Kritik Ziyaret: Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Türkiye’ye Geliyor

türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin 25 Mart 2021 tarihinde Türkiye’ye bir ziyarette bulunacağını açıklamıştır. Ziyaret kapsamında ikili ilişkilerin, bölgesel meselelerin ve Avrasya’yı ilgilendiren konuların yanı sıra Covid-19’la mücadelenin de ele alınacağı belirtilmiştir. Çin Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye yapacağı bu ziyaretin, 18-19 Mart 2021 tarihlerinde ABD’li temsilcilerle bir araya geldikten hemen sonra gerçekleşecek olması ise dikkat çekicidir.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Wang Yi’nin Türkiye ziyaretinin ne anlama geldiğini ve iki ülke arasındaki ilişkilere yansımalarını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Cenk TAMER (ANKASAM Asya-Pasifik Uzmanı)

Ziyaretin farklı şekillerde okunabileceğini belirten ANKASAM Asya-Pasifik Uzmanı Cenk Tamer, “Her şeyden önce bu ziyaretin, ABD ile Çin arasındaki rekabetin yansıması olarak yorumlanabileceğini düşünüyorum. Zira bu ziyaret, Türkiye’nin Asya-Pasifik’teki önemli aktör rolünü teyit etmiştir. ABD’nin insan hakları ve demokrasi söylemleri üzerinden Çin’e karşı başlattığı küresel savaşın etkileri tüm dünyaya yayılmaktadır. Özellikle de İngiltere, ABD, Kanada ve Avustralya’yı içerisine alan Anglosakson Dünyası, Çin’i ‘soykırım’ iddiaları üzerinden vurmaya başlamıştır. Bu yüzden Pekin de bu kampanyanın dünyanın geri kalanına yayılacağı endişesini taşımaktadır. Dolayısıyla Wang Yi’nin Türkiye ziyareti de bu bağlamda ele alınabilir.” yorumunu yaptı.

Sözlerinin devamında Tamer, “Zira ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın son Japonya ve Güney Kore ziyaretleri, Çin’in ‘çevrelenme’ korkularını daha da artırmıştır. Pekin, insan hakları üzerinden yöneltilen eleştirileri ülkenin toprak bütünlüğü, egemenliği ve genel anlamda ulusal güvenliği açısından hayati önemde görmektedir. Diğer taraftan Çin’in dünyaya açılan ekonomik koridorlarının önemli bir kısmı da Sincan ve Tibet gibi özerk bölgeler üzerinden geçmektedir. Kısacası Çin, ulusal güvenliğine yönelik bu küresel tehdidi aşmak için proaktif diplomasiye yönelmiştir ve bu konudaki ilk durağı da Türkiye’dir.” dedi.

Wang Yi’nin ziyareti bağlamındaki ikinci önemli meselenin Çin’in Kuşak-Yol Projesi kapsamında hayata geçirdiği projeler ve bu konuda Türkiye’yle yapılan işbirliği olduğunu belirten Tamer, “Türkiye, Çin’in Avrupa’ya uzanan ekonomi koridorlarında stratejik bir rol üstlenmektedir. Çin, Tarihi İpek Yolu’nun canlandırılmasında Kazakistan, Hazar Denizi, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’nin yer aldığı Orta Koridor’a büyük önem vermektedir. Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Çin’in Hazar geçişli Orta Koridor’un önemine ve bu anlamda Türkiye’yle yapmış olduğu işbirliğine dikkat çekmiştir. Ayrıca 2020 yılının Aralık ayında Türkiye’nin bu hat üzerinden Çin’e ulaştırdığı ilk ihracat treni, Kuşak-Yol Projesi ekonomi koridorlarında Türkiye-Çin işbirliğinin önemli bir başarısı olarak kaydedilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan Türkiye’yi Çin’e bağlayacak güney güzergâhının da giderek daha fazla önem kazandığını söyleyen Tamer, “Bu bağlamda son dönemde İstanbul-Tahran-İslamabad Demiryolu Hattı Projesi’ne de hız verilmiştir. Çin, Pakistan’la olan ekonomi koridorundan İran’a ve oradan Türkiye’ye ulaşmayı hedeflemektedir. Bu noktada Pekin’in Pakistan, İran, Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşma hedefi de devam etmektedir. Ancak hem Pakistan’daki altyapı ve yatırımlar konusunda yaşanan zorluklar hem de Irak ve Suriye’deki istikrarsızlığın devam etmesi, Çin’i alternatif rotalara yönlendirmiştir. Bu anlamda Pekin, Hazar geçişli Orta Koridor’a ve güney güzergâhında da Pakistan-İran-Türkiye hattına ağırlık vermiştir.” dedi.

Son olarak, genel bir değerlendirme yapan Tamer, “Türkiye’nin, Çin’in ekonomik projelerindeki stratejik önemi giderek artmaktadır. Wang Yi’nin Türkiye ziyareti de bunun en önemli yansımasıdır. Çin, Kuşak-Yol Projesi bağlamında Akdeniz, Asya ve Avrasya’da yürüttüğü projelerde Türkiye’ye ağırlık vermeye başlamıştır. Bunu fırsat bilen Türkiye de Çin’in ekonomik gücünü de yanına alarak Avrasya’daki güç boşluğunu doldurmak için harekete geçmiştir. Türkiye, artık yalnızca Akdeniz, Kafkasya ve Orta Asya’da değil; geniş anlamda Avrasya coğrafyasında ‘stratejik bir aktör” olarak yer almaya başlamıştır.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Dr. Öğr. Üyesi Ümit ALPEREN (Süleyman Demirel Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Dr. Öğr. Üyesi Ümit Alperen, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından Türkiye-Çin ilişkilerinin her alanda geliştiğini ifade ederek “Uzun süredir Çin’den Türkiye’ye üst düzey bir ziyaret gerçekleşmemişti. Ancak bunun sebebi ekonomik ya da siyasal değil; Covid-19 salgınının da etkisiyle yüz yüze görüşmelerin sekteye uğramasıdır. Türkiye, Çin’in Kuşak-Yol Projesi’ni önemsemektedir. Bilindiği gibi, İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından, bölgede birtakım ulaşım koridorlarının açılması konuşulmuştur. Söz konusu koridorların açılması, İran’ı saf dışı bırakmaktadır. Koridorla birlikte Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden Orta Asya’ya ve dolayısıyla oradan da Çin’e ulaşabilecek imkânlara kavuşması İran’ı rahatsız etmiştir. Çünkü Tahran yönetimi, Ankara’nın Orta Asya’ya ticaretinde sık sık pürüz çıkarmaktaydı. Dolayısıyla İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından Orta Asya’ya açılacak ulaşım koridorlarının güçlenmesi; Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artması, Ankara-Pekin ilişkilerinin yoğunlaşması ve Pekin’in gözünde Ankara’nın öneminin artması anlamlarına gelmektedir.” dedi.

Türkiye’nin Orta Asya’daki nüfuzunun ekonomik açıdan artmasının Çin tarafından ilgiyle takip edildiğini vurgulayan Alperen, “Geçtiğimiz günlerde Çavuşoğlu; Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’a ziyarette bulunmuştur. Bununla birlikte Ankara, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) kapsamında Türkiye, İran ve Pakistan arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi, ticari ilişkilerin artırılması ve bu ülkeler arasında bir ulaşım yolunun tesis edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu çok önemlidir. Çünkü bu hat üzerinden Pakistan’a ulaşacak olan Türkiye, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin güneyinden ülkeye ticari açıdan ulaşma imkânını da elde edecektir. Hatlar, Çin’le işbirliği kurularak açılırsa, Kuşak-Yol Projesi’nin daha etkin çalışması da sağlanmış olacaktır.” yorumunu yaptı.

Görüşmelerde masaya yatırılacak bir diğer önemli konunun da aşı meselesi olduğunu hatırlatan Alperen, “Ankara, aşı teminini Pekin’den sağlamaktadır. Dolayısıyla aşı meselesi, ziyaretin en önemli gündem maddesi olacaktır. Bununla birlikte basında fazla yer almasa da Türkiye’nin Trakya’da kurmayı planladığı ikinci nükleer santralinin yatırımcıları arasında Çin’in de yer alacağı öne sürülmektedir. Henüz başlangıç aşamasında olsa da bahsi geçen mesele de istişare edilebilir.” açıklamasında bulundu.

Ferhan ORAL (Emekli Deniz Albay)

Emekli Deniz Albay Ferhan Oral, Wang Yi’nin Türkiye ziyaretinden önce ABD’li temsilcilerle görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’ne Wang Yi’nin 18-19 Mart 2021 tarihlerinde ABD’ye yapacağı ziyaretin sebebi ve görüşülecek konular sorulmuştur. Verdiği cevapta Bakanlık Sözcüsü, davetin ABD tarafından yapıldığını, ABD-Çin ilişkilerine yönelik kendi tavırlarının net olduğunu, ABD’nin Soğuk Savaş dönemi ve sıfır toplamlı oyun zihniyetini terk etmesi gerektiğini ve Çin’in egemenlik ve güvenliğine saygı gösterilmesi gerektiğini beyan etmiştir.” dedi.

Oral, “Wang Yi’nin ABD ziyareti, ABD Eski Başkanı Donald Trump dönemindeki diğer konuların yanı sıra özellikle Covid-19 salgını nedeniyle Trump’ın Çin’e yaptığı suçlamalar sonrasında Biden’ın durumu düzeltme ve ilişkileri yumuşatma çabası olarak değerlendirilebilir. Nitekim söz konusu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, ziyaretin temel çerçevesini Çin’in rahatsızlık duyduğu iç meselelere karşılıklı olarak karışmama konusu ve bu kapsamda ABD’nin son dönemde sıklıkla dile getirdiği Uygur Meselesi oluşturacaktır.” yorumunu yaptı.

Washington-Pekin hattındaki ilişkilerin jeopolitik boyutuna da değinen Oral, sözlerine “Blinken’ın 3 Mart 2021 tarihinde açıkladığı dış politika stratejik vizyonunda Çin, ABD’nin karşı karşıya kaldığı en önemli rakip olarak nitelendirilmiş ve Asya-Pasifik’te bu rekabetin jeopolitik mücadele alanı olarak tanımlanmıştır. Şüphesiz ABD’nin ‘mümkün olduğunca işbirliği yapacaklarını ve gerektiği takdirde de rekabet edeceklerini’ bildirmesi, ziyarete ilişkin verilen bir ön sinyal olarak yorumlanabilir.” diyerek devam etti.

ABD ziyaretinin hemen akabinde Wang Yi’nin Türkiye’ye gelecek olmasının “manidar” olduğunu ifade eden Oral, “Ziyaretin en önemli nedenini ekonomik konuların oluşturacağı düşüncesindeyim. Çünkü 3 Mayıs 2021 tarihinde ABD’de görülecek Halkbank Davası sonrası Türkiye’ye verileceği ve 10 milyar doları bulabileceği tahmin edilen para cezası ve bunun Türk ekonomisine yansımaları, Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) borç almak istemeyen Türkiye’ye, Çin’le ekonomik alanda daha yoğun işbirliğinin önünü açabilir. Dolayısıyla görüşme her ne kadar dışişleri bakanları arasında yapılacak olsa da bunun Pekin yönetimine iletilecek bir mesaj olabileceğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Son olarak Oral, “Çavuşoğlu, masaya yatırılacak konu başlıklarını ikili ilişkiler, Avrasya’yı ilgilendiren konular, bölgesel meseleler ve Covid-19’la mücadele olarak açıklamıştır. Bu kapsamda Çin’den sipariş edilip henüz gönderilmeyen Sinovac aşılarının durumunun ele alınacağını düşünmekteyim. Ayrıca her ne kadar açıklanan görüşme başlıkları arasında yer almasa da yıl sonuna doğru hizmete girecek olan TCD ANADOLU havuzlu çıkarma gemimiz (LHD) için alternatif olmaktan çıkan F-35’ler yerine, Rus alternatifinin yanı sıra bir başka seçenek olarak görülen dikey iniş-kalkış yapabilen Çin uçaklarının da gündeme gelmesi mümkündür.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Ahmet Bülent MERİÇ (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Ahmet Bülent Meriç konuya dair yaptığı açıklamada, “Wang Yi’nin ABD ziyaretinin akabinde 25 Mart 2021 tarihinde Türkiye’ye geleceği açıklanmıştır. Çavuşoğlu’nun ifadesine göre, ziyaretin gündeminde ikili ilişkilerin yanı sıra Covid-19’la mücadele gibi küresel meseleler, her iki devletin bölgesel sorunları ve Avrasya’yı ilgilendiren konular bulunmaktadır.” dedi.

Çin Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye gerçekleştireceği ziyaretin ABD’li temsilcilerle görüşmesinin hemen ardından gerçekleşeceğine dikkat çeken Meriç, “Ziyaretin, dünyanın farklı coğrafyalarında bulunan ve ilişkilerinde ciddi sıkıntılar yaşanan Batı İttifakı’nın söz konusu iki üyesini kapsayacak şekilde düzenlenmesiyle her iki tarafa da mesaj verilmek istendiği açıktır.” ifadelerini kullandı.

Wang Yi’nin Washington ziyaretinin rahat geçmeyeceğini düşündüğünü belirten Meriç, “Küresel ölçekte politikalar uygulayan bu iki devlet arasındaki sorunların giderek arttığı, ABD’nin Obama döneminden bu yana Çin’e karşı uyguladığı çevreleme politikasının son zamanlarda bir ‘Soğuk Savaş’ ortamına yol açtığı, Trump döneminde başlatılan ticaret savaşlarının ise önde gelen iki ekonomik güç arasındaki karşılıklı bağımlılığın simetrisini bozduğu görülmektedir. Nitekim Biden döneminde de söz konusu politikalara devam edileceğinin işareti verilmiştir. Zaten Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, Çin Dışişleri Bakanı’nın ziyareti sırasında Uygur Türklerine yönelik ‘soykırımı’ ele alacaklarını açıklamıştır. Buna Hong Kong Sorunu’nun, Tayvan Meselesi’nin ve Çin’in Doğu ve Güney Çin Denizlerindeki faaliyetlerinin de ekleneceği öngörülebilir.” yorumunu yaptı.

Meriç sözlerine, “Asıl sorun, oyunun artık sıfır toplamlı olmaktan çıkmış olmasıdır. Çin’in barışçıl yükselişi, ABD’nin küresel egemenliğini tehdit etmektedir. Şu an bir yarı-küresel güç olarak tanımlanabilecek Çin, bir yandan Kuşak-Yol Projesi; diğer taraftan da İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD tarafından oluşturulan uluslararası kuruluşlarda kontrolünü güçlendirerek ya da alternatif kuruluşlar yaratarak ABD gibi bir küresel güç olmayı hedeflemektedir. Bunun için yumuşak gücünü kullanmakta, silahlı kuvvetlerini geliştirmekte ve tarihi hak olarak gördüğü sorunlarda artık sesini çıkarmaktadır. Daha derine inildiğinde ise sorunun sürekli krizler yaşayan kapitalist serbest piyasa ekonomisi ile Çin’in temsil ettiği sosyalist serbest piyasa modeli arasında olduğu söylenebilir.” şeklinde devam etti.

Stratejik vizyonu canlanmış olan Çin’in zamanla emperyalist “Orta Krallık Mantığı”nı benimseyip benimsemeyeceğinin şu an bilinemeyeceğini öne süren Meriç, “Ankara açısından bilinen ve görülen Çin’in Batılı müttefiklerinden anlayış göremeyen ve bizzat kendi kader ortakları tarafından güney sınırlarında ve Doğu Akdeniz’de kuşatılan Türkiye’ye yardım elini uzattığıdır. Batı Dünyası’nda aşı savaşlarının yaşandığı Covid-19’la mücadele ortamında, Çin’in Türk toplumuna düzenli biçimde aşı tedarik etmesi, unutulamayacak bir dostluk göstergesidir.” ifadelerini kullandı.

Son olarak Meriç, “Bugün Türkiye ve Çin örnek teşkil edebilecek işbirliği sergilemektedir. Türkiye, Avrasya kuşağının Orta Koridor’u olarak belirtilen kısmının inşasında Çin’e yardımcı olmaktadır. Böylece her iki devletin de deniz yollarına bağımlılığını azaltacak olan Yeni İpek Yolu, Türkiye’yi en kısa yoldan Asya-Pasifik’in zengin pazarlarına ulaştıracaktır.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Gökhun GÖÇMEN (Gazeteci)

Gazeteci Gökhun Göçmen, Wang Yi’nin Türkiye ziyaretini önemli kılan birkaç nokta olduğunu belirterek “Bunlardan ilki, ziyaretin zamanlamasıdır. Zira ziyaret, Türkiye ile Çin arasındaki diplomatik ilişkilerin 50. yılına denk gelmektedir. Her iki ülke de ilişkilerin yarım yüzyıla denk geldiği bu tarihsel anda başta ekonomi olmak üzere birçok alanda yeni bir sayfa açmaya hazırlanmaktadır. Türkiye ile Çin arasında artan ticaret hacmi şimdiden demiryollarına yansımıştır. Üstelik ‘Yeniden Asya Açılımı’nı ilan eden Ankara’nın son dönemlerde Kuşak-Yol Projesi’nin sadece bir katılımcısı değil; aynı zamanda oyun kurucusu olmaya hazırlandığını da görmekteyiz. Bunun son örneğini Türkiye-İran-Pakistan Demiryolu Hattı oluşturmaktadır. Gelecek dönemde söz konusu demiryolu hattının Kuşak-Yol Projesi’yle ilişkilenmesi sürpriz olmayacaktır. Bununla birlikte geçtiğimiz hafta TBMM’de Çin’le ticareti daha da kolaylaştıracak bir kanun tasarısının hazırlanması da tarafların ticaret konusunda ne derece kararlı olduğunu yansıtmaktadır.” dedi.

Çin Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinin zamanlamasını önemli kılan bir diğer hususun da salgınla mücadelenin kritik bir zamanına denk gelmesi olduğunu hatırlatan Göçmen, “Erdoğan, Çin’den 50 milyon doz aşının gelebileceğini belirtmiştir. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve Çinli meslektaşı elbette bu sürecin nasıl işleyeceğini de masaya yatıracaklardır.” yorumunu yaptı.

Çin Dışişleri Bakanı’nın ABD temaslarının ardından Türkiye’ye gelecek olmasının da Pekin’in ziyarete ne derece önem verdiğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Göçmen, “Nihayetinde gerek Türkiye gerekse de Çin farklı alanlarda ABD’yle derin uzlaşmazlıklar yaşayan ve birbirlerine ihtiyaç duyan iki ülkedir. Kısa vadede dünyanın en büyük ekonomik gücü olması ve orta vadede ise Washington’u teknolojik ve askeri alanda tahtından etmesi beklenen Çin’le kurulacak derin ilişki, Türkiye’ye ABD karşısında manevra alanı sağlayacaktır. Benzer bir şekilde Çin Dışişleri Bakanı da bölgesel oyun kurucu gücüne sahip, uluslararası ticaretin kavşak noktasında yer alan, Türk ve Müslüman Dünyası üzerinde hatırı sayılır bir saygınlığı bulunan Ankara’ya özel ilgi gösterecektir. Bu bağlamda Türkiye’nin son dönemde Türk ve Müslüman Dünyası üzerindeki nüfuzunu, ABD ve Çin arasındaki rekabetin parçası haline getirmemesi dikkat çekmektedir. Ziyaret sonrasında da Türkiye’de bu eğilimin muhafaza edileceğini düşünmekteyim.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Bu çalışmada yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına ait olup, kurumsal olarak ANKASAM’ın resmi görüşünü yansıtmaz.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

DİĞER HABER-ANALİZLER

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz