Tarih:

Paylaş:

Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP) Uluslararası İlişkiler Uzmanı Bledar Feta: “Priştine’nin devleti güçlendirme çabasını Belgrad’ın baltalamaya çalışması nedeniyle gerilim tırmanmaktadır.”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Kosova Hükümeti’nin yeni plaka ve kimlik uygulaması sebebiyle Priştine ile Belgrad arasında yükselen tansiyon, Balkan jeopolitiğindeki kırılganlığı bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Bu da Balkanlarda yeni bir savaşın yaşanabileceği noktasında endişelere sebebiyet vermiştir. Buna rağmen Kosova Hükümeti’nin söz konusu kararı bir ay ertelemesi ve iki ülkenin liderlerinin Brüksel’de bir araya geleceğinin açıklanması, gerilimi bir nebze de olsa azaltmıştır. Lakin sürecin seyrine dair ciddi kaygılar söz konusudur. Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP) Uluslararası İlişkiler Uzmanı Bledar Feta’nın görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

1. Kosova-Sırbistan arasındaki kriz hakkında ne düşünüyorsunuz? Krizin ortaya çıkış nedenlerini değerlendirebilir misiniz?

Son dönemde Kosova ve Sırbistan arasında yaşanan krizin temelinde, Kosova makamlarının plakalar ve kimlik kartlarıyla ilgili olarak açıkladığı karşı önlemler gelmektedir. Bu kapsamda iki ülke arasında çıkan anlaşmazlık; Belgrad ve Kosova’da yaşayan etnik Sırpların Kosova’nın egemenliğini tanımadıkları için provokasyon olarak değerlendirdiği bu kararlar yatmaktadır.

Belgrad ile Priştine arasındaki gerilimi alevlendiren bu son bürokratik anlaşmazlık, buzdağının sadece görünen kısmını oluşturmaktadır. Zira Kosova’nın statüsüyle ilgili ihtilafın altında kaynayan çok daha derin anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Bu kapsamda asıl meselenin ise Sırp nüfusunun çoğunluk olduğu kuzey bölgesindeki istikrarsız durum olduğu söylenebilir.

Kosova’nın kuzeyi, yerel nüfusun tamamen Sırp kurumsal yapılarına katılmasıyla Sırp topraklarının bir uzantısı olarak görülmektedir. Bu durum, Kosova’nın bağımsız bir devlet olarak egemenliğini baltalayan bir gerçektir.

Kuzey bölgesindeki Sırplar, Priştine’nin yetkisinin 1999 yılından beri kontrol ettikleri bölgeye genişletilmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Bu bağlamda, Kosova Hükümeti tarafından açıklanan ve Sırbistan’dan geçen araçların Kosova makamları tarafından verilecek geçici plaka satın almalarını gerektiren yeni tedbirler; her iki tarafın Kosova’nın statüsüne ilişkin farklı duruşuyla güçlü bir şekilde ilişkilidir. Söz konusu karar; iki farklı yorumlamaya sahip bürokratik ve/veya teknik bir prosedürdür.  

Sırplar, Kosova’yı Sırbistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak görmekte ve Kosova makamları tarafından verilen belgelerin kullanımının reddedilmesi gerektiğini tartışılmaz görmektedir. Aksi takdirde, bu durumların Sırbistan tarafından kabul edilmesi, Kosova’nın tanınmasına bir adım daha yakınlaşmak olarak değerlendirilmektedir. Öte yandan, 2008 yılının Şubat ayında tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Priştine Hükümeti, bugüne kadar izlenen ikili yol sistemine hoşgörüsünün sürdürülemeyeceğini de düşünmektedir. Bu nedenle de Sırbistan’ın uyguladığı gibi Kosova vatandaşlarına yönelik mütekabiliyet tedbirlerinin getirilmesinde ısrar etmektedir.

Bu çelişkili görüşler, paralel yapılar tarafından zemine yansıtılırken Priştine’nin devleti kurmaya ve güçlendirmeye çalışması ve Belgrad’ın sürekli olarak onu baltalamaya çalışmasıyla gerilimler periyodik olarak tırmanmaktadır. Sadece son kriz değil, önceki gerilimler de beraberinde getirdiği tüm sorunlarla kendine özgü bir ikili egemenlik statüsü yaratan bu ortamdan kaynaklanmaktadır.

2. Sizce kriz nereye kadar gidebilir? KFOR müdahale edebilir mi?

Bu mevcut kriz, Kosova’nın düzenli olarak maruz kaldığı çatışma rutininden farklı olmasa da Avrupa’daki jeopolitik bir belirsizlik sırasında meydana gelmesi; Balkanlar’da bir Rus-Ukrayna yayılımı konusunda spekülasyonları artırmıştır. Bu kapsamda birçok kişi Kosova-Sırp anlaşmazlığını, Rusya’nın Batı’yla yeni yüzleşme cephesi olarak görmektedir.

Gerçekçi bir perspektiften bakıldığında, Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı gibi Kosova’ya da Sırp askeri müdahalesinin gerçekleşmesi pek olası değerlendirilmemektedir. Bu aşamada, anlaşmazlığa ilişkin bir çözüm bulunmamakta ve Kosova makamları tarafından plakalar ve zorunlu giriş/çıkış izinlerine ilişkin yeni kuralların uygulanmasının Eylül ayı başına kadar ertelenmesi söz konusudur. Bu koşullar altında yakın gelecekte yeni gerilimler görme olasılığı oldukça yüksektir.

Tarihsel arka plan ve mevcut siyasi çıkmazlar göz önüne alındığında statü meselesi ele alınmadığı sürece plaka sorunu Kosova ile Sırbistan arasındaki son ihtilaf olmayacaktır. Ne Belgrad ve Priştine ne de bir arabulucu olarak Avrupa Birliği (AB) köklü sorunlara uzun vadeli çözümler bulmaya yakın görünmemektedir. Bu bağlamda Kosova’da tekrarlanan gerilimlerin kısır döngüsünün yakında kırılmayacağı açıktır. Bu anlaşmazlıklar ne kadar uzun sürerse, gerilim ve çatışma potansiyeli o ölçüde artacaktır.

İki ülke arasındaki gerilimlerin nereye kadar devam ettirileceği, her kriz özelinde gerçekleştiği zamandaki farklı değişkenlerle ilişkilidir. Kosova’nın kuzey belediyelerindeki genel güvenlik durumunun gergin olması endişe verici bir konudur. Bu konuya uluslararası toplumun daha yakından ilgilenmesini gerektirmektedir.

NATO liderliğindeki Kosova Gücü (KFOR) misyonu, güvenlik durumunu izlemek için bölgede bulunmaktadır. Resmi bir açıklama ile misyon, tırmanma durumunda müdahale etmeye hazır olduğunu ilan etmiştir. Uluslararası kuruluşlar Kosova’da gerçek bir ilerleme kaydetmek istiyorlarsa, öncelikle Priştine-Belgrad diyaloğunun çıkmaza girdiğini kabul etmeli ve ikinci olarak istikrarsız güvenlik durumunu iyileştirecek alternatifler aramalıdır.  

Sorunların çözümüne ilişkin kısa ve orta vadeli politika seçenekleri mevcuttur. Örneğin, KFOR Kosova’nın kuzey bölgesinde tam olarak konuşlandırılabilirken, Brüksel hem Sırbistan hem de Kosova için üyelik yolunda net bir yol çizebilir ve aynı zamanda bu ülkeleri tanımayan 5 ülkeyi Kosova’yı tanımaya veya en azından bundan kaçınmaya ikna etmeye çabalayabilir.

3. Krizin bölge ülkelerine yansımaları hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu krizin Rusya-Ukrayna Savaşı’yla bir bağlantısı var mı?

Kosova’nın istikrarı, Balkanlar’ın istikrarını sağlamak için kilit bir faktördür. Son gelişmeler ışığında, Kosova’daki ciddi bir krizin bölgedeki diğer ülkelerde yaratabileceği etkiler küçümsenmemelidir.

Balkanlar, şu anda Bosna ve Bulgaristan’daki siyasi istikrarsızlık, Sırbistan ve Arnavutluk’taki demokratik hükümet taktikleri, Kosova’daki azınlık gerilimleri ve Fransa’nın Bulgaristan ile uzlaşma önerisinin kabul edilmesinin ardından Kuzey Makedonya’daki Batı karşıtı söylem arasında gidip gelmektedir. Ayrıca, vatandaşlarında anlamlı bir sosyo-ekonomik gelişme olmadığında, bölgenin tüm aktörleri bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilecek kışkırtıcı, milliyetçi, bölücü söylemler kullanmaktadır.

Balkanlar’daki bu son derece patlamaya hazır kombinasyon altında, Kosova’daki gibi herhangi bir kriz sadece yeni bir kargaşaya yol açmakla kalmayacak, aynı zamanda bölgede nüfuzlarını artırmak için Rusya gibi üçüncü oyuncular tarafından kullanılabilecek alan ve zayıflıklar yaratacaktır.

Moskova, Kosova Hükümeti’ni ve Batılı müttefiklerini etnik hakları ihlal etmekle, sert bir tutum benimsemekle ve durumu istismar etmeye çalışmakla suçlamaktadır. Ancak şimdiye kadar Rusya’nın kuzey Kosova’daki protestolarda Sırpları ve şiddeti kışkırtmaya çalıştığına dair bir kanıt bulunamamıştır.

Sırbistan ve Kosova arasındaki gerilimler veya Balkanlar’daki diğer çatışmalar, bölge ülkelerinin AB ve NATO gibi Batılı örgütlere entegrasyonunu geciktirdiği için bölgedeki Rus çıkarlarına hizmet etmektedir.

Mevcut durumda Kosova-Sırp anlaşmazlığı, Moskova’nın Balkanlar’daki etkisi için ayrıcalıklı bir alan haline gelmiştir. Sırbistan’ın Kosova Sorunu’nun daha tatmin edici bir şekilde çözülmesi için Rusya’ya bel bağlaması, Belgrad ile Moskova arasında kalıcı bir bağımlılık durumu yaratmakta ve Rusya’ya Balkanlar’da değerli bir koz kazandırmaktadır. Bu durumda temel soru, Rusya’nın etki alanına yüksek oranda entegre olan Sırbistan’ın Batı Balkanlar’daki iyi finanse edilen Batı güvenlik mimarisini nasıl etkileyebileceğidir.

Sırbistan; büyüklüğü, birçok komşu ülke üzerindeki etkisi ve bölgedeki merkezi konumu nedeniyle bölgesel istikrarın korunmasında kilit bir ülkedir. Ayrıca Belgrad, Balkanlar’da kriz ve istikrarsızlık/istikrar yaratarak Bosna Hersek, Kosova ve Karadağ’daki durumu da etkileme potansiyeline sahiptir. Sırbistan’ın bu potansiyeli, bölgedeki özel öneminin ana nedenidir. Bu bağlamda Sırbistan’ı ve onun Avrupa yönelimini ilgilendiren sorunu çözerek, bölgedeki en az iki önemli sorun olan Kosova’nın statüsü ve Bosna Hersek’teki anayasa değişiklikleri de çözülmüş olacaktır.

Sırbistan’ın Balkanlar’da istikrar sağlayıcı mı yoksa istikrarsızlaştırıcı bir faktör mü olacağı, Brüksel’in bölgedeki politikasına ve stratejisine ve her şeyden önce AB’nin Aleksandar Vučić rejimiyle nasıl başa çıkacağına bağlıdır.  AB, bölgenin AB üyelik sürecindeki durgunluğun yarattığı “boşluğu” kapatarak politika yapıcıların bölgeye yönelik ikircikliliğine son vermek için çalışmalıdır. Zira bu hamle, Rusya’nın bölgedeki etkisine meydan okumak için gerekli ilk adımdır.

AB için ikinci adım, somut kilometre taşları olan daha etkili bir genişleme stratejisi formüle etmek ve kullanmaktır. AB’ye katılım sürecindeki gecikmeler ve bölge ile AB arasında yakınsama için gerçekçi bir yol haritasının olmaması, Rusya’nın faaliyet göstermesi için alan yaratmaktadır. Bölgenin Batı yönelimi hafife alınmamalıdır. Bölgedeki yeterli sayıda insan, Batı yanlısı bir stratejik yönelime bağlılığını ilan ederken, anti-demokratik güçleri desteklemek için Batılı değerlerden kolayca saptırıldığını kanıtlamaktadır. Dolayısıyla üçüncü adımda, AB’nin Rusya ve Çin varlığının yarattığı yeni gerçekleri göz önünde bulundurarak bölgeyle yeni bir temelde tekrardan ilişki inşa etmesi gerekmektedir.  

Elif TEKTAŞ
2020 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Elif Tektaş, aynı yıl Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans programına başlamıştır. Halihazırda yüksek lisans eğitimine devam eden Tektaş, iyi derecede İngilizce bilmektedir.