Tarih:

Paylaş:

Łódź Üniversitesi, Asya İlişkileri Merkezi Araştırmacısı Mateusz Chatys: “Çin-Rusya İlişkilerinde Herhangi Bir Bozulmayı Beklemek İçin Henüz Erkendir.”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in G20 Zirvesi’ne katılması, Batılı devletlerin Pekin’le ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri açısından fırsat olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, Cinping’le yaptığı ikili görüşmenin ardından “nükleer silah kullanımına ve kullanma tehdidine karşı olduklarını” söylemiştir. Çin ise basın açıklamalarında hiçbir şekilde Rusya’nın ismini zikretmemeye özen göstermiştir. G20 Zirvesi esnasında Rusya’nın geleneksel müttefikleri olan Hindistan ve Çin liderlerinin verecekleri mesajlar da yakından takip edilmiştir.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), G20 Zirvesi’nin bölgesel ve küresel jeopolitiğe etkilerini ve Çin-Rusya ilişkilerinin geleceğini değerlendirmek üzere Łódź Üniversitesi Asya İlişkileri Merkezi Araştırmacısı Mateusz Chatys’ın görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

1. G20 Zirvesi sonuç bildirgesinde “Üyelerin çoğu Ukrayna’daki savaşı şiddetle kınadı” ifadesi yer almıştır. Sizce Hindistan ve Çin liderleri, G20 Zirvesi’nde dünyaya ne tür mesajlar verdiler?

Kişisel görüşüm şu ki; Çin ve Hindistan, G20 Zirvesi’ni Rusya’yla işbirliklerinden kaynaklanan uluslararası arenadaki imaj kayıplarını onarmak için kullandılar. Böylece uluslararası durumu istikrara kavuşturmayı amaçlayan sorumlu bir politika izlediklerini vurgulamak istediler.

2. Biden ile Cinping arasındaki görüşmenin bölgesel ve küresel jeopolitiğe yansımaları nasıl olacak?

Son birkaç aydır ABD-Çin ilişkilerinde artan gerilim göz önünde bulundurulduğunda, uluslararası toplumun büyük kısmının bu görüşmeden sonra rahat bir nefes aldığına inanıyorum. Elbette bu üst düzey toplantı, en azından bir süreliğine olası Tayvan Boğazı çatışmasına ilişkin korkuları hafifletmiştir. Hâlâ şiddetli rekabetin bulunduğu bazı alanlar olsa da G20 Zirvesi, daha alt düzeydeki yetkililer de dahil olmak üzere, süper güçler arasındaki farklılıklara ilişkin yapıcı bir tartışmanın temelini atmıştır. Örneğin ABD Savunma Bakanı Lloyd J. Austin, Kamboçya’da düzenlenen Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Savunma Bakanları Toplantısı (ADMM-Plus) oturum aralarında Çin Savunma Bakanı General Vey Fınghı’yle bir araya gelmiştir. Austin, kriz dönemlerindeki iletişimi iyileştirme ihtiyacını vurgulamıştır. Bu nedenle birçok farklılığa rağmen iki tarafta da iletişim kurma isteği olduğunu görebiliriz.

Savunma Bakanları arasındaki bu görüşmenin son altı ay içindeki ikinci toplantı olduğunu ve ABD Temsilciler Meclisi Nancy Pelosi’nin 2022 yılının Ağustos ayında Tayvan’a yaptığı ziyaretten bu yana ilk görüşme olduğunun altını çizmekte yarar vardır.

ABD-Çin ilişkilerindeki güncel durum, Ukrayna’yla müzakereleri sürdürme konusunda isteksiz olan Rusya’nın tutumundan çok daha ümit vericidir. Çin ile ABD arasındaki müzakerelerin sürdürülmesi bir kazan-kazan durumu yaratmaktadır. Çünkü dünyanın geri kalanı, özellikle de Güneydoğu Asya ülkeleri, yeni bir krizle karşılaşmak istememektedir.

3. Çin’in bilhassa nükleer tehditleri sebebiyle Rusya’dan uzaklaşmaya başladığını ve Batı’yla bir uyum arayışına yöneldiğini düşünüyor musunuz?

Çin’in Rusya’ya sırtını dönmeye başladığını düşünmüyorum. Çin’in resmi açıklamalarında nükleer silah kullanımına ilişkin atıflar olmasına rağmen bunlar, asla Rusya bağlamında kullanılmamıştır. Buna ek olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in potansiyel bir nükleer saldırı hakkındaki anlatısını yumuşatmaya başlamasıyla Çin’in nükleer silah kullanımına yönelik eleştirileri de ortaya çıkmaya başladı. Elbette bu da önemsiz değildir. Kaldı ki Cinping’in Biden ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la görüşmesinin ardından Çin tarafının yaptığı resmi açıklamalarda, nükleer silahlarla ilgili tek bir söz bile bulamayız. Buna karşılık Çin medyasında Rusya’nın olası nükleer silah kullanımının Batı saldırganlığına karşı meşru müdafaa şeklinde olacağını okuyabiliriz. Son olarak rakamlara bir göz atmak gerekirse, 2022 yılının ilk on ayında Çin’in Rusya’dan ithal ettiği doğalgaz miktarının değeri %182 artarak 3,1 milyar dolar olmuştur. Aynı dönemde Rusya’nın Çin’e yaptığı LNG ihracatı ise %32 artışla 4,98 milyon tona yükselmiştir. Bu dönemde Rusya’nın Çin’e petrol arzı %9,5 artarak 71,97 milyon tona yükselmiştir.

Basitçe söylemek gerekirse, Çin-Rusya ilişkilerinde herhangi bir bozulmayı beklemek için henüz erkendir. Ayrıca bu noktada Çin’in Batı’yla uyum yakalama şansının da olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ABD önderliğindeki “Özgür ve Açık Hint-Pasifik (FOIP)” düşüncesi ile Çin destekli Kuşak ve Yol Projesi, Ortak Kader Topluluğu ve yakın zamanda tanıtılan Küresel Kalkınma Girişimi (GDI) ile Küresel Güvenlik Girişimi (GSI) arasında açık bir ideolojik rekabete tanıklık ediyoruz.


Mateusz Chatys

Mateusz Chatys, Łódź Üniversitesi’ne bağlı Asya İlişkileri Merkezi’nde Araştırmacıdır. Lodz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Çift anadal olarak Oryantal Çalışmaları bitirmiştir. Halihazırda Lodz Üniversitesi Uluslararası ve Siyasi Çalışmalar Fakültesi Doğu Asya Bölümü’nde doktoranttır. Aynı zamanda “Doğu Asya ve Pasifik” adlı araştırma grubunun üyesidir. 2015-2016 yılları arasında Çin Hükümeti’nin AB Penceresi Burs Programı kapsamında Hainan Üniversitesi’nde eğitim almıştır. 2017 senesinde Şanghay’da düzenlenen “Çin-AB Genç Düşünürler Forumu”na katılmıştır. Başlıca araştırma alanları: ekonomik genişleme, Güneydoğu Asya’daki yatırım politikası, Güney Çin Denizi’ndeki bölgesel anlaşmazlıklar ve Çin’in ASEAN ülkelerine yönelik dış politikasıdır.

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.