Tarih:

Paylaş:

Taliban İktidarının Ayak Sesleri: Nasıl Bir Afganistan?

Benzer İçerikler

Afganistan’da Taliban’ın hızlı ilerleyişi, 14 Ağustos 2021 tarihinde Taliban unsurlarının başkent Kabil’i kuşatmasıyla yeni bir aşamaya evrilmiş ve buna bağlı olarak 15 Ağustos 2021 tarihinde Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani ve Afganistan Hükümeti istifa etmiştir. Böylece Taliban, Kabil’i de kontrol altına alarak Afganistan’daki başat güç olduğunu ortaya koymuştur.

Bununla birlikte Taliban’ın Kabil’i kuşattıktan sonra şehrin kendilerine teslim edilmesini bekleyerek herhangi bir saldırıda bulunmayacağını açıklaması ise geçmişin tecrübelerinden olumlu dersler çıkarmış bir hareket tarzının bulunduğu izlenimini oluşturmaktadır. Nitekim ülkede yaşanacak dönüşüme ilişkin beklentiler de bir geçiş hükümetinin kurulması yönündedir.

Bu kapsamda Taliban’ın üst düzey yöneticilerinden Emir Han Muttaki, Kabil’de Afganistan Eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Afganistan Ulusal Uzlaşı Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ve Afganistan İslami Partisi lideri Gulbuddin Hikmetyar’la görüşmeler yapmaktadır. Nitekim Muttaki’yle görüşen üç isim de iktidarın sağlıklı bir biçimde devredilebilmesi amacıyla eşgüdüm konseyi kurduklarını duyurmuştur. Böylesi bir konseyin kurulması, geçiş hükümeti iddialarını güçlendirmektedir.

Geçiş hükümeti noktasında ilk olarak Afganistan Eski İçişleri Bakanı Ali Ahmed Celali’nin başkanlığında bir kabinenin oluşturulacağı gündeme gelmişse de bu iddia yalanlanmıştır. Halihazırda Afganistan’da kurulacağı öngörülen geçiş hükümetine dair iki ihtimal bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Taliban’ın Molla Abdülgani Birader’in liderliğinde bir geçiş hükümeti kurması ve söz konusu hükümette Karzai, Abdullah ve Hikmetyar gibi isimlere de yer vermesidir. İkinci olasılık ise uluslararası bir konferansın toplanması aracılığıyla Afganistan’ın geleceğini şekillendirecek yol haritasının çıkarılmasıdır. İlk senaryo, Taliban’ın hızlıca talep ettiği ideolojik düzeni kurmasıyla neticelenebilir. İkinci olasılık ise Taliban’ın uluslararası meşruiyet sıkıntısını tamamen aşmasına zemin hazırlayabilir. Mevcut durumda organizasyonun hangi seçeneği tercih edeceği bilinmese de her iki durum da ülkede yaşanacak geçişin sağduyulu bir zeminde gerçekleşebileceğine işaret etmektedir.

Taliban’ın yurtdışı temasları, hareketin meşruiyet meselesini önemsediğini gözler önüne sermektedir. Zaten Molla Birader’in en mühim özelliği de Taliban’ın diplomatik temaslarını sürdüren isim olmasıdır. Bu da Afganistan’ın ikinci Taliban döneminde uluslararası toplumun tepkisini çekmeyen istikrarlı bir düzene geçilmesi noktasında hala önünde bir fırsatın bulunduğunu göstermektedir.

Taliban unsurlarının Kabil’e girmesinin ardından hareketin temsilcileri tarafından yapılan açıklamada, kadınların çalışma hayatına bir sınırlandırma getirilmeyeceğinin belirtilmesi de meşruiyet kaygısının önemsendiğini ortaya koymakta ve önümüzdeki süreçte insan hakları ihlallerinin yaşanmaması hususunda bir umut doğurmaktadır. Benzer bir biçimde Taliban tarafından Muharrem ayı hasebiyle Şiilerin yapacağı törenlere de izin verileceği ve etkinliklere katılanların can güvenliğinin sağlanacağı açıklanmıştır. Dolayısıyla Taliban’ın Doha Antlaşması’ndaki yükümlülüklerine uygun bir biçimde hareket etmesi halinde, ülkede kontrollü bir geçişin yaşanacağı aşikardır.

Elbette Afganistan’da istikrarlı ve barışçıl bir düzenin tesis edilmesi, tüm Afgan halkının talebidir. Hatta Taliban karşıtı gruplarda bile, 15 Ağustos 2021 tarihinden itibaren “En azından savaş bitti.” şeklinde bir rahatlama meydana gelmiştir. Kısacası Taliban, “Yeni Afganistan”ı rasyoneliteye uygun bir biçimde inşa ederse, Afganistan’da barış ve istikrarın sağlanması mümkün olabilir. Böylesi bir tabloda göç riski de ortadan kalkacak ve yalnızca Afganistan değil; tüm bölge için sağlıklı bir atmosfer oluşacaktır. Bu nedenle de Taliban’ın bölgesel istikrara katkı sağlayan bir aktör olarak konumlanması, her şeyden önce bölge devletleriyle tesis edeceği olumlu münasebetlere bağlıdır.

Afganistan’ın komşularına bakıldığında, Pakistan’ın mevcut konjonktürden hoşnut olduğu ifade edilebilir. Hatta Pakistanlı yetkililer, Taliban’ın Kabil’e girmesini Afgan halkının özgürleşmesi olarak görmüşlerdir. Afganistan’ın Orta Asyalı komşuları olan Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan ise söz konusu ülkede radikalleşmenin yükselişe geçmesinden endişelenmekte, güvenlik önlemlerini ve askeri tatbikatları arttırmaktadır. Yani Taliban’ın bölgede istikrarsızlık yaratması ihtimali, Afganistan’ın Orta Asyalı komşularını tedirgin etmektedir. Bu kapsamda bölge devletlerinin Rusya’yla yakın çalıştıkları görülmektedir. Lakin Moskova, Afganistan’daki diplomatik personellerini çekmeyeceğini duyurmuştur. Taliban heyetlerinin geçmişte yaptığı Moskova ziyaretleri de düşünüldüğünde, Taliban’ın yapıcı bir tutum sergileyerek Orta Asyalı devletlerin kaygılarını giderebileceği söylenebilir.

Aynı şekilde Çin de Taliban’ı meşru bir aktör olarak görmeye ve Taliban tarafından kurulacak hükümetle birlikte ilan edileceği düşünülen “İslami Emirlik” düzenini tanımaya hazırlanmaktadır. Nitekim Molla Birader’in 2021 yılının Temmuz ayında Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi tarafından ağırlanması da bunun sinyallerini vermiştir.

Tüm bu tablo, Afganistan’ın geleceği noktasında mühim fırsatların bulunduğunu göstermektedir. Bu konuda Taliban’ın yalnızca Afganistan’ın komşularıyla değil; Batı Dünyası’yla da iyi ilişkiler kurması gerekmektedir. Bu anlamda Türkiye’nin “Yeni Afganistan”ın inşa sürecinde üstleneceği rol büyük bir önem arz etmektedir. Türkiye gerek Batı Dünyası’nın bir parçası olması ve gerekse de Müslüman kimliğiyle Taliban’ın Batı’ya açılmasında bir köprü görevi üstlenerek bölgesel ve küresel barışın inşasındaki kilit aktör olabilir. Taliban’ın da bu durumu değerlendirmesi beklenmektedir.

Aksi senaryo ise Taliban’ın geçmişte yaptığı hataları tekrarlayarak uluslararası toplumdan izole olması sonucunu doğurabilir. Afganistan’ın insan hakları ihlalleri ve radikalleşmenin dünyaya ihraç edildiği bir coğrafyaya dönüşmesi durumunda, mevzubahis ülkenin yeni bir uluslararası müdahaleyle karşı karşıya kalma olasılığı vardır. Bu nedenle de Taliban için asıl sınav şimdi başlamaktadır.

Sonuç olarak Taliban’ın Kabil’e girmesi, uluslararası toplumun dikkatini Afganistan’a çekmiş ve geçmişten kaynaklanan bazı korkular gün yüzüne çıkmıştır. Lakin Taliban’dan gelen ilk mesajlar son derece olumludur. Hareketin önünde özelde Afganistan’ın ve genelde ise bölgenin barışına katkı sunan meşru bir aktör olarak konumlanma fırsatı vardır. Taliban’ın bu imkânı değerlendirip değerlendiremeyeceğini ise zaman gösterecektir.

Dr. Doğacan BAŞARAN
Dr. Doğacan BAŞARAN, 2014 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek lisans derecesini, 2017 yılında Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda sunduğu ‘’Uluslararası Güç İlişkileri Bağlamında İkinci Dünya Savaşı Sonrası Hegemonik Mücadelelerin İncelenmesi’’ başlıklı teziyle almıştır. Doktora derecesini ise 2021 yılında Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı‘nda hazırladığı “İmparatorluk Düşüncesinin İran Dış Politikasına Yansımaları ve Milliyetçilik” başlıklı teziyle alan Başaran’ın başlıca çalışma alanları Uluslararası ilişkiler kuramları, Amerikan dış politikası, İran araştırmaları ve Afganistan çalışmalarıdır. Başaran iyi derecede İngilizce ve temel düzeyde Farsça bilmektedir.