Tarih:

Paylaş:

Sri Lanka: Domino Dalgasının İlk Taşı mı?

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Uluslararası ilişkiler, son dönemde yeni bir küresel güç mücadelesiyle karşı karşıyadır. Soğuk Savaş’ın ardından oluşan tek kutuplu Atlantik düzeninin kısa bir süre sonra Asya tarafından sınanması, yeni bir türbülans çağının başlamasını tetiklemiştir. Rusya ve Çin’in yükselişleri, Hint-Pasifik’in yeni dinamizm bölgesi olarak ortaya çıkması ve Batı Avrupa’da yükselen “Bağımsız Avrupa” tartışmaları, bölgesel gelişmelerin küresel bir boyuta taşınmasını sağlamıştır.

Küresel sistem ile bölgesel aktörler arasında yaşanan gerilim, fay hatlarını harekete geçirmiş ve bunun sonucunda bazı bölgeler jeopolitik önemini arttırırken; eş zamanlı bir şekilde bazı bölgelerin de istikrarsızlığa doğru sürüklendiği görülmüştür. Covid-19 salgını, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Afganistan’dan askerlerini çekmesi ve son olarak Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, söz konusu dinamikleri harekete geçiren en önemli parametreler olarak dikkat çekmektedir. “Anarşi Çağı” şeklinde de adlandırılabilecek olan günümüzün “Yeni Büyük Oyun”unda istikrarsızlığın uğradığı ülkelerden biri de Sri Lanka olmuştur.

Şüphesiz küresel rekabetin son dönemde yoğun olarak yaşandığı bölgeler arasında yer alan Güney Asya’da bulunan Sri Lanka’nın “başarısız bir devlet” olarak yönetim zaafı göstermesi, bulunduğu coğrafyaya istinaden tesadüf değildir. Ayrıca dünyanın en yoğun deniz ulaşım hatlarına sahip Hint-Pasifik Bölgesi’nin merkezinde bulunan Sri Lanka’nın kaderine terk edilmiş bir ülke olarak bırakılması ve böylesine önemli bir coğrafyadaki bu ada ülkesinin küresel sistemde hak iddia eden büyük oyuncular tarafından kurtarılmaması da gelen fırtınanın ve istikrarsızlığın şiddetini gözler önüne sermektedir. Sri Lanka’yla başlayan sürecin Güney Asya’ya yansımalarının şiddetli ve hızlı olacağı söylenebilir. Zira Güney Asya, son 20 yılda Asya’nın tamamında başlayan ekonomik hareketlilikten ve kalkınma hamlesinden payını en az alan coğrafya konumundadır.

Covid-19 salgınıyla başlayan ekonomik çıkmaz, başta Sri Lanka olmak üzere ekonomisi zayıf Güney Asya ülkelerinin ümit bağladığı turizm gelirlerini ve işçi dövizlerini keskin bir şekilde azaltmıştır. Örneğin böylesi bir süreçte Kolombo’nun hem turizm gelirlerinde yaklaşık 5 milyar dolarlık kayıp yaşaması hem de 6-7 milyar dolar arasında kaynak sağlayan işçi dövizlerinden mahrum kalması, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik çıkmazın nedenlerindendir.[1] Güney Asya ülkelerinin de Sri Lanka’ya benzer ekonomik yapılara sahip olduğu düşünüldüğünde, yaşanan krizin doğrudan halklar üzerinde etki edeceği öngörülebilir. Bununla birlikte Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesiyle başlayan belirsizlik dalgası ve enflasyonist baskı, zayıf bir temel üzerinde duran Güney Asya ülkelerini, kaderlerine razı olan domino taşlarına dönüştürmektedir.

Bölgede bulunan yönetimlerinin zayıf dinamikler üzerine kurulması, etnik ve dini unsurların güçlü bir temele sahip olması ve siyasi iradelerin kapsayıcılık gücünden mahrum olması, Güney Asya coğrafyasının bir diğer zaafıdır. Nitekim söz konusu durum, 1 Şubat 2021 tarihinde Myanmar’da yaşanan askeri darbeyle açıkça görülmüştür. Seçilmiş yönetime darbe yapan ordu, Myanmar’ı iç çatışma ortamına sokmuştur. ASEAN gibi bölgesel güce sahip bir kuruluşun yapıcı tutumuna rağmen düzenin henüz sağlanamamış olması, Myanmar’ın iç dinamiklerinin yanı sıra küresel güç mücadelesinin bölgesel gelişmeler üzerindeki etkisini göstermektedir. Üstelik Güney Asya ülkeleri üzerinde etkisi bulunan başat aktörler, kendisine bağlı istikrarlı bir Güney Asya için adım atmak yerine rakip devletin kontrolüne girmeyen istikrarsız Güney Asya devletlerini daha az maliyetli görmektedir.

Büyük güç rekabetinin getirdiği artan risk faktörü, mevzubahis durumun en önemli nedenidir. “Gri Bölge Taktiği” olarak da adlandırılan bu mücadelenin en son ve somut örneği Sri Lanka üzerinde gerçekleşmektedir. Doğrudan karşı karşıya gelmek istemeyen güçler, inisiyatif almak yerine “Bekle ve rakibinin kazanamayacağı kadar müdahale et.” stratejisi izlemektedir. Çünkü bölgeye gelen istikrarsızlık ve dönüşüm, sosyoekonomik boyuta sahip olan bir tsunami görünümündedir. Bütün coğrafyalarda artan rekabet nedeniyle kaynaklarını idareli kullanmak isteyen büyük güçler, söz konusu tsunamiden az bedel ödeyerek kaçmak istemekte ve bu da yıllardır büyük güçlerle işbirliği yapan ülkeleri öngörüsüz ve çaresiz bırakmaktadır.

Uzun süredir Çin’in önemli bir yatırım üssü olarak görülen ve birçok altyapı projesinin gerçekleştiği Sri Lanka, içinde bulunduğu ekonomik krizi Çin’den alacağı yeni bir kredi anlaşmasıyla aşmayı ummuş, 2,5 milyar dolarlık kredi desteği için görüştüğünü açıklamış; lakin herhangi bir anlaşmaya varmamıştır.[2] Çin’le iyi ilişkileri bulunan ve belki de bu ilişkilere fazlasıyla güvenen Rajapaksa ailesinin kredi başarısızlığı, ülkedeki krizi derinleştirmiş ve nihayetinde Gotabaya Rajapaksa’nın devlet başkanlığından istifa ederek ülkeyi terk etmesine neden olmuştur. Çin, Hint Okyanusu üzerindeki en önemli durağı olarak gördüğü Sri Lanka’yı kurtarma riskine girmemiş ve gelen tsunamiden kaçınma stratejisi izlemiştir.

Sri Lanka’daki bir başka aktör olan Hindistan ise son yıllarda Çin’in gerisinde kalmasına rağmen ekonomik krizle birlikte Sri Lanka içindeki etkinliğini arttırmanın yollarını aramış ve halkın ihtiyaçlarına yönelik yardımlar yollamıştır. Bu sayede Sri Lanka, son dönemde Hindistan’ın verdiği destekle kısmen de olsa halka gıda ve enerji sağlayabilmiştir. Fakat Hindistan da uygun konjonktüre rağmen yönetimi kurtarma politikası uygulamamış ve tsunami sonrası oluşacak atmosfere göre pozisyon almayı rasyonel bulmuştur.

Sri Lanka’da başlayan süreç, deprem öncesi yaşanan artçı sarsıntıya benzemektedir. Zira Güney ve Güneydoğu Asya’nın ekonomik, siyasi ve sosyolojik olarak Sri Lanka’ya benzeyen devletleri, iktisadi ve siyasi bir buhranın eşiğinde durmaktadır. Bu anlamda Hint-Pasifik şeridi ve dolayısıyla kenar kuşak, yeni krizlere gebedir. Bölgenin tamamına yayılacak bir kriz ise kara temelli ulaşım koridorlarını istikrarsızlaştıracak, göç sorununu arttıracak ve ekonomik buhranı derinleştirecektir.


[1] “‘Sri Lanka’s China Ties Don’t Detract from Special Relations with India’: GL Peiris”, The Hindustan Times, https://www.hindustantimes.com/india-news/sri-lanka-s-china-ties-don-t-detract-from-special-relations-with-india-gl-peiris-101644253621408.html, (Erişim Tarihi: 04.04.2022).

[2] Uditha Jayasinghe, “Sri Lanka in Talks With China for $2.5 Billion Credit Support -Chinese Official”, U.S. News, https://money.usnews.com/investing/news/articles/2022-03-21/sri-lanka-in-talks-with-china-for-2-5-billion-credit-support-chinese-official, (Erişim Tarihi: 04.04.2022).

Mustafa Cem KOYUNCU
Mustafa Cem Koyuncu, Karabük Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler bölümünde Master öğrencisi olup Hint-Pasifik Bölgesi, ABD-Çin Rekabeti, uluslararası güvenlik, jeopolitik ve stratejik araştırmalar alanları üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Karabük Üniversitesi’nde eğitimine başlamadan önce, Boğaziçi Üniversitesinde Lisans eğitimini tamamlamıştır. Özel sektörde yöneticilik tecrübesi kazanmasının ardından Koyuncu, kariyerine ANKASAM’da devam etmektedir. Koyuncu, ileri seviyede İngilizce bilmektedir.