Tarih:

Paylaş:

Gerasimov Doktrini’yle Mücadele: Bilgi Savaşı ve Propaganda

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Askeri talimnameler savaşın konvansiyonel ve gayrı nizami (konvansiyonel olmayan) harp yöntemleri olmak üzere iki bölümden oluştuğunu ifade etmektedir. Nitekim dünyadaki silahlı kuvvetlerin çok büyük bölümü, bu iki temel harp yöntemlerini icra edecek şekilde teşkilatlandırılmıştır. Konvansiyonel harp yöntemleri, gelişen teknolojiler çerçevesinde şekillenmeye ve değişmeye devam etse de genel olarak temel varsayımları aynı kalmıştır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak piyadenin yerini zırhlı piyade, atlı birliklerin yerini tankçı birlikleri, top ve obüslerin yerini daha gelişmiş top/obüs ve roketler almışsa da söz konusu birliklerin temel görevleri aynı kalmıştır. Günümüzde hiçbir ordu; piyade, tank ve top birliklerinden vazgeçmemekte; sadece gelişen teknolojiden faydalanarak bu birliklerini daha da güçlendirmektedir.

Her ne kadar devletlerin gayrı nizami harbe yönelik konsept ve doktrinleri olsa da gayrı nizami harp yöntemleri, karar vericilerin yaratıcılığına ve bunu uygulama imkân ve kabiliyetlerine bağlıdır. Bu yöntemlerin uygulanması ve başarısında, mevzubahis amaçla eğitilmiş ve teçhiz edilmiş askeri personele ek olarak başta istihbarat örgütleri olmak üzere devletin diğer unsurlarının da katılımı önemlidir. Tarihin her devrinde gayrı nizami harp, savaşın sonuçları üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Ancak kesin belirleyici husus, konvansiyonel harp olmuştur. Soğuk Savaş döneminde ise nükleer bir savaştan kaçınmak isteyen ve bu yüzden doğrudan karşı karşıya gelmek istemeyen Sovyetler Birliği ve Batılı devletler arasındaki mücadele, daha çok “vekalet savaşları” şeklinde cereyan etmiş ve her iki tarafın da gayrı nizami harp unsurları, birbirleriyle savaşan üçüncü şahısları desteklemiştir.

Soğuk Savaş sonrası dönemde siyasi, ekonomik ve teknolojik hegemonyasını askeri olarak da pekiştirmek isteyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD), konvansiyonel harekatı ön plana çıkaracak şekilde Körfez Harekatları icra etmiştir. Ancak Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 1999 ve 2004 yıllarındaki genişlemelerini destekleyecek ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin liderliğinde güçlenerek Amerikan hegemonyasına karşı çıkan Rusya’nın sınırlarını zorlayacak hamlelerde bulunması, yeni bir güvenlik anlayışını gerektirmiştir. Bir diğer ifadeyle, Rusya’nın arka bahçesine girmek için konvansiyonel harpten ziyade; yeni güvenlik anlayışı esaslarını da dikkate alan halk ayaklanmaları çerçevesinde renkli devrimler adı verilen gayrı nizami harp biçimlerine ağırlık verilmiştir. Bu durum, bir anlamda Soğuk Savaş’ın vekalet savaşı ruhunu modern biçimde canlandırmıştır.

Renkli devrimler, Soğuk Savaş sonrası dönemde konvansiyonel harp konusuna odaklanan Batı’nın ve bu tür yeni ve yaratıcı harp yöntemlerine hazırlıksız yakalanan Rusya’nın güvenlik anlayışında mühim değişikliklere yol açmıştır. Her ne kadar kendileri kabul etmese de Batılı devletlerin renkli devrimlerdeki rolü ve renkli devrimlerin Rusya’nın kırmızı çizgileri olarak gördüğü devletlerde meydana gelmesi, bir yandan söz konusu tehditlere karşı savunma yöntemleri geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarırken; diğer taraftan da Batılı devletlerle mücadelede yeni ve yaratıcı mücadele esasları belirlenmesine yol açmıştır. Bu çerçevede Rusya, esaslarını Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un ortaya koyduğu Gerasimov Doktrini doğrultusunda yeni harp usullerinde değişimler öngörmüştür.[1]  

Arap Baharı ve renkli devrimlerden ders çıkarıldığını ifade eden Gerasimov, renkli devrimlerin artık yeni harp yöntemleri halini aldığını ve devletlerin hedeflerine ulaşmada askeri olmayan yöntemleri daha fazla kullandığını ifade etmektedir. Nihayetinde Moskova yönetimi, 2008 yılındaki Rusya-Gürcistan Savaşı’nda konvansiyonel harp yöntemlerine ağırlık vermiş olsa da Gerasimov’un bahsettiği unsurlara da başvurmuştur. Gerasimov, Rus Silahlı Kuvvetleri’nin belirttiği hususlar doğrultusunda çalışmalar yaptığını vurgulamış ve ülkenin askeri yapısının buna göre şekillenmesi gerektiğini dile getirmiştir. Nitekim Moskova yönetimi, Ukrayna’daki ikinci renkli devrime karşı, 2014 yılında alışılmadık harp yöntemlerine başvurarak Batı’yı gafil avlamıştır.

Her ne kadar resmi dokümanlarda ya da yetkililerinin ifadelerinde bu yöntemin tam olarak ne olduğu ve ne içerdiği ifade edilememişse de NATO tarafından “Karma Savaş” ya da “Hibrit Savaş” olarak adlandırılan Rus harp yöntemleri, konvansiyonel birliklerin kullanımından ziyade; gayrı nizami harp yöntemlerine ağırlık vermiştir.

Anlaşılacağı üzere Rusya, Batı’nın renkli devrimleriyle; NATO ise Rusya’nın karma savaş yöntemiyle mücadele için yeniden yapılanmaya başlamıştır. Her iki taraf da bu hazırlık çerçevesinde konvansiyonel birliklerin hazırlık derecesini artırmanın yanı sıra gayrı nizami harp unsurlarının etkinliğini artırmayı da öngörmüştür. Tabi bu süreçte 30 devletli bir yapı olmasına rağmen oy birliğiyle karar veren ve her ne kadar müttefiklerden oluşsa da birbirlerine karşı gizli gündemleri olan devletlerin yer aldığı NATO’nun gayrı nizami harp usullerini içeren ortak bir politikada buluşması, Rusya kadar kolay olamamaktadır.

NATO tarafından karma savaş olarak adlandırılan modern Rus harp yöntemlerinde, konvansiyonel birliklerin en önemli görevlerinden biri, politik ve askeri baskı yaratmaktır. Nitekim 2014 yılındaki Rusya-Ukrayna Krizi’nde Moskova yönetimi, konvansiyonel birliklerini Ukrayna sınırına yığmış ve “her an işgal edebilirim” şeklinde gözdağı vererek Ukrayna içerisindeki gayrı nizami harp harekâtını desteklemiştir. Sınırdaki askeri birliklerinin varlığını da özellikle de komşu devletleri işgale dayalı senaryoların uygulandığı tatbikatlarla araçsallaştırmıştır.

Konuşmasında bilgi harbinin önemine vurgu yapan Gerasimov, bilgi harbinin düşmanın askeri potansiyelini yavaşlatmadaki ehemmiyetine dikkat çekmiştir. Bu konuda Batılı devletlerin üstünlüğünü bilen Rusya, aslında bilgi harekâtı ve propaganda gibi yöntemler konusunda yeteneklerini geliştirmektedir. Örneğin Rusya-Ukrayna hattındaki gerilim vesilesiyle bu durum açıkça gözlemlenmektedir. Ancak Batılı devletler ve özellikle de ABD, uluslararası kamuoyunun algını şekillendirme konusunda net bir şekilde üstündür. 

Rusya, Kırım’ı ilhak ederek NATO’nun Karadeniz’i kapalı denizi haline getirme hamlesini boşa çıkarmıştır. Ukrayna’nın doğusunu “dondurulmuş çatışma” bölgesine çevirerek de Ukrayna’yı kendisine bağımlı hale getirmiştir. Ukrayna sınırına askeri birlik konuşlandırarak ve bölgedeki sadık müttefiki Belarus’la askeri tatbikatlar yaparak söz konusu ülkeyi askeri ve siyasi anlamda baskı altına almıştır. Ayrıca Ukrayna’ya askeri olarak yardım planlayan devletlere de göz dağı vermiştir. Bu hamlesini başta doğalgaz silahını kullanarak ekonomik yöntemlerle desteklemiştir. Moskova, Kırım’ı işgali esnasında gayrı nizami harp unsurlarını kullanmış ve işgal tamamlanıncaya kadar sorumluluğu kabul etmemiştir. Kırım halkına dağıttığı pasaportlarla ülke dışındaki Rus halkına yardım politikası çerçevesinde uluslararası hukuka aykırı olan bu işgali ve ilhakı meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Halihazırda Moskova-Kiev hattındaki kriz devam etmektedir. Kremlin yönetimi, tüm bu hamlelerini zaman yayarak ve etki alanını genişleterek Ukrayna ve Batılı devletlerin dayanıklılık ve dayanışmasını test etmektedir. Zaman, Rusya’nın lehine işlemektedir. Süre uzadıkça, Batı’nın dayanışması zayıflamakta ve çatlaklar meydana gelmektedir.

Son dönemlerde özellikle de ABD ve İngiltere tarafından Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunu işgal edeceği iddia edilmekte; hatta zaman zaman işgal için gün verilmektedir. Moskova ise bu iddiaları akıl dışı yorumlar olarak nitelendirmektedir. Kuşkusuz zaman geçtikçe ve işgal gerçekleşmedikçe, bu iki devletin inandırıcılığı kaybolmaktadır. Her ne kadar askeri, siyasi ve ekonomik yardım sözü verse de herhangi bir işgal durumuna Rusya’ya karşı yapılacak ekonomik yaptırım haricinde başka bir taahhüt altına girmeyen ABD ve NATO, Ukrayna halkının ve devletinin dayanma gücünü ve umutlarını kırmaktadır.

Öte yandan Batı’dan yapılan açıklamaların Rusya’yı tahrik edici nitelikte olduğu ve bir anlamda Rusya’ya yol verilmesi anlamını taşıdığı da görülmektedir. Zira Washington yönetimi, bir yandan Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğini belirtmekte; bir yandan da ağır yaptırımlar uygulayacağını dile getirmektedir. Lakin ABD, 3. Dünya Savaşı’na sebep olacağı için Amerikan askerlerinin Ukrayna’ya yardım etmeyeceğini de peşinen söylemektedir. Söz konusu yaklaşım; Rusya’yı batağa çekme, uluslararası kamuoyu nezdinde Moskova’yı zor duruma düşürme ve Rus tehdidi aracılığıyla Batılı devletler arasındaki çatlağı giderme amacı taşımaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi Gerasimov, bilgi harbinin önemini ortaya koymuştur. Son dönemde bilgi harbi konusunda stratejik iletişim (STRATCOM) kavramı adı altında faaliyette bulunan NATO ve ABD, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğini öne sürerek ittifakın birlikteliğini canlı tutmaya çalışmaktadır. Ancak süreç, ABD ve NATO’nun aleyhine işlemektedir. İşgalin gerçekleşmemesine paralel olarak ABD, tıpkı Afganistan’da olduğu gibi inandırıcılığını kaybetmektedir.

Zaman lehine işleyen Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme ihtimali oldukça düşüktür. Aslında bu savaş, Batı’nın bilgi harbi ile Rusya’nın karma savaş olarak tanımlanan modern harp yöntemlerinin mücadelesidir. Rusya’nın yukarıda bahsedilen faaliyetlerle siyasi ve askeri baskısına devam etmesi; ittifakın dayanışma ve birlikteliğinin zayıflaması, Batı’dan istediği taahhütleri göremeyen Ukrayna halkının azminin ve Batı’ya güvenin zayıflaması gibi neticeler doğuracaktır. Bu durum ise zaten Rusya’yı amaçlarına ulaştıracaktır. Rus modern harp yöntemi de bunu hedeflemektedir. İşgalin gerçekleşmemesi halinde ise bilgi harbi ve algı operasyonu gibi konularda üstün olan ABD ve NATO, yaptıkları hamlelerin Rusya’yı caydırdığını ve Moskova’nın bundan dolayı işgal edemediğini dile getirecekleri öngörülebilir.  


[1] Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, yeni doktrinin prensiplerini 2013 yılında yaptığı “Askeri Güç Kullanımında Belli Başlı Tarz ve Şekil Değişikliği Eğilimleri, Askeri Bilimlerin Mükemmelleştirilmesi Amaçlı Güncel Çalışmalar” başlıklı bildiride sunmuştur. Bildiri hakkında detaylı bilgi için bkz. “Ценность науки в предвидении”, Vpk-News, https://vpk-news.ru/articles/14632, (Erişim Tarihi: 14.02.2022).

Doç. Dr. Şafak OĞUZ
2019 yılında Doçentlik unvanını alan Şafak OĞUZ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) 23 yıllık hizmetinden sonra 2021 yılında emekli olmuştur. Görevi esnasında Birleşmiş Milletler (BM) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) bünyesinde de çalışan OĞUZ, Kitle İmha Silahları, Terörizm, Uluslararası Güvenlik, Uluslararası Örgütler ve Barış ve Çatışma Çalışmaları konularında çalışmalar yapmaktadır. OĞUZ, halen Kapadokya Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. İyi derece İngilizce ve Almanca bilmektedir.