkeler için önemli olan “kamuoyu düşüncesi” de kökten değişmiştir. Savaşın patlamasıyla özellikle Finlandiya’da kamuoyu radikal bir şekilde değişmiş ve bu kapsamda Finlandiya Hükümeti, NATO’ya katılım çağrısını yapma konusunda kendini daha yetkin ve özgüvenli hissetmiştir.

Krizin patlak vermesi ve bununla ilişkili olarak güvenlik algısındaki ani değişim, kamuoyunun kritik öneme sahip olduğu bu ülkelerin referandum bile yapmadan NATO’ya katılım talebi konusunda süreç başlatmalarına neden olmuş ve halktan da yine büyük destek almıştır.

  • Söz Konusu Ülkeler NATO’ya Kabul Edilirse Bölgesel Güvenlik Anlayışı Nasıl Değişebilir?

Eğer İsveç ve Finlandiya NATO’ya kabul edilirlerse, Avrupa güvenlik anlayışında hem küresel hem de bölgesel olarak farklı bir anlayış ortaya çıkabilir.

Küresel açıdan bakacak olursak, söz konusu ülkeleri bünyesine katması NATO için net fayda anlamına gelmektedir. Zira, bu ülkelerin özellikle de Finlandiya’nın güçlü, iyi eğitimli ve donanımlı orduları bulunmaktadır. Finlandiya, rezervleri bakımından önemli bir ülkedir. Savaşma yeteneği olan personel sayısı yaklaşık 1 milyondur. Ayrıca Finlandiya’nın Kış Savaşı (1939-1940) sırasında Sovyet Ordusu’yla savaşma ve Rus mantığını anlama noktasında tecrübesi bulunmaktadır. Ayrıca, ulusal güvenlik anlayışında Fin halkının “bütün toplum (whole of society) anlayışı” bulunmaktadır. Bu durum da nüfusun diğer Batı ülkelerine kıyasla daha seferber hareket edebilmesine yol açmaktadır. Buna ek olarak Finlandiya Ordusu, ülke savaşta olsa bile toplumun ekonomik, askeri, tıbbi ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitededir. Bu kapsamda Finlandiya’nın NATO’ya katılması diğer NATO ülkelerine de çok şey katacaktır. NATO ve Finlandiya’nın uzun süredir devam eden sıkı işbirlikleri göz önüne alındığında bu önem daha iyi anlaşılacaktır. NATO’nun diğer üyeleri için bu durum, koordinasyon ve “yetenekler arası” işbirliği noktasında kolaylık anlamına gelmektedir. Bu nedenle söz konusu üyelikler, NATO için net fayda olacaktır.

Bölgesel olarak ise söz konusu iki ülkenin NATO’ya katılımı son derece kritik bir hamle olacaktır. Çünkü bu üyelikler Baltık Denizi’ndeki askeri dengeleri tamamen değiştirecektir. Rusya’nın dış bölgesi Kaliningrad ve o bölgedeki “A2/AD” yetenekleri ortadan kaldırılmış olacaktır. Kaliningrad, Baltık ülkelerine tehdit oluşturmakta ve bu ülkeler için NATO’nun geriye kalanından izole olma riski taşımaktadır. Böylece İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı Kaliningrad’daki Rus ordularını daha savunmasız bir pozisyona sokacaktır. Örnek vermek gerekirse, Rusya’nın Belarus’taki askeri varlığını kullanması ve Suwalki Boşluğu olarak bilinen 90 km’lik bu arazi şeridine erişim sağlaması, ki bu durum Rusya’nın yalnızca 2-3 gününü alacaktır, başta Litvanya ve Polonya olmak üzere Baltıkların işgale açık bir hale gelmesiyle sonuçlanabilir. Rusya, Blitzkrieg (Yıldırım Harekâtı) stratejisini kullanarak Suwalki Koridoru’nu Kaliningrad ile birleştirebilir. Bu, Baltık ülkelerinin NATO’dan ve tüm Avrupa’nın geri kalanından izolasyonuna neden olabilir.  

Eğer İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olursa, Rusya’nın Baltık bölgesini tamamen unutması gerekecektir. Bu kapsamda söz konusu iki ülkenin NATO üyesi olması sadece onlara değil diğer Baltık ülkelerine de bir rahatlama sağlayacaktır. Basitçe, bu iki ülkenin NATO üyeliği, Baltık Denizi’ni bir NATO gölüne çevirecektir.

Diğer yandan ise Finlandiya ve İsveç’in hızlandırılmış bir şekilde NATO şemsiyesi altına girmesi, yalnızca NATO’nun dayanıklılığını göstermekle kalmayacak ayrıca NATO’nun birliği ve karşılık verme kapasitesi noktasında Rusya’ya önemli mesajlar verecektir. Bu mesajlardan bir tanesi de Ukrayna’ya umut aşılamak olacaktır. Finlandiya ve İsveç örneği, bir gün Ukrayna’nın da hızlandırılmış bir şekilde NATO’ya kabulünü sağlayabilir.

  • Muhtemelen Bildiğiniz Gibi, Rusya Dışişleri Bakanlığı, Finlandiya’nın İttifaka Kabul Edilmesi Halinde Moskova’nın Belirsiz “Askeri-Teknik” Önlemler De Dahil Olmak Üzere Yanıt Vermek Zorunda Kalacağı Konusunda Hızlı Bir Şekilde Uyardı. Bu Bağlamda Atılması Gereken İlk Adımlar Neler Olabilir?

Rusya Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarına rağmen benim görüşüme göre Rusya, Finlandiya’nın NATO üyeliğine yönelik askeri anlamda bir karşılık vermeyecektir.  Finlandiya ve İsveç’in resmi olarak NATO üyesi olmadığı ve bu bağlamda 5. Madde’nin uygulanamadığı önümüzdeki bu 2-3 aylık dönem tehlike arz etmektedir. Fakat yine de Rusya, Doğu ülkeleriyle bir çatışma başlatmaya hem istekli hem de kabiliyetli değildir.

Son yıllara kadar Finlandiya ve Rusya’nın arasında iyi komşuluk ilişkilerinin olduğu bilinmektedir. Rusya, Ukrayna’yı bir tehdit olarak icat etmeden önce Finlandiya’yı da bir tehdit olarak görmemekteydi. Finlandiya’nın Rusya ile iyi komşuluk ilişkilerini korumaya istekli olduğu Moskova’da bilinmekte ve takdir edilmektedir. Rusya, Finlandiya’yı bir tehdit olarak kabul edemez ve muhtemelen de etmeyecektir, yani kendi güvenliğine yönelik bir Fin tehdidi icat etme riski düşüktür. Dolayısıyla hem Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamaları hem de Rus yayınlarındaki propaganda haberleri “kılıç göstermekten” farklı bir şey değildir. Yapabilecekleri tek şey diplomatik ve ekonomik yaptırımlara başvurmaktır. Bu kapsamda Rus doğalgaz devi Gazprom’un Finlandiya’ya gazı kesmesi gibi karşılıklar görülecektir. Ancak Finlandiya, tüm bunlara hazırlıklıdır.

Helsinki, Rusya ve Ukrayna arasında yaşananları sadece savaş kapsamında değil, uzun yıllardır yakından takip etmiş ve gerekli çıkarımları yapmıştır. Diğer bir konu da sivil toplumu veya kritik altyapıları hedef alan ve uluslararası hukuk açısından mutlaka bir saldırı suçu olarak nitelenmeyecek olan belirgin bir hibrit saldırı tehdididir. Siber saldırılarda dahil olmak üzere Finlandiya, Rusya’dan gelebilecek her türlü hibrit ataklara karşı dayanıklılık ve bağışıklık geliştirmiştir. Ki bu söz konusu hibrit-ataklar uzun zamandır devam etmektedir. 2007 yılında Rusya’nın yaptığı düşünülen ve Estonya’ya sarsan siber saldırının ardından Finlandiya ile yakın ilişkileri bulunan Estonya’nın bu kapsamda Helsinki’ye tecrübelerini aktardığı bilinmektedir. Her iki ülke Baltık Denizi’nin altındaki kablolardan gelebilecek siber saldırılara bile hazırlıklıdır.

Bundan 10 yıl öncesinde Finlandiya’nın savunmasız olduğu bilinmekteydi. Çünkü “Rus yanlısı” diyemeyeceğimiz siyasi elitler, Rusya’nın gücenmesine yol açabilecek her türlü karardan kaçınmaktaydılar. Bazıları bu Fin elitlerinin KGB tarafından fonlandığını bile söylüyordu. Ancak mevcut şartlarda bu elitler artık azınlık durumundadır ve hiçbir sosyal tartışma ve politik söylem üzerinde etkileri yoktur. Artık dışarıdan gelen her türlü dezenformasyon, hükümet ve politikalarına yönelik eleştiri ve algı saldırılarının üzerinden gelmek Finlandiya için mümkündür. 

Böylece geriye Rusya’nın yapabileceği bir şey kalmayacaktır. Karşısında artık daha özgüvenli ve sağlam duran İsveç-Finlandiya-NATO üçlüsü tarafından bastırılma ihtimali doğmaktadır. Bu noktada iyi seviyede bir hazırlık söz konusudur. Çünkü tüm ülkeler 2014 yılındaki Kırım ilhakından beri Rusya’ya karşı hazırlanmaktadır. Bu tarz saldırıların gerçekleşme ihtimalinin zayıf olduğunu düşünüyorum. Ancak gerçekleşse bile konumuz olan ülkelerin tepki yetenekleri gelişmiş durumdadır.

Rus siyasilerinin açıklamaları yalnızca sözlerden ve tehditlerden ibarettir. Temelde Rusya çok fazla değişmemiştir. Bu ülkelerin NATO’ya girmeleri Baltık ve Nordik ülkelerine saldırı ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Dahası Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği, Rus saldırganlığını bölgesel olarak değiştirecektir. Küresel olarak Rusya için hedef hala Amerika Birleşik Devletleri’dir (ABD). Ancak ABD’ye karşı olsa bile Rusya’nın NATO ile bir mücadeleye girmesi mümkün görünmemektedir.

  • Yakın Gelecekte Rusya ile NATO Arasında Bir Askeri Çatışmaya Tanık Olmamız Sizce Ne Kadar Olası?

Rus siyasilerinin açıklamaları yalnızca sözlerden ve tehditlerden ibarettir. Temelde Rusya çok fazla değişmemiştir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmaları Baltık ve Nordik ülkelerine saldırı ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Dahası Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği, Rus saldırganlığını bölgesel olarak değiştirecektir. Küresel olarak Rusya için hedef hala Amerika Birleşik Devletleri’dir (ABD). Ancak ABD’ye karşı olsa bile Rusya’nın NATO ile bir mücadeleye girmesi mümkün görünmemektedir. Benim görüşüme göre bu durum imkansıza yakındır. Rusya, NATO ile bir çatışmaya girmesi durumunda nükleer silahların devreye gireceğinin farkındadır.  

Eğer Putin aklını kaybetmezse “Nükleer bir Armageddon” başlatmaktan kaçınacaktır. Aksi taktirde ülkelerin haritadan silindiğini görebiliriz. Ben ufak çatışmaların olabileceğini öngörüyorum, ancak bu askeri çatışmaların seviyesi NATO’nun 5. Maddesinin altında kalacaktır.


Elif TEKTAŞ
2020 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Elif Tektaş, aynı yıl Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans programına başlamıştır. Halihazırda yüksek lisans eğitimine devam eden Tektaş, iyi derecede İngilizce bilmektedir.