Küreselleşme-Bölgeselleşme Rekabetinde Bölgesel Kapsamlı Ekonomik İşbirliği Anlaşması (RCEP)

21. yüzyılın ilk yirmi yılı, küresel politikanın geleceğini şekillendirebilecek iki anlaşmanın imzalanmasıyla sona ermiştir. Bu anlaşmalardan biri Avrupa; diğeri ise Asya merkezlidir. Nitekim 15 Kasım 2020 tarihinde Asya-Pasifik bölgesinin 15 ülkesi, Regional Comprehensive Economic Partnership/Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nı (RCEP) imzalarken; 30 Aralık 2020 tarihinde de İngiltere ile Avrupa Birliği (AB) arasında Brexit sonrasına ilişkin ticaret anlaşmasında uzlaşıya varılmıştır.

Her iki anlaşma da uluslararası politikada küresel liberal demokratik sistemin geleceğine dair son zamanlarda yaşanan tartışmaları güçlendirecek boyuttadır. Uluslararası sistemin en büyük bütünleşme projelerinden biri olarak kabul edilen AB’den İngiltere’nin ayrılması, birlik içerisinde Güney Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, yeni ayrılık tartışmalarının hızlanmasına sebep olmuştur. Özellikle de Çekya ve Macaristan’da yüksek sesle dile getirilmeye başlanan CzechingOut ve Huxit/Hunexit söylemleri, bu ülkelerde ayrılık yönündeki tartışmaların temel zeminini oluşturmaktadır.[1]

AB içerisinde birliğin benimsediği misyonun sorgulanmasına sebep olan en önemli gelişme ise Covid-19 virüsüyle mücadele sürecinde ortaya çıkmıştır. 2020 yılının ilk aylarından itibaren pandemiyle karşı karşıya kalan AB üyesi ülkeler, birliğin ruhuna ters düşecek şekilde dayanışmacı bir biçimde değil; dışlayıcı bir mücadele şeklinde söz konusu süreci yürütmüştür. Bu dönemde Avrupalı devletlerce uygulanan ve ulusal çıkarların gözetildiği politikalar, bütünleşme ve küreselleşme söylemlerine gölge düşürmüştür.

Diğer yandan 15 Kasım 2020 tarihinde Asya’da tarihsel kırılma noktalarından biri sayılabilecek çok önemli bir anlaşma vesilesiyle bölge devletleri bir araya gelmiştir. RCEP olarak adlandırılan anlaşmayla, küresel GSMH’nın %30’unu oluşturan 15 ülke birlikte hareket etme iradesi ortaya koymuştur. Mevzubahis anlaşma, AB ve ABD-Meksika-Kanada arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmalarından (USMCA) çok daha büyük bir alanı kapsadığı için dünyanın en büyük ekonomik anlaşması olarak kabul edilmektedir.[2]

Ne var ki RCEP Anlaşması, sadece sonucundan dolayı değil; gelişim aşamaları dikkate alınarak değerlendirildiğinde de bir bütünleşmeden ziyade, bölgesel-küresel yeniden konumlanmanın ve bloklaşmanın habercisi durumundadır. RCEP, ASEAN üyesi 10 ülke ile altı diyalog partneri arasında 2013 yılında görüşmeleri başlatılan bir inisiyatif olarak ortaya çıkmıştır. Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan’dan oluşan diyalog partnerleri arasındaki görüşmeler, bölgesel bir serbest ticaret alanı oluşturma amacıyla başlamıştır. Ancak Hindistan, görüşmelerin sona yaklaştığı 2019 yılının Kasım ayında söz konusu süreçten geri çekilmiş[3] ve buna gerekçe olarak da ülke içindeki küçük işletmelerin zarar göreceğini göstermiştir.

Hindistan’ın bu geri çekilişi, 2014 yılında başlattığı “Make in India” inisiyatifi kapsamında ülkenin imalat sektörünü korumaya yönelmesiyle açıklanabilir. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında “America First” söylemini kullanarak iktidara gelmesi ve Covid-19 sürecinde Avrupa’da görülen korumacı politikalar da göz ardı edilmemelidir. Zira bu anlamda Hindistan’ın RCEP’ten çekilmesi, sadece bölgesel bir olguya değil; küresel sistemdeki dönüşüme ve korumacı politikaların Asya’da da yayılmaya başladığına işaret etmektedir.

ABD’nin 2008 yılından itibaren görüşmelerini sürdürdüğü Trans Pasifik Ortaklığı’ndan 2017 yılında çekilmesi ve bundan iki yıl sonra Hindistan’ın RCEP Anlaşması’ndan çekilmesi, esasında bölgede şekillenmekte olan blokları ortaya çıkarması bakımından son derece önemlidir. Nitekim RCEP Anlaşması, her ne kadar yerel ve küresel medyada yanlış bir şekilde Çin merkezli bir yapı olarak sunulsa da bahsi geçen anlaşma, Japonya’nın öncülüğünde Çin’in bölgedeki faaliyetlerini dengelemek üzere önerilmiştir.

Çin liderliğinde yürütülen Doğu Asya Serbest Ticaret Anlaşması ise ASEAN üyesi ülkeler ile Çin, Japonya ve Güney Kore (ASEAN+3) arasında yapılacak bir anlaşma olarak planlanmıştır. Fakat Japonya, bu yapıdaki bir anlaşmanın Çin hâkimiyetinde olacağını fark etmiş ve buna karşılık Avustralya, Hindistan ve Yeni Zelanda’nın da katılacağı (ASEAN+6) bir anlaşmaya ilişkin çalışmaları başlatmıştır.[4] Hindistan ve Avustralya’nın katılımıyla Çin’i dengelemek isteyen Japonya’nın mevzubahis girişimi, Çin tarafından Kuşak-Yol İnisiyatifi gibi daha büyük bir hamleyle karşılık bulmuştur.

Kendi dışındaki ülkeler tarafından ortaya atılan bölgesel inisiyatiflere karşı reaktif bir tutum benimseyen Çin, ilk ortaya atıldığında RCEP Anlaşması’na da muhalif bir tavır takınmıştır.[5] Bununla birlikte Çin, ABD’nin Asya-Pasifik Bölgesi’nde artan etkinliği karşısında, RCEP gibi bir bölgesel birliğin dışında kalmanın yanlış olduğuna kanaat getirerek birlik konusunda daha hassas bir tutum benimsemiştir.[6] İki bin yıllık devlet geleneği, stratejik düşünme kabiliyeti ve yeni şartlara uyum sağlayabilme potansiyeliyle Çin, RCEP Anlaşması içerisinde yer almıştır. Buna rağmen Pekin yönetimi, Güney Çin Denizi gibi sorunları bölgesel ve uluslararası platformların dışında tutmaya ve Kuşak-Yol İnisiyatifi gibi projelerle etki alanını genişletmeye devam edecektir.

Sonuç olarak İngiltere Hükümeti’nin “Paramızın, sınırlarımızın, ticaretimizin ve balıkçılık yapılacak sularımızın kontrolünü geri aldık”[7] diyerek duyurduğu İngiltere-AB Serbest Ticaret Anlaşması ve Asya merkezli olarak gerçekleştirilen RCEP Anlaşması’nın imzalanma süreci, uluslararası politikada küreselleşme karşısında ulusal korumacı politikaların güç kazanmaya devam ettiğine ve bölgesel bütünleşme çabalarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.


[1] András Vaski, “Brexit, Huxit, and Taking up the Mantle of Sovereignty in the EU”, Hungary Today, https://hungarytoday.hu/brexit-huxit-and-taking-up-the-mantle-of-sovereignty-in-the-eu/, (Erişim Tarihi: 02.01.2021).

[2] Tim McDonald, “What is the Regional Comprehensive Economic Partnership (RCEP)?”, BBC, https://www.bbc.com/news/business-54899254, (Erişim Tarihi: 02.01.2021).

[3] Pankhuri Gaur, “India’s Withdrawal from RCEP: Neutralising National Trade Concerns”, Journal of the Asia Pacific Economy, 2020, s. 2.

[4] Aynı yer.

[5]  Min Ye, “China and Competing Cooperation in Asia-Pacific: TPP, RCEP, and the New Silk Road”, Asian Security, 11(3), 2015, s. 208.

[6] Jagannath P. Panda, “Factoring the RCEP and the TPP: China, India and the Politics of Regional Integration”, Strategic Analysis, 38(1), 2014, s. 54.

[7] “Brexit: İngiltere ve AB Ticaret Anlaşması Şartlarında Uzlaşmaya Vardı”, BBC, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55422535 , (Erişim Tarihi: 03.01.2021).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Müge YÜCE
Dr. Müge YÜCE
Müge YÜCE, 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü lisans programından, 2014 yılında Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (SAREN) Uluslararası İlişkiler yüksek lisans programından mezun olmuştur. 2013 yılından itibaren Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta olan yazarın özel çalışma alanını Çin Dış Politikası oluşturmaktadır. 2020 yılı Şubat ayında Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yürütmekte olduğu doktora eğitimini tamamlayarak doktor ünvanını almaya hak kazanan Müge YÜCE, araştırma amacı ile daha önce Finlandiya Turku Üniversitesi ve Polonya Opole Üniversitelerinde bulunmuştur. Yazar iyi derecede İngilizce ve orta düzeyde Çince bilmektedir.

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz