Tarih:

Paylaş:

Çin Neden Tayvan’a Müdahale Edemez?

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

23   Şubat   2022   tarihinde   Rusya   Devlet   Başkanı   Vladimir   Putin’in ulusa sesleniş konuşmasının ardından başlayan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik müdahalesi, dünya kamuoyunun dikkatini bu bölgeye çekmiştir. Yeni bir jeopolitik dalgalanma yaratan söz konusu savaşa ilişkin pek çok analiz ve yorum yapılmakta, geleceğe yönelik tahminler yürütülmektedir. Bir taraftan Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi Avrupa merkezli bir güvenlik krizi yaratırken; diğer taraftan da gözler Doğu Asya’ya, binlerce kilometre uzaklıkta bulunan Tayvan Adası’na çevrilmiştir. Bu noktada Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesine benzer bir şekilde Çin’in de Tayvan’a harekat düzenleyip düzenlemeyeceği sorusu tartışılmaya başlanmıştır.

Bazı uzmanlar, Ukrayna ile Rusya arasındaki durumun, Tayvan ve Çin arasındaki ilişkiyle benzerlikler taşıdığını iddia etmiş ve bahsi geçen bölgenin de karışacağını öne sürmüştür. Nitekim Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinden önce, 4 Şubat 2022 tarihinde Vladimir Putin’in Çin’de düzenlenen Olimpiyat Oyunları için Pekin’e bir ziyaret düzenlemesi ve bu ziyarette “Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler ve Sürdürülebilir Küresel Kalkınma Hakkında Rusya Federasyonu’nun ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Bildirisi” başlıklı kapsamlı bir deklarasyonun yayınlanması, şüpheleri arttıran bir gelişme olarak yorumlanmıştır. Bununla birlikte Rusya’nın askeri harekatıyla eş zamanlı olarak, Tayvan Savunma Bakanlığı’nın Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na ait 8 J-16 avcı uçağı ve bir Y-8 keşif uçağının Air Defence Information Zone/Tayvan’ın Hava Savunma Tanıtım Bölgesi’ne (ADIZ) girdiğini açılaması,[1] bir başka şüphe arttırıcı gelişme olarak değerlendirilmiştir.

Şüphesiz 1949 yılında Çin ana karasında, komünistler ile milliyetçiler arasında yaşanan iç savaştan komünistlerin galip gelmesi ve bunun sonucunda milliyetçilerin Tayvan Adası’na geçmesiyle başlayan Tayvan Sorunu, uluslararası ilişkiler alanında söz konusu adanın sıcak çatışma yaşanması muhtemel bölgelerden biri olarak görülmesine yol açmıştır. Pekin, dış politikasının temellerinden birisi olan “Tek Çin” politikası gereği, adayı kendi toprağı olarak görmekte ve bir gün ana kara ile adanın birleşeceğini söylemektedir. Peki, Çin’in tarihsel hafızasında ve dış politika stratejisinde yer alan Tayvan’a yönelik bir askeri müdahale ne derece mümkündür?

Ukrayna’daki sıcak çatışmanın gündemi meşgul etmesinden ve Çin’in ADIZ ihlalinden sıyrılıp daha gerçekçi ve derin bir pencereden bakıldığında, kısa dönemde Pekin’in Tayvan’a müdahale planının hata olacağı ve bu ihtimalin olmadığını söylemek mümkündür. Öncelikle Çin’in Tayvan’ın ADIZ bölgesini ihlal etmesinin bir harekatın sinyali olduğu tezi hatalı bir yaklaşımdır. Zira Çin, geçmişten beri Tayvan’ın ADIZ bölgesini çeşitli aralıklarla ihlal etmektedir.  24 Şubat 2022 tarihinde yapılan ihlalin geçmişteki ihlallerden bir farkının olmadığı, genel olarak Pekin’in Tayvan’a karşı bir yıpratma operasyonu içinde olduğu ifade edilebilir.

Çin’in mevcut konjonktürde Tayvan’ı işgal etmesinin bir hata olacağı tezinin sebeplerinden biri de zamanlamadır. Çin ve Rusya yıllardan beri Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) hegemonyasına karşı ortak hareket etmektedir. Bu ortaklıkta Çin, her zaman daha güçlü bir ülke konumunda görülmüş ve ABD hegemonyasına en güçlü alternatif olarak küresel sistemde yer almıştır. Bu sebeple Çin önce, mevcut sistemde başat aktör olmak ve daha sonra da kendi sinosentrik düzenini kurmak için ideolojisinin üstünlüğünü vurgulama gayesi içine girmiştir. Mevcut zamanlamada Çin’in Tayvan’a müdahalede bulunması, Rusya’nın altında “fırsatçı bir ülke” olarak görülmesine yol açacaktır. Kuşkusuz küresel sistemi dönüştürmek isteyen, bütün dünyadaki halkları kendi yanına çekmek isteyen ve bu doğrultuda “İnsanlık İçin Ortak Kader Topluluğu” ideolojisini savunan Çin’in Rusya’nın altında görülme ya da fırsatçılık damgası yemesi, taşımak istemeyeceği bir imaj olacaktır. Ayrıca Tayvan’a olası bir müdahale, Ukrayna örneğinde görüldüğü gibi, ABD’nin küresel liderlik imajını güçlendirecektir. Bölge ülkelerinin Çin’le egemenlik sorunları olduğu da düşünüldüğünde, Hint-Pasifik’te güçlü bir Çin karşıtı söylemin başlayacağı öngörülebilir.    

Çin’i Tayvan’ın işgalinden alıkoyacak bir başka sebep, askerî harekât kapasitesidir. Bir bölgeye askeri bir harekât yapmak ve o bölgeyi kalıcı bir şekilde ele geçirmek, her geçen gün zorlaşmaktadır. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler, savaş tecrübesi, savaş maliyetlerinin giderek artması, sosyal medyanın dezenformasyon aracı olarak kullanılması, şehirlerin savaş alanı içine girmesi, asimetrik unsurların daha efektif hale gelmesi, insansız hava araçları teknolojilerinin gelişmesi ve lojistik maliyetler gibi etkenler, günümüzde savaş kararı alınmasını engelleyen faktörlerdir. Nitekim Rusya’nın müdahalesinde bu faktörlerin ne kadar etkili olduğu somut bir şekilde görülmektedir. Ukrayna’yla sınırdaş olan ve dünyanın en güçlü ikinci ordusu olarak değerlendirilen Rusya’nın, müdahale boyunca gösterdiği askeri zaaf, bu durumun en güncel örneğini sunmuştur.

Tayvan, Ukrayna’nın Rusya için oluşturduğu zorluklara ek olarak Çin’e daha büyük bir zorluk sunmaktadır. Bilindiği gibi Tayvan, bir adadır. Tarihteki örnekler ışığında değerlendirildiğinde (İngiltere, Portekiz, ABD, İspanya, v.b.) denizlere hâkim olan aktörler, savunmada daha başarılı olmaktadır. Bu durumun temel sebebi, saldıran kuvvetin amfibi harekât yapma zorunluluğudur. Bu tarz bir harekât; ileri teknoloji, koordinasyon, savaş tecrübesi ve elverişli coğrafi koşullar gerekmektedir.

Şi Cinping’in Çin Devlet Başkanı olmasından itibaren Pekin’in artan gücü askeri kapasitesine de yansımıştır. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun modernizasyon süreci hem kara hem deniz hem de hava gücünün gelişmesini sağlamıştır. Özellikle de Çin Donanması, her ne kadar güç kapasitesi açısından olmasa da sayısal anlamda büyük bir artış göstermiştir. Lakin Pekin’in artan askeri gücü henüz sınanmamıştır. Çin’in 1988 yılında Johnson South Reef üzerinde Vietnam’la küçük bir deniz çatışması ve 1979 yılında Vietnam Ordusu’yla yaptığı savaş haricinde savaş tecrübesi bulunmamaktadır.[2] Bu sebeple Çin’in her ne kadar hava ve deniz ordusunun envanteri, giderek teknolojik silahlarla dolsa da karasal bir alan hakimiyeti kapasitesinin ne derece etkili olduğu bilinmemektedir. Üstelik Tayvan’ın Çin’e bakan kısımlarındaki sahillerden yükselen dik dağlar, olası bir çıkarmanın başarılı olma ihtimalini düşürmektedir.

Ukrayna ve Tayvan’ı birbiriyle karşılaştıranlar, askerî açıdan bir noktayı atlamaktadır. Ukrayna’nın müdahaleye uğrayacağı ihtimalinin gerçekleşeceği, son ana kadar tartışmalı bir konu olurken; Tayvan, yıllardır bu yöndeki bir beklentiyle hareket etmekte ve savaşa etki edecek bütün unsurlarını (sivil-askeri) söz konusu tehdide göre dizayn edip eğitmektedir. ABD askerlerinin adadaki varlığı,[3] Pasifik’te ABD ve müttefiklerinin artan askeri kapasitesi gibi diğer unsurlar da dikkate alındığında, Pekin’in böyle bir müdahalede başarı şansının zayıf olacağı gibi kendi imajını zedeleyecek bir sonuçla da karşılaşacağı öne sürülebilir.

Çin’in Tayvan’a müdahalesini zorlaştıracak son ama belki de en önemli neden, iktisadi gerekçelerdir. Çünkü Pekin’in geçmişten günümüze kadar geçen sürede yakaladığı en büyük başarı, ekonomik büyümedir. 1978 yılında başlayan ekonomik ve kültürel reformlar, Çin’in dış dünyayla bütünleşmesini sağlamış ve ihracat temelli bir büyüme imkânı yaratmıştır. Pekin’in gerçekleştirdiği ekonomik büyüme, 748,5 milyon insanın aşırı yoksulluktan kurtarılmasına ve bu oranını %66,3’ten %0,3’e düşürmesini sağlamıştır. 2013 yılında başlatılan Kuşak-Yol Projesi’yle birlikte Çin, bir basamak daha atlayarak dünyanın bütün bölgelerine yatırım yapmış, yeni pazarlar oluşturmuş ve buna bağlı olarak diplomatik ve kültürel güç elde etmiştir. Bu şartlar altında Çin’e en çok zarar verecek olay, Çin’in yabancı pazarlardan dışlanmasına neden olacak yaptırım dalgası olacaktır. Ukrayna Krizi’yle Rusya da küresel sisteme daha az entegre olmasına rağmen bunun zorluğunu yaşamaya başlamıştır. Üstelik yaptırım uygulama gücüne sahip ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Çin’in en büyük pazarlarını oluşturmaktadır. 2020 yılının verilene göre, ABD ile Çin arasındaki hizmet ve mal ticaretinin toplam hacmi, 615,2 milyar dolardır.[4] AB’nin verilerine göre ise 2019 yılında Avrupa ile Çin arasındaki hizmet ve mal ticaretinin toplamı, 646, 5 milyar avrodur.[5] Dahası söz konusu ticarette Çin, ticari fazla veren ülke konumundadır.

Mevcut şartlarda Çin, böyle bir avantajdan soyutlanma riskini göze alamayacaktır. Zira unutulmamalıdır ki Çin, her gün 1,5 milyar insanı doyurmak zorundandır. Geçmiş dönemde yaşanılan açlık ve kıtlık, Çin’in karar alıcılarının hafızalarından çıkartamayacağı acılarla doludur. Bu sebeple de Tayvan’a yönelik yapılacak yanlış bir hesap, Pekin aleyhine geri dönülemez bir zorluğun kapıları açacaktır.  

Çin’in olası Tayvan müdahalesi nedeniyle yaratacağı çip krizi de olayın bir başka ekonomik yönüdür. Dünya’daki teknolojik ürünlerin hemen hemen her alana girmesiyle birlikte çip ihtiyacı ve bunun tedarik zinciri, giderek kritik hale gelmiştir. Özellikle de Covid-19 salgını boyunca çip üreten fabrikaların kapanması, dünyanın hemen hemen bütün sektörlerinde domino etkisi yaratmış ve küresel ticareti sekteye uğratmıştır. 2020 yılının verilerine göre Tayvan, dünya çip üretiminin %63’ünü tek başına karşılamaktadır. Bu üretimden de 85,1 milyar dolarlık bir gelir elde etmiştir.[6] Çin’in olası operasyonu düşünüldüğünde dünya, Covid döneminden daha büyük bir arz sorunu yaşayacaktır ve bu durum, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların daha sert haliyle Çin’e cevap vermesine neden olacaktır. Böyle bir tablo, Çin’in isteyeceği en kötü senaryodur.

Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, sonuçları itibarıyla farklı değişimlere yol açacaktır. Çin özelinde düşünüldüğünde ise Moskova’nın müdahalesi, Çin’in Tayvan’a harekat düzenlemesini kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştırmıştır. Eski Almanya Genelkurmay Başkanı Helmuth von Moltke’nin “Hiçbir savaş planı, düşmanla temastan sağ çıkamaz. Savaş, tüm kurallar ve süreçler üzerinde sonuç yaratma yeteneğine sahiptir.” tespiti, Rusya-Ukrayna Savaşı’yla bir kere daha doğrulanmıştır. Şüphesiz Çin’in Tayvan’a müdahale etme planları, Çin Genelkurmay arşivlerinde de vardır. Burada asıl merak edilen konu, zamanlama ve bu planı raftan indirme iradesidir. Lakin yaşanılan son hadiseler ışığında, Çin’in bir operasyon planını uygulamaya koyması, rasyonalitenin kaybolduğu izlenimi verecektir. Buradaki ilginç soru ise ABD’nin Tayvan’a müdahalede bulunma noktasında Pekin’i tahrik edip etmediğidir. Aslında bu sorunun yanıtı, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik harekatından sonra yaşanan gelişmelerde saklıdır.


[1] “Air Activities in the Southwestern ADIZ of R.O.C.”, Ministry of National Defense, https://www.mnd.gov.tw/English/Publish.aspx?title=News%20Channel&SelectStyle=Military%20News%20Update%20&p=79597,(Erişim Tarihi: 04.03.2022).

[2] Timothy R. Heath, “China’s Military Has No Combat Experience: Does It Matter?”, Rand Corporation, https://www.rand.org/blog/2018/11/chinas-military-has-no-combat-experience-does-it-matter.html, (Erişim Tarihi: 05.03.2022).

[3] “Taiwan President Confirms U.S. Troops Training Soldiers on Island”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/taiwan-president-confirms-us-troops-training-soldiers-island-cnn-2021-10-28/, (Erişim Tarihi: 05.03.2022).

[4] “The People’s Republic of China”, Office of the U.S. Trade Representative, https://ustr.gov/countries-regions/china-mongolia-taiwan/peoples-republic-china#:~:text=U.S.%20goods%20and%20services%20trade,was%20%24285.5%20billion%20in%202020. (Erişim Tarihi: 05.03.2022).

[5] “China”, European Commission, https://ec.europa.eu/trade/policy/countries-and-regions/countries/china/, (Erişim Tarihi: 05.03.2022).

[6] Yen Nee Lee, “2 Charts Show How Much the World Depends on Taiwan for Semiconductors”, CNBC, https://www.cnbc.com/2021/03/16/2-charts-show-how-much-the-world-depends-on-taiwan-for-semiconductors.html, (Erişim Tarihi: 05.03.2022).

Mustafa Cem KOYUNCU
Mustafa Cem Koyuncu, Karabük Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler bölümünde Master öğrencisi olup Hint-Pasifik Bölgesi, ABD-Çin Rekabeti, uluslararası güvenlik, jeopolitik ve stratejik araştırmalar alanları üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Karabük Üniversitesi’nde eğitimine başlamadan önce, Boğaziçi Üniversitesinde Lisans eğitimini tamamlamıştır. Özel sektörde yöneticilik tecrübesi kazanmasının ardından Koyuncu, kariyerine ANKASAM’da devam etmektedir. Koyuncu, ileri seviyede İngilizce bilmektedir.