Tarih:

Paylaş:

Japonya ve Hindistan’ın QUAD’taki Değişen Rolleri

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Rusya-Ukrayna Savaşı, yalnızca dünyadaki güç dengelerini değiştirmekle kalmamış; aynı zamanda Asya-Pasifik’e olan ilgiyi de arttırmıştır. Hem Avrupa içerisinden hem de Pasifik’ten bazı güçler, Rusya’nın bozduğu bu küresel güç dengelerinden avantajlı çıkma şansını elde etmiştir. Avrupa’da, özellikle de İngiltere ve Almanya’nın ön plana çıktığı görülmekle birlikte Pasifik’te Japonya ve Hindistan’ın aktif bir dış politika izlemeye başladıkları söylenebilir. Buna ek olarak Avrupa ile Pasifik arasındaki bağlantı da giderek güçlenmektedir. Bunun sebebi Rusya ve Çin’in dünya siyasetinde “ötekileştirilmesi” olarak görülebilir. Çünkü hem Avrupa hem de Pasifik’teki güçler, Rusya ve Çin’e karşı işbirliği yapmaya yönelmektedirler.

Her şeye rağmen bu yeni Soğuk Savaş’ta tarafsızlığını korumaya çalışan Hindistan gibi aktörler, dünya sistemde “dengeleyici aktör” rolünü üstlenmektedir. Bu bağlamda 22 Mayıs 2022 tarihinde Japonya’nın başkenti Tokyo’da düzenlenen Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) Zirvesi’nde Hindistan’ın üzerinde baskı kurulduğu görülmüştür. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefikleri, söz konusu zirvede Hindistan’ı QUAD’a daha güçlü şekilde kanalize etmeye çabalamış, ayrıca onu Rusya-Çin ekseninden uzaklaştırmaya odaklanmışlardır. Bu konudaki temel misyonu Japonya’nın üstlendiği söylenebilir. Pasifik’te Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) benzeri “Çin karşıtı” bir ittifak oluşturmak için QUAD platformunun esas alınması düşünülmektedir. Ancak Hindistan’ı buna ikna etmek kolay olmayacaktır. Bu yüzden de ABD, bunu gerçekleştirmek için İngiltere ve Japonya gibi aktörleri arabulucu olarak kullanmayı deneyebilir.

Japonya’nın QUAD içerisinde daha fazla inisiyatif üstlendiğini ve Hindistan’ı bu platforma güçlü bir şekilde entegre etmek için özel bir çaba sarf ettiğini söyleyebiliriz. Esasında ABD tarafından Japonya’ya Pasifik’teki Çin karşıtı ekseni güçlendirme misyonunun verildiği öne sürülebilir. Çünkü Japonya Başbakanı Fumio Kişida’nın son aylarda dış politikada izlemiş olduğu aktif siyaset hem Pasifik’te hem de Avrupa’da ilgilerin Tokyo üzerine yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Kişida, Hindistan’ı Rusya’ya karşı daha sert bir tavır takınmaya ikna etmek için Yeni Delhi’yi ziyaret etmiştir. Zira Hindistan, QUAD ülkeleri içinde Rusya’yı eleştirmeyen ve ona yaptırım uygulamayan tek devlettir. Deyim yerindeyse Hindistan, QUAD içerisindeki “çatlağı” ifade etmektedir. Japonya ise bu çatlağı kapatma görevini üstlenmiş görünmektedir. Burada Japonya’ya verilen bir başka misyon da mümkünse QUAD kapsamında veya başka bir çerçevede Pasifik’in güvenliğinden sorumlu bir kolektif savunma örgütünün temellerini atmasıdır. Bu kapsamda Japonya, Pasifik’te Çin’le olası bir savaş tehlikesini de göz önünde bulundurarak Hindistan, Avustralya, İngiltere, Almanya, İtalya, Endonezya ve Tayland gibi ülkelerle askeri işbirliğini derinleştirmeye çalışmaktadır. Japonya, muhataplarıyla savaş zamanında askerlerin birbirinin üslerinde konuşlanabilmesine izin veren karşılıklı erişim anlaşmaları imzalamakta ve ortak deniz tatbikatları yapmaktadır.

ABD’nin Japonya üzerinden bölgede gizli bir NATO oluşumunun temellerini attığına yönelik iddialar, son dönemde yoğunluk kazanmaya başlamıştır. Fakat Washington, öncelikle QUAD’ın genişletilmesini arzulamaktadır. Uzun vadede Güney Kore’nin QUAD’a gözlemci olarak katılması planlanmaktadır. ABD Başkanı Joe Biden’in Tokyo’ya geçmeden önce Güney Kore’yi ziyaret etmesi bu anlamda dikkat çekicidir. Fakat Güney Kore ile Japonya arasındaki tarihsel anlaşmazlıklar, QUAD içerisinde bu iki ülkenin bir araya gelmesini zorlaştırmaktadır. Pasifik’teki bazı görüş ayrılıkları, “NATO 2.O”ın kurulmasına engel olmaktadır. Örneğin Japonya, Pasifik’te Anglosakson güçlerin istihbarat ağı olan “Five Eyes (Beş Göz)”a katılmak istemektedir. Ancak İngiltere, buna karşı çıkmaktadır. Bunun gerekçesi olarak da bazı kültürel-iletişimsel zorlukları göstermektedir. Benzer bir şekilde Japonya’nın ABD ve İngiltere’nin öncülüğündeki AUKUS’a katılmak istediği iddia edilmektedir.[1] Fakat taraflar, henüz “JAUKUS” kurma planlarının olduğu yönünde herhangi bir açıklama yapmamıştır. 

Bahse konu olan görüş ayrılıklarının bir diğer ayağını Yeni Zelanda oluşturmaktadır. Japonya ve Yeni Zelanda’nın yakın zamanda güvenlik anlaşması imzalaması, Tokyo’nun Anglosakson ittifakına yaklaştığı yorumlarına neden olmuştur. Diğer taraftan Yeni Zelanda, QUAD’a katılma niyeti içerisinde olabilir. Zira geçmişte Güney Kore ve Vietnam’la birlikte Yeni Zelanda, Covid-19 yardımları kapsamında düzenlenen QUAD Plus’a katılmıştır. Dolayısıyla bu ülkeler QUAD’ın kalıcı üyeleri olmaya da adaydır. Diğer taraftan Wellington yönetimi, nükleerden arındırılmış bir Pasifik istemektedir. Bu yüzden AUKUS veya JAUKUS benzeri bir ittifaka katılması beklenmemelidir.

Pasifik’teki görüş ayrılıklarının en büyük parçasını İngiltere oluşturmaktadır. Zira İngiltere’nin ilginç bir şekilde QUAD mekanizmasında yer almadığı görülmektedir. Bu durum ise Londra’nın Pasifik’te Washington’dan ayrı bir gündeminin olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca İngiltere, ABD öncülüğündeki QUAD’ın yetersiz veya başarısız olduğunu düşünüyor olabilir. Hatta İngiliz yetkililer NATO’nun Pasifik’teki tehditlerle ilgilenmesi gerektiğini bile dile getirmiştir. Buna ek olarak Londra, QUAD’ı daha fazla güçlendirmenin ve bir kolektif savunma örgütüne dönüştürmenin mümkün olmayacağını; çünkü bu amaç doğrultusunda Hindistan’ın ikna edilemeyeceğini düşünmektedir. Yani QUAD’ın en büyük savunucusu ABD ve Japonya’yken; İngiltere, Pasifik’te alternatif çözümler arıyor görünmektedir. Bu noktada İngiltere’nin vurgu yaptığı Hindistan faktörüne de değinmek gerekmektedir.      

ABD, Hindistan’ın hem Rusya hem de Çin’le arasını açmaya çalışmaktadır. Bu yüzden Çin’in Hindistan’la olan sınır çatışmalarını sürekli gündemde tutan Washington yönetiminin amacı, Tayvan’da olası bir savaş çıkması halinde Çin’e karşı Keşmir’den ikinci bir cephe açacağı yönünde değerlendirilmektedir. Fakat Hindistan, Çin’le daha fazla düşmanlık istememektedir. Hatta Tayvan’la ilgili meselelere karışmak da istememektedir. Bu bakımdan Hindistan, QUAD’ın barışçıl bir platform olarak kalmasından yana görünmektedir. ABD ise Hindistan’ın QUAD’a daha fazla destek vermesini istemektedir. Bu amaç doğrultusunda ABD’nin Hindistan’ı Çin’le karşı karşıya getirmeye yönelik bir çaba içerisinde olduğu yaklaşımı ağırlık kazanmaktadır.

Hindistan’ın Çin’le sınır meselesi yüzünden çatışma ihtimali varken; Rusya’yla kavga etmek için bir gerekçesi yoktur. Aksine iki ülkenin işbirliği yapması için birçok neden vardır. Dolayısıyla QUAD, Hindistan’ın dış politikadaki en büyük açmazı olabilir. Çünkü bu durum, Rusya’yla ilişkilerine zarar vermektedir. Zira Yeni Delhi, bu ittifakın “NATO benzeri bir yapı olmadığını ve kesinlikle Batı’nın yanında yer almadığını” Moskova’daki muhataplarına anlatmaya çalışmaktadır. Bu güvensizlik durumu ise Hindistan-Rusya ilişkilerini sınırlandırmaktadır. Halbuki Hindistan, QUAD çerçevesinde “Çin tehdidini” görüşmekte bir sakınca görmemektedir.

Diğer taraftan Rusya, Hindistan’dan “Çin karşıtı bir ittifaka katılmamasını” istemektedir. Eğer Hindistan, QUAD’ın genişletilmesine ve bir savunma ittifakına dönüşmesine katkıda bulunursa, Rusya ve Çin’in bu duruma sert tepki göstereceği öngörülebilir. Belki de Çin, Hindistan sınırına yönelik yeni bir saldırı başlatabilir. Her iki tarafın da elinde kozlar vardır. Çin, sınır sorunlarını koz olarak kullanırken; Hindistan QUAD ve ABD’yi Çin’e karşı bir baskı unsuru şeklinde değerlendirmektedir.

Sonuç olarak Japonya ve Hindistan’ın QUAD içerisindeki rolleri değişmektedir. Tokyo, daha fazla inisiyatif alırken; Yeni Delhi ise geri planda kalmak istemektedir. Unutulmamalıdır ki; Hindistan, Rusya’ya karşı tavır almayı ısrarla reddederek elinde Batı’ya karşı koz bulundurmak istemektedir. Bunu Hindistan’ın Batı’ya karşı yürüttüğü “blöf siyasetinin” bir parçası olarak da yorumlamak mümkündür. Japonya ise Pasifik ile Avrupa arasında bağlantı kurmaya çalışarak küresel siyasetteki konumunu yükseltme arzusundadır. Fakat küresel sistemdeki asıl dengeleyici aktörün Hindistan olduğu unutulmamalıdır. Yeni Delhi’nin tercihi hem Avrupa’nın hem de Pasifik’in geleceğine yön verebilir.


[1] “Washington and Tokyo Deny Japan Invited to Join AUKUS Security Pact”, Japan Times, https://www.japantimes.co.jp/news/2022/04/14/national/japan-aukus-join-denial/, (Erişim Tarihi: 11.05.2022).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.