Tarih:

Paylaş:

Çin’in Hint-Pasifik’e Bakışı: Köpük gibi Dağılacaklar mı?

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

1920’li yıllarda Alman Jeopolitikçi Karl Ernst Haushofer’e kadar dayandırabileceğimiz Hint-Pasifik kavramı, Eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin Hindistan Parlamentosu’ndaki “İki Denizin Birleşmesi”[1] başlıklı konuşmasıyla uluslararası ilişkiler alanında yer edinmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Batı kıyılarından Afrika Kıtası’nın Doğu kıyılarına kadar uzanan geniş bir coğrafyayı temsil eden söz konusu bölge; en güçlü ordulara sahip ülkeleri, en kalabalık nüfuslu devletleri, en güçlü ekonomileri ve en aktif ticaret rotalarını bünyesinde toplamıştır. Bu sebeple Hint-Pasifik hem günümüzde hem de gelecekte büyük güç rekabetinin yaşandığı ve yaşanacağı alan olarak ön plana çıkmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan ABD hegemonyası ve deniz hakimiyeti, Hint-Pasifik’in bir ayağı olan Pasifik Okyanusu’nun “ABD Gölü”[2] olarak anılmasına neden olmuştur. Sonraki süreçte ABD’nin batı eyaletlerinin; Japonya, Güney Kore, Tayvan, Hong Kong ve Singapur gibi ülkelerle ekonomik ilişkilerini arttırması, bölgeye bir dinamizm getirmiş ve bu coğrafya, Asya-Pasifik olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

1978 yılında ekonomik ve kültürel reformlara başlayan Çin’in barışçıl yükselişinin 2010’lu yıllardan sonra daha proaktif bir dış politikaya evrilmesiyle bölge, yeni bir rekabete şahit olmuştur. Çin’in Hint-Pasifik’teki yükselişi, yeni jeopolitik algılamalara, birliklere, ekonomik girişimlere ve güvenlik algılamalarına yol açmıştır. Yeni düzenin yarattığı algılamalara paralel olarak ABD, yükselen Çin karşısında yeni bir stratejiye ihtiyaç duymuştur. Bu bağlamda Washington; söylem gücünü kullanarak bölgenin coğrafi uzantısını genişletmiş ve Asya-Pasifik söylemini Hint-Pasifik’le değiştirmiştir. Lakin, ABD merkezli bir kavrama ve ona göre oluşturulacak stratejilere sıcak bakmayan Çin, Hint-Pasifik kavramının bölgeyi istikrarsızlaştıracağına ve tehditleri arttıracağına inanmaktadır. 22 Mayıs 2022 tarihinde Pakistan Dışişleri Bakanı Bilawal Butto Zerdari’yle yaptığı görüşmenin ardından Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Hint-Pasifik’le ilgili şu açıklamalarda bulunmuştur:[3]

“ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisi, başta Asya-Pasifik ülkeleri olmak üzere dünyada giderek daha fazla endişeyi ve teyakkuzu tetikliyor. Sözde “Hint-Pasifik Stratejisi”, yalnızca “Asya-Pasifik” adını ve Asya-Pasifik bölgesindeki etkin bölgesel işbirliğini bitirmeyi değil; aynı zamanda yıllardır ortak çabalarla Asya-Pasifik ülkeleri tarafından desteklenen barışı ve kalkınmadaki başarıyı da silmeyi amaçlamaktadır… Gerçekler; sözde Hint-Pasifik Stratejisi’nin özünde bölünmeler yaratan, çatışmaları körükleyen ve barışı baltalayan bir strateji olduğunu kanıtlayacaktır. Sözde Hint-Pasifik; ne kadar şişirilmiş veya gizlenmiş olursa olsun, başarısız bir strateji olmaya mahkumdur.”

Diğer iki kavramın aksine Hint-Pasifik kavramı, ABD’nin inisiyatifinden ziyade; Çin’in Pasifik ve Hint Okyanusu’na uzanma hamlesine karşı verilmiş zaruri bir cevabı yansıtmaktadır. Zira 2012 yılında Çin Devlet Başkanı olan Şi Cinping, selefleri tarafından uygulanan “niyetini gizle” stratejisini terk ederek “Çin Rüyası”nı gerçekleştirmek amacıyla yayılmacı bir politika izlemiştir:[4]  

“Sürekli çaba göstermeli, yılmaz bir iradeyle ilerlemeye devam etmeli, Çin özellikleri taşıyan büyük sosyalizm davasını sürdürmeye devam etmeli ve Çin ulusunun büyük bir gençleşme hayalini gerçekleştirmek için çaba göstermeliyiz.”

Söz konusu hedef doğrultusunda Şi, tarihi referanslarla Kuşak-Yol Projesi başlatmış ve bu girişim üzerinden siyasi, kültürel ve ticari kazanımlar elde etmiştir. Bir taraftan ekonomik gücünü arttıran Pekin; diğer taraftan da başta donanması olmak üzere ordusunu modernize ederek bölgede başat askeri güç konumuna yükselmeyi amaçlamıştır. Çünkü ekonomik ve siyasi kazanımları korumanın yollarından birisi caydırıcı bir askeri güç olmaktır. Özellikle de Hint-Pasifik bölgesini kontrol eden bir askeri kapasite, Çin’in çıkarları için elzem görülmektedir.

Çin’in ekonomik kalkınmasını inşa ettiği iki vazgeçilmez unsur olan ihracat temelli büyüme ve enerji arzının güvenliği, Pekin’in yükselişinin iki ana sütunudur. Bu sebeple hem küresel ticaretin hem de enerji yollarının geçtiği en önemli alan olan Hint-Pasifik, Çin’in yumuşak karnını temsil etmektedir. Nitekim ABD’nin 2016 yılından sonra sıklıkla vurguladığı Hint-Pasifik kavramı ve jeopolitik unsurlar barındıran “Özgür ve Açık Hint-Pasifik Stratejisi”, tam olarak bu zayıflık üzerinden Çin’i çevreleme politikasını temsil etmektedir.

Donald Trump dönemiyle başlayan Çin’in çevrelenmesi için kullanılan sert retorik, Joe Biden döneminde daha kapsayıcı ve işbirliğine dayalı bir stratejiyle devam etmiştir. Bu dönemde Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) daha aktif bir hale gelmiş ve Devlet Başkanları düzeyindeki ilk toplantısını gerçekleştirmiştir.[5] QUAD’a göre, mevzubahis birlikteliğin amacı, kurallara dayalı düzenin Hint-Pasifik bölgesinde devam etmesinin sağlanması olurken; Çin ise QUAD’ı, kendisine karşı çevreleme stratejisinin bir unsuru olarak görmektedir.  Nitekim Wang, 2018 yılında kendisine sorulan “Çin’in; ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya’nın izlediği “Hint-Pasifik stratejisine” bakışı nedir? Bunu Çin’i “kontrol altına alma” girişimi olarak görüyor musunuz?” sorusuna şu cevabı vermiştir:[6]

“Pasifik veya Hint Okyanusu’ndaki deniz köpüğü gibiler: Biraz dikkat çekebilirler ama yakında dağılırlar. Bazı akademisyenler ve medya kuruluşlarının “Hint-Pasifik Stratejisi”nin Çin’i kontrol altına almayı amaçladığı iddiasının aksine dört ülke, resmi olarak hiç kimseyi hedef almadıklarını açıklamışlardır. Umarım söylediklerini kastederler ve eylemleri söylemlerine uygun olur.”

Şüphesiz Wang’ın verdiği cevap, ironik bir yaklaşımı içermektedir; tıpkı QUAD’ın Çin’i sınırlandırma niyetinin olmadığını açıklaması gibi. Çin, kendi periferisinden başlamak üzere Afrika’ya ve Süveyş Kanalı’na kadar uzanan bu hattı kontrol etmek için ABD ve müttefikleriyle mücadele etmesi gerektiğinin farkındadır. Bu gerçeklikten hareketle Pekin; ekonomik gücüyle ve tarihsel referanslarıyla bölge ülkelerini yanına çekmek istemektedir. Bununla birlikte Çin; Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı, Hint Okyanusu ve Doğu Çin Denizi gibi alanlarda, bölge ülkeleriyle soğuk bir çatışmaya girme pahasına kendi gücünü tesis etme ve etki alanını genişletme hamleleri yapmaktadır. Çin’in Hint-Pasifik’te sıcak bir çatışmaya girmeden gerilimi tırmandırma stratejisi ya da bir diğer ifadeyle “Gri Bölge Stratejisi”; Çin-ABD ve Çin-bölge ülkeleri ilişkileri bağlamında uzun bir süredir mevcut statükonun temelini oluşturuyordu.

Mevcut statüko, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaret etmesiyle farklı bir yöne evrilmiştir. Tarafların birbirini değerlendirme, ölçme ve caydırma dönemi geride kalmış ve karşı tarafı bozma ya da engelleme dönemine girilmiştir. İçinde bulunduğumuz ana kadar atılan adımlar ve kazanımlar; Çin ve ABD’nin savaş cephaneliklerini oluşturmaktadır. Soğuk savaş ve sıcak çatışmalar arasındaki gidip gelen küresel güç mücadelesi, bundan sonra yoğun bir şekilde; diplomatik hamlelere, karşılıklı ve çok taraflı askeri tatbikatlara, yeni ekonomik projelere sahne olacak ve ülkeleri bir taraf seçmeye zorlayacaktır. Yeni büyük oyun olarak adlandırabileceğimiz bu rekabet, gelecekteki küresel düzenin ana dinamiğini oluşturacaktır. Kaybeden tarafın okyanustaki bir köpük gibi dağılacağı; bu oyunda kazanan ülkenin ise yeni çağın başat aktörü haline geleceği öngörülebilir.      


[1] “Confluence of the Two Seas”, Ministry of Foreign Affairs of Japan, https://www.mofa.go.jp/region/asia-paci/pmv0708/speech-2.html, (Erişim Tarihi: 16.08.2022).

[2] Eleanor Lattimore, “Pacific Ocean or American Lake?”, Far Eastern Survey, (14)22, 1945, s. 313.

[3] “The U.S. Indo-Pacific Strategy is Bound to Be a Failed Strategy”, Ministry of Foreign Affairs, the People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/eng/zxxx_662805/202205/t20220523_10691136.html, (Erişim Tarihi: 16.08.2022).

[4] “What does Xi Jinping’s China Dream Mean?”, BBC, https://www.bbc.com/news/world-asia-china-22726375, (Erişim Tarihi: 16.08.2022).

[5] “President Biden Hosts First Quad Leaders’ Summit, PM Modi Attends Meet”, Indian Express, https://indianexpress.com/article/world/president-biden-first-quad-leaders-summit-pm-narendra-modi-meet-7533017/, (Erişim Tarihi: 16.08.2022).

[6] “Foreign Minister Wang Yi Meets the Press”, Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/wjb_663304/wjbz_663308/2461_663310/201803/t20180309_468677.html, (Erişim Tarihi: 16.08.2022.)

Mustafa Cem KOYUNCU
Mustafa Cem Koyuncu, Karabük Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler bölümünde Master öğrencisi olup Hint-Pasifik Bölgesi, ABD-Çin Rekabeti, uluslararası güvenlik, jeopolitik ve stratejik araştırmalar alanları üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Karabük Üniversitesi’nde eğitimine başlamadan önce, Boğaziçi Üniversitesinde Lisans eğitimini tamamlamıştır. Özel sektörde yöneticilik tecrübesi kazanmasının ardından Koyuncu, kariyerine ANKASAM’da devam etmektedir. Koyuncu, ileri seviyede İngilizce bilmektedir.