Tarih:

Paylaş:

Rus Siyaset Bilimci Grigory Trofimçuk: “Paşinyan’ın Görüşmeye Hazır Olup Olmadığına Türkiye karar verecektir.”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Rusya Dışişleri Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada Güney Kafkasya ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkileri kurulmasından ve bölgesel işbirliklerinin geliştirilmesinden yana olduklarını ifade etmiştir. 26 Kasım 2021 tarihinde ise Rusya’nın Soçi kentinde Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderleri Kafkasya’da barış sürecini ele almak için bir araya gelmiştir. Görüşmede sınırların çizilmesi, ulaşım hatlarının açılması ve “3+3” formatı çerçevesinde işbirliği meseleleri ele alınmıştır. Böylece Rusya bölgedeki arabulucu rolünü güçlendirmiştir.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), bölgesel işbirliğinin sağlanması ve istikrarın inşası bağlamında Rusya’nın rolünü değerlendirmek amacıyla Avrasya Fikirleri Çalıştayı Bilimsel Araştırmaları Destekleme Vakfı Konseyi Başkanı Grigory Trofimçuk’unGüney Kafkasya bölgesindeki son gelişmelerle ilgili görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Sayın Trofimçuk, bölgede yaşanan savaşın ardından Türkiye-Azerbaycan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında 2008 yılında Güney Kafkasya ülkeleri ile Türkiye arasında diyalog kurma girişimi olmuştu. Türkiye, Erivan ile Ankara arasında istişare sürecini başlatan “Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu” girişimini o dönemde gündeme getirmişti. Aynı zamanda Ermenistan-Türkiye sınırının açılması da dahil olmak üzere belirli eylem protokolleri ve bu yolda atılacak adımlar tartışılmıştı. Ancak, ne yazık ki planlanan hamlelerin hiçbiri hayata geçirilmedi. Bugün ise bölgedeki askeri-politik durum önemli ölçüde değişmiştir. Ermenistan, askeri bir yenilgiye uğramıştır. Lakin yeni statükoyu kabullenmek istememektedir. Teorik olarak vurgulanmalıdır ki; Batılı devletler, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı böyle bir senaryoya ikna ederse, Erivan yönetimi de Ankara’yla yakınlaşmayı kabul edebilir. Zira Paşinyan genel olarak her şeyi imzalayabilir. Ancak Ermenistan halkının bir kısmı Başbakan’ın tutumundan farklı bir görüşe sahiptir. 2000’li yılların ortalarında, bir uzman olarak Bakü’nün Karabağ Ermenilerine, Azerbaycan devletinin yönetimi altında daha iyi şartlarda yaşayabilecekleri fikrini iletmesinin Ermeniler arasında olumlu karşılanabileceğini ve buna yönelik adımlar atılabileceğini söylemiştim. Ancak aradan zaman geçmiş ve savaş her şeyi değiştirmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin hala Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi olduğu göz önünde bulundurulduğunda Ermenistan’ın Türkiye’ye yaklaşması, ABD’nin yardımıyla mümkün olabilir. Ermenistan-Azerbaycan ilişkisine gelindiğinde ise durum, Ankara-Erivan hattındaki tablodan çok da farklı değildir. Çünkü kaybeden Ermeniler için Türkiye ile Azerbaycan kendi deyimleriyle söyleyecek olursak, “Türk” olmaları sebebiyle aynı anlamı taşımaktadır.

Sizce Türkiye ile Ermenistan arasındaki diplomatik ilişkilerin iyileşmesi ne gibi sonuçlar doğurur? Ermeni halkı buna hazır mı? Batı’daki Ermeni diasporasının tepkisi nasıl olur? Eğer halk ve diaspora buna henüz hazır değilse, Ankara ve Erivan nasıl bir yol izlemeli?

Daha önce de belirttiğim gibi Ermeni halkı, kendileri için zor olan tarihsel bağlamı dikkate alarak henüz atılacak adımlara hazır değildir. Bu hikâyeye, her an “üçüncü” savaş haline gelebilecek anlaşmazlıklar da eklenmiştir. Fakat Erivan yönetimi, herkesle diyalog içerisine girmek istemektedir. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Nikol Paşinyan’ın Gürcistan ziyaretinden sonra Erivan’dan olumlu bir sinyal gelmiştir. Paşinyan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmeye hazırdır. Erdoğan ise öncelikle Ermenistan’dan olumlu bir adım beklemektedir. Ancak şimdilik somut bir ilerleme görülmemektedir. Bununla birlikte Paşinyan, yaptığı konuşmalarda Ermeni isimleri taşıyan yerleşim yerlerinin ve coğrafi noktaların Azerbaycan Türkçesindeki adlarını kullanmaktadır. Bunun yanı sıra Azerbaycan’ın yararına olacak şekilde karayollarını batıya kaydırmaya başlamıştır. Dolayısıyla Paşinyan’ın doğrudan görüşmeye hazır olup olmadığına Türkiye karar verecektir.

Ermeni diasporasına gelince, son savaştan önce sesinin ve etkisinin daha güçlü olacağı ve olaylar üzerinde çok daha büyük bir nüfuza sahip olacağı düşünülmüştür. Fakat diaspora, Paşinyan’ı destekleyip destekleme konusunda kafa karışıklığı içerisindedir. Sorunları yoluna koymak için birileri Ermenistan’a öncülük etmelidir. Sorun şu ki; Paşinyan, kendisine bölgede mümkün olduğunca fazla kaos çıkarmasını emreden Ermeni diasporasından etkilenmemektedir. Açıkçası Türkiye ile Ermenistan arasında normalleşme yaşanması tarihsel bir zorunluluktur. Karabağ çevresinde savaş halinin olmasına Rusya da dahil kimsenin ihtiyacı yoktur. Ancak yetkililerin tek başına sergileyecekleri duruşlar bunun için yeterli değildir. Amerikalı Siyaset Bilimci Zbigniew Brzezinski seviyesindeki uzmanların girişimleri ve katkıları olmadan savaş sürekli devam edecektir. Bu arada şunu da belirtmek isterim ki; Türkiye-Rusya ilişkilerinin en zor döneminde, Ankara’nın Moskova’da bir “düşman” gibi görüldüğü 2016 yılının ilk yarısında, Avrasya Fikirleri Çalıştayı Merkezi, Moskova’da Türk siyaset bilimciler ve iş insanlarının katılımıyla genişletilmiş yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirmiştir. Yani yapıcı diyalog her zaman önemlidir.

Peki halklar arasında barışı tesis etmek ve bölgede kalıcı kılmak için kamu diplomasisi adına neler yapılabilir?

Uzlaşma süreci sadece resmi görevliler, politikacılar ve kültür adamlarının katılımından ibaret olmamalı ve daha fazlasını içermelidir. Alışılmışın dışında düşünen insanlar aranmalı ve bu kişiler de sürece eklemlenmelidir. İşte o zaman bir şeyleri değiştirme umudu ortaya çıkacaktır. Açık ve heyecan verici hedefler olduğunda kamu diplomasisi etkili olabilir. Ne yazık ki resmi yetkililer halka ilham vermezler. Örnek verdiğim formatta yuvarlak masa toplantıları yapılması önemli bir adım olabilir. O zaman da durum savaşa değil; barışa evrilecektir. Aksi takdirde Güney Kafkasya, birkaç yüzyıl öncesinde yaşandığı gibi, tüm tarafları savaşlara sürükleyebilir. Gerçi ben bunun olacağına ihtimal vermiyorum.

Mevcut durumda Rusya’nın bölgedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Moskova’nın bölgedeki rolünün güçlendirilmesi, 10 Kasım 2020 tarihinde Karabağ bölgesinde ateşkesin sağlanması ve Rus Barış Güçleri’nin bölgede göreve başlamasıyla olmuştur. Ne yazık ki; bölgede henüz tam anlamıyla barış ortamı oluşmamıştır. Çünkü bölgesel ulaşım engelini kaldırma sorunu da dahil olmak üzere birçok mesele çözüm beklemektedir.

Bölgede altyapı engellerinin kaldırılması Rusya için de faydalı olacaktır. Çünkü bölgede konuşlanan Rus Barış Gücü, orada sonsuza kadar kalmayacaktır. Ayrıca Azerbaycan tarafı dolaylı ve gayri resmi olarak onlara zamanlarının hızla tükenmekte olduğunu ifade etmektedir.

Genel olarak, Rusya’nın buradaki konumu benzersizdir. Moskova hem Bakü hem de Erivan’la etkileşime girebilmektedir. Diğer hususların yanı sıra bölgedeki varlığıyla Batılı yapıların mevcudiyeti arasındaki dengeyi sağlayabilen de Moskova’dır. Ancak son yıllarda barışı koruma güçleri, ateşkesin ihlali gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Fakat kontrolörler, gözlemciler ve barışı koruma görevlilerinin “saldıran” tarafı tanımlayamamaları, böyle bir tanımlama sorumluluğunu üstlenmemeleri Rusya’nın bir barış gücü olarak itibarının sorgulanmasına neden olmaktadır.

Bölgedeki diğer ülke olan Gürcistan’a da değinmek gerekirse, Gürcistan Parlamentosu’nda konuşan Dışişleri Bakanı David Zalkaliani, Tiflis’in “3+3” müzakere formatına katılmayı planlamadığını söyledi. Türkiye’nin önerdiği “3+3” platformunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

“3+3” formatı, Gürcistan dışındaki tüm olası katılımcılar tarafından desteklenmektedir. Tiflis, bariz nedenlerden dolayı bu konudaki tutumunu korumaktadır. Ayrıca Gürcistan, Ermenistan’ın ablukasının etkisini azaltan nesnel bir penceredir. Gürcistan, Eski Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili olmadan bile Batı’nın ve ABD’nin platformu olmaya devam etmektedir. Bu nedenle Gürcistan, her zaman özel bir konuma sahiptir. Buna ek olarak Tiflis’in farklı bir bölgesel formülün uygulanmasını önerdiği de bilinmektedir.

Röportajda yer alan görüşler, uzmanın kişisel görüşleri olup, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nin (ANKASAM) yayın politikasını yansıtmayabilir.

Bu röportajın orijinal hali 11.12.2021 tarihinde The International Asia Today’da Rusça ve İngilizce olarak yayınlanmıştır.

Rusça versiyonu için tıklayınız: https://theasiatoday.org/interviews-ru/%d1%80%d0%be%d1%81%d1%81%d0%b8%d0%b9%d1%81%d0%ba%d0%b8%d0%b9-%d0%bf%d0%be%d0%bb%d0%b8%d1%82%d0%be%d0%bb%d0%be%d0%b3-%d0%b3%d1%80%d0%b8%d0%b3%d0%be%d1%80%d0%b8%d0%b9-%d1%82%d1%80%d0%be%d1%84%d0%b8/?lang=ru

İngilizce versiyonu için tıklayınız: https://theasiatoday.org/interviews/russian-political-scientist-grigory-trofimchuk-turkey-will-decide-whether-pashinyan-is-ready-to-meet-directly/

Ülviye FİLİYEVA ERKEÇ
Ülviye FİLİYEVA ERKEÇ-Lisans eğitimini Bakü Devlet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamlayan Ülviye Filiyeva Erkeç, aynı zamanda Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden de mezun olmuştur. Yüksek lisans derecesini, Aksaray Üniversitesi Kent Sosyolojisi Programı’nda sunduğu “Türk ve Rus Basınındaki Algılanışı ile Türkiye’ye Evlilik Yolu ile Göç Olgusu” başlıklı tezle elde eden Erkeç, Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Bölge Çalışmaları Bilim Dalı’ndaki yüksek lisans eğitimini de sürdürmektedir. Filiyeva Erkeç, ileri seviyede İngilizce, Rusça, Avarca ve Azerbaycan Türkçesi bilmektedir.