Suriye’de Çözüm Arayışları: Soçi Zirvesi

2011 yılından bu yana devam eden Suriye İç Savaşı’nın çözüme kavuşturulması adına Türkiye, Rusya ve İran’ın girişimleriyle başlatılan Astana Süreci’ndeki görüşmelerin 15’inci toplantısı, 16-17 Şubat 2021 tarihlerinde Rusya’nın Soçi şehrinde gerçekleşecek. Toplantıya söz konusu ülkelerin heyetleri katılacak. Garantör ülkelerin, İdlib’deki ateşkes, Fırat’ın doğusundaki gelişmeler ve Anayasa Komitesi konularını masaya yatırması bekleniyor.

Bu gelişmeler ışığında Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), 16-17 Şubat 2021 tarihlerinde Soçi’de gerçekleştirilecek zirvenin önemini ve yansımalarını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN (ANKASAM Türk Dış Politikası Danışmanı)

Suriye’de operasyonel olarak taşların aşağı yukarı yerine oturmuş olduğunu, artık diplomasi masasının ön plana çıktığını ve bu nedenle de nihai çözümün arandığı bir döneme girildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Emre Ozan, “Ancak ifade etmek gerekir ki çözümün sağlanmasına yönelik çabalar son derece yavaş ilerlemektedir. Bunun nedenlerinden biri askeri düzeyde Beşer Esad lehine bir dengenin ortaya çıkması ve hem Rusya’nın hem de Esad rejiminin muhaliflerle pazarlık için güçlü bir motivasyona sahip olmamasıdır. İkinci neden ise Suriye’de askeri olarak etkin hale gelen ve Astana Süreci’yle Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olan Rusya’nın Türkiye’yle yaşadığı fikir ayrılıklarıdır. Ateşkesin sağlanmasıyla birlikte diplomasi süreci önem kazanmış; fakat bu ülkelerin çıkar farklılıkları da ön plana çıkmıştır” dedi.

Ayrıca Ozan, “İdlib’in geleceği, Fırat’ın doğusunun statüsünün ne olacağı, Rusya’nın PYD/YPG’yi halen bir terör örgütü olarak tanımaması ve Esad’ın Suriye’nin geleceğindeki yeri gibi birçok konuda Türkiye ve Rusya arasında anlaşmazlıklar vardır. Diğer yandan Rusya’nın İran’la uzlaşamadığı konular da bulunmaktadır. Özellikle de İran’ın askeri olarak Suriye’deki varlığını sürdürmesi, İsrail için bir tehdit teşkil etmektedir ve Tel Aviv’le iyi ilişkilerini sürdürmek isteyen Moskova, İran’ın Suriye’deki etkinliğini azaltmak istemektedir. Benzer bir şekilde Türkiye de İran’ın Suriye’deki askeri varlığından rahatsızdır. Yani Astana Süreci’nin üç ana aktörü arasında çok ciddi anlaşmazlıklar ve çıkar çatışmaları bulunmaktadır. Bu durumda Astana Formatı’nın halen sürdürülüyor olması bile başlı başına büyük bir başarıdır. Dolayısıyla kısa ve orta vadede Astana Süreci’nden Suriye’nin geleceğine dair güçlü bir uzlaşının çıkmasını beklemek gerçekçi değildir.” yorumunu yaptı.

Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) başkan değişikliğinin de süreci etkileyebileceğini ifade eden Ozan, “Joe Biden döneminde ABD-Rusya ilişkilerinin nasıl seyredeceği ve ABD’nin S-400 Krizi’nde Türkiye’ye karşı nasıl bir yol izleyeceği önemlidir. Bu politikalar, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri de etkileyecektir. Dahası ABD’nin İran’a karşı stratejisi de tam olarak netleşmiş değildir. Bu konu da Astana Formatı’nın üç paydaşı arasındaki ilişkileri etkileyecektir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Doç. Dr. Ali Servet ÖNCÜ (Atatürk Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Astana Süreci’nin ana aktörleri olan Türkiye, İran ve Rusya’nın 16-17 Şubat 2021 tarihinde Soçi’de bir araya gelerek Suriye Krizi’nin çözümü için sürdürdükleri istişarelere devam edeceklerini dile getiren Doç. Dr. Ali Servet Öncü, “Üç ülkenin temsilcileri, 25 Ocak 2021 tarihinde Cenevre’de başlayan Anayasa Komitesi Yazım Komisyonu toplantılarında yaptıkları görüşmelerde, Anayasa Komitesi’nin önemini vurgulamışlar ve anayasa yazım sürecini destekleme konusunda mutabık kalmışlardı. Ayrıca yeni anayasanın Suriye halkının bütününün desteğini alması gerektiğini de belirterek Suriye’nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne dair kararlılıklarını ortaya koymuşlardı. Dolayısıyla her ne kadar Cenevre’de yeni anayasa çalışmalarında mutabakat sağlanamamışsa da Suriye’nin geleceği için oldukça önemli olan anayasa yazım aşamasında Astana Süreci’nin aktörleri arasında yukarıda bahsedilen ilkeler etrafında bir anlayış birliği olduğu ortaya çıkmıştı.” ifadelerini kullandı.

Soçi’de gündeme gelmesi gereken bir diğer noktanın İdlib Meselesi olduğunu vurgulayan Öncü, “Bilindiği üzere Türkiye ile Rusya arasında 5 Mart 2020 tarihinde bir mutabakat imzalanarak İdlib’de ateşkes ilan edilmiştir. Rusya, İdlib’de “Gerginliği Azaltma Bölgesi”nde yaşanan birtakım hadiseler üzerine endişelerini dile getirse de kısa ve orta vadede Moskova yönetiminin 5 Mart 2020 Mutabakatı’nı bozacak adımlar atması ya da attırması beklenmemektedir.” açıklamasında bulundu.

Meselenin terör boyutuna da dikkat çeken Öncü, “Fırat’ın doğusundaki Amerikan varlığından rahatsız olan Rusya, bu durumun Suriye’nin kuzeydoğusundaki ayrılıkçı terör hareketlerini tetiklediğini ve buna bağlı olarak Suriye rejiminin egemenliğini yeniden tesis etmesini engellediğini savunmaktadır. Bu yaklaşımıyla Moskova, Ankara’nın tezlerine Washington’a göre daha yakın durmaktadır. Ancak aynı Rusya, Suriye Anayasası’nın yeniden yazımı sürecinde dış politika, savunma, güvenlik ve enerji alanlarında Şam rejimine tam bağlılık göstermesi şartıyla Suriye’deki Kürtlere özellikle de kültürel alanda birtakım ayrıcalıklar verilmesini destekleyebilecek bir strateji benimsemektedir.” dedi.

Son olarak Öncü, Soçi’deki görüşmelerde üç ülke tarafından da terör örgütü olarak kabul edilen yapılara karşı işbirliği yapılması ihtiyacının, mültecilerin durumunun ve Covid-19 salgınına karşı alınabilecek önlemlerin tartışılmasını beklendiğini ifade ederek açıklamalarını sonlandırdı.

Umut ARIK (Emekli Büyükelçi)

Soçi’de düzenlenecek toplantıyla ilgili esas önemli olan noktanın Anayasa Komitesi olduğunu vurgulayan Emekli Büyükelçi Umut Arık, “Anayasa meselesiyle birlikte öne çıkan bir diğer konu ise İdlib’deki durumdur. Bu çerçevede İdlib’de önem arz eden durum, karayollarındaki gözlem noktalarımıza yakın yerlerde bulunan Suriye kuvvetlerinin kontrol altına alınması olacaktır. Diğer yandan bölgede İran’ın kontrolünde olan ve Hizbullah bağlantılı güçlerin Türk mevcudiyetine karşı gösterdiği birtakım girişimler de gözden kaçırılmamalıdır. Tüm bunlarla ilgili olarak Türkiye, daha önceki toplantılarda da taleplerini belirtmiştir. Her ne kadar masada bahse konu olan meseleler üzerinde mutabık kalınsa da uygulama noktasında gerekli adımlar atılamamıştır.” yorumunu yaptı.

Kontrolü elinde tutması daha muhtemel olan Rusya’nın sahada gereken çabayı göstermediğini vurgulayan Arık, “Rusya’nın takındığı bu tavır neticesinde Astana Süreci, Türkiye’nin gerek Suriye’nin kuzey bölgesinde düzenlediği harekâtlar çerçevesinde gerekse de İdlib Meselesi’nde beklediği desteği bulamadığı bir platform olmuştur. Daha önce ABD’nin askerlerini çektiği noktalarda devriye çalışmalarının yapılacağı gündemdeydi; ancak böyle bir gelişme de olmadı ve terör örgütü PKK’nın uzantısı olan PYD/YPG’nin Türk güçlerine saldırıları gerçekleşti. Dolayısıyla çok sayıda önem arz eden konunun olması ve mevzubahis konuların çözümünde bugüne kadar somut bir yol alınamaması sebebiyle 16-17 Şubat 2021 tarihlerinde Soçi’de düzenlenecek görüşmelerden önemli kararların çıkması beklenmemelidir.” dedi.

Görüşmelerin en büyük avantajının ABD’ye karşı “Astana Ruhu”nun devam ettiğinin gösterilmesi olduğunu ifade eden Arık, “Burada mühim olan nokta, Türkiye’nin özellikle harekât bağlantıları olan noktalarda ve İdlib’deki gözlem noktalarında; hepsinden de önemlisi Kuzey Irak’ın Sincar bölgesinde güçlü olduğunu fiili bir şekilde gösterebilmesidir. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’yle (IKBY) ilişkilerin güçlendirilmesi de bu noktada önem arz etmektedir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Elif İLHAMOĞLU (Aydınlık Gazetesi-Dış Haberler Şefi)

Astana Süreci’nin garantörü olan her üç ülkenin de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması konusunda hemfikir olduğunu ifade eden Gazeteci Elif İlhamoğlu, “Söz konusu ülkenin toprak bütünlüğüne zarar veren iki konu bulunmaktadır: İdlib ve Fırat’ın doğusu. Bu iki konu, hem doğrudan Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ilgilendirdiğinden dolayı Suriye açısından hem de bölge ülkelerinin güvenliği bakımından kritik önemdedir.” dedi.

İdlib’deki radikal terör örgütlerinin Batılı istihbarat örgütleri tarafından sık sık provoke edildiğini dile getiren İlhamoğlu, “Mevzubahis terör gruplarından Rus ve Suriyeli askerlere ve İran’a bağlı güçlere yönelik zaman zaman saldırılar gerçekleşmektedir. İdlib’deki terör örgütlerinin merkezi konumdaki noktalara bombalı araçlarla düzenledikleri saldırılar da artmıştır. Türkiye açısından ise İdlib bölgesinde yaşayan 3-4 milyonluk bir nüfus önem arz etmektedir. Bölgedeki istikrarsızlık, nüfusun Türkiye’ye doğru harekete geçmesi ve yeni bir göçmen dalgası oluşturması riskini barındırmaktadır. Dolayısıyla o grupların tecrit edilmesi ve silah bırakması bölgede yaşayan insanların güvenliği açısından önceliklidir. Bu konuda artık daha somut adımlar atılması gerekmektedir. Soçi’de gerçekleşecek görüşmelerde, daha önce alınan kararların uygulanması yönündeki somut adımlar konuşulacaktır. Bu bağlamda toplantıya Irak’ın da davet edilmesi ve ortak bölgesel güvenlik anlayışının oluşturulması mühimdir.” yorumunu yaptı.

Fırat’ın doğusunda ise ABD’nin bölücü terör örgütü PKK/PYD’ye desteğinin hız kesmeden devam ettiğini hatırlatan İlhamoğlu, “Yakın bir tarihte ABD ve PKK/PYD’nin kontrolündeki Haseke’ye Irak’tan çok sayıda zırhlı askeri araç taşındığı basına yansımıştı. Esad yönetimine bağlı güçler ile terör örgütü PKK/PYD arasındaki çatışmalar artarken; Fırat’ın doğusunda ABD tarafından kurulmaya çalışılan terör devletçiği, sadece Suriye’nin toprak bütünlüğünü değil; aynı zamanda Türkiye’nin de güvenliğini doğrudan ilgilendirmektedir. Irak’ın kuzeyi için de aynı planlar yapılmıştır. Birkaç gün önce Gara’da şehitler verdik. Ancak bölgesel işbirliği genel olarak başarılı oldu. Şimdi Suriye’nin kuzeyi için de aynı planları yapıyorlar. Dolayısıyla ABD destekli bu bölücü girişimi tamamen bozmanın yolu, Astana İttifakı ve Şam’la işbirliğinden geçmektedir. Türkiye’nin terörle mücadele kapsamında yürüttüğü “güvenli bölge” formülüne Rusya destek vermişti. Şimdi bölücü girişimi “süpürmek” değil; tamamen bozmanın formülü Şam’ı da kapsayan Astana İttifakı’ndan geçmektedir. Terör saldırılarının ve ABD’nin PKK/PYD’ye desteğinin arttığı bu dönemde Astana’nın en mühim gündemlerinden biri de bu olacaktır.” dedi.

Son olarak İlhamoğlu, “Diğer bir gündem ise anayasa meselesidir. Özellikle de Cenevre’deki başarısız; hatta Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ifadesiyle, “hayal kırıklığı”na dönüşen girişimlerin arkasından, bu konuda da gözler Astana Süreci’ne çevrilmiş durumdadır. Hatırlanacağı gibi, daha önce Türkiye, Rusya ve İran anayasa yazımı konusunda Suriye’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini vurgulamışlardı. Dolayısıyla bu taahhüdün yerine gelmesi için “Suriye Anayasası’nı Suriyeliler yazar” ilkesinin yerine getirilmesi önemlidir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz