Tarih:

Paylaş:

Yeni Paradigmalar ve Hindistan’ın Jeopolitik Konumu

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Soğuk Savaş’ın ardından ortaya çıkan yeni uluslararası sistem, Francis Fukuyama gibi akademisyenler tarafından “Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) mutlak hakimiyet devri” olarak algılanırken; Robert Kaplan gibi akademisyenler tarafından “anarşi ve düzensizlik çağı” şeklinde adlandırılmıştır.

ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında kurulan çok kutuplu dünya sistemi gibi bir yapının günümüzde bir karşılığı yoktur ve bu sebeple içinde bulunduğumuz dönemi, “türbülans dönemi” ya da “yeni hakimiyet arayışları” olarak adlandırmak yanlış olmayacaktır. Çok kutuplu bir yapıya doğru evrilme eğilimi gösteren uluslararası sistem, bölgesel aktörlerin öneminin artmasına, yeni kurulan çok devletli birlikteliklerin dikkate alınmasına neden olmuştur. Bununla birlikte yeni stratejiler ve paradigmalar da küresel sistem içinde tartışılmaktadır.

Japonya Eski Başbakanı Şinzo Abe’nin söylemleriyle başlayan ve ABD Eski Başkanı Donald Trump döneminde sıklıkla vurgulanan “Özgür ve Açık Hint-Pasifik Stratejisi” hakimiyet mücadelesinin deniz ayağını oluştururken; Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2013 yılında başlattığı Kuşak-Yol Projesi ve özellikle ABD askeri birliklerinin Afganistan’dan çekilmesiyle başlayan Asya merkezli “Yeni Kalpgah Mücadelesi”, hakimiyet çekişmesinin kara ayağını oluşturmaktadır. 

Bu iki farklı mücadelede devletler, belirli bir büyük oyunun içinde ana aktörlerden birisi olarak yer almakta ve etkin görünmektedir. Lakin bu tezle uyuşmayan ve her iki alan hakimiyeti mücadelesinde de etkin olabilecek bir güç olarak karşımıza çıkan devletlerin başında Hindistan gelmektedir.

Özgür ve Açık Hint Pasifik Stratejisi’nin en önemli ülkelerinden olan Hindistan, küresel ticaretin geçtiği Hint Okyanusu’nun tam merkezinde yer alması sebebiyle önemli bir coğrafi güce sahiptir. Asya’nın güneyinde bulunan büyük Hindistan üçgeni Yeni Delhi’ye, Kuzey Hint Okyanusu’nda doğal bir merkezilik fırsatı sunmaktadır. ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Japonya gibi dış güçlerin nüfuzunu arttırmak istediği Hint Okyanusu’nda Hindistan, bir iç güçtür ve Malakka gibi önemli geçiş noktalarına diğer bütün aktörlerden daha yakındır. Bu sebeple Yeni Delhi, Hindistan Deniz Stratejisi’nin “babası” olarak görülen K.M. Panikkar’ın, geçiş noktalarının önemini kavrayan bakış açısını ve stratejisini günümüzde de devam ettirmektedir.

Küresel mücadelenin deniz ayağındaki rolünün yanı sıra Hindistan, kara mücadelesi olarak adlandırabileceğimiz Yeni Kalpgah Mücadelesi’nde de önemli bir rol oynamaktadır. Söz konusu mücadele karşımıza, istikrarsızlık-istikrar ve terörün yayılması-ülke geçişli büyük ekonomik projelerin hayata geçmesi olarak çıkmaktadır.

Orta Asya ülkelerinin, zengin yer altı ve üstü kaynaklara sahip olmasına rağmen ticaretin büyük ölçüde gerçekleştiği okyanuslara erişiminde yaşadığı zorluk, ticari projelerin geliştirilmesini kısıtlayıcı bir etken olarak bilinmektedir. Bu noktada Hindistan-Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin artması, her iki tarafın da kazanacağı bir işbirliği fırsatı yaratmakla kalmayacak; aynı zamanda bölge barışına da önemli bir katkı sunacaktır.

Hindistan’ın Orta Asya’yla bağlarının 2014 yılında göreve gelen Başbakan Narendra Modi’den bu yana kararlı bir şekilde artması not edilmelidir. Modi, 2015 yılında beş Orta Asya devletini ziyaret ederek bu ülkelere verdiği önemi göstermiş ve Orta Asya devletlerinin hepsini ziyaret eden ilk Hindistan Başbakanı olmuştur.[1]

Hindistan’ın emekli büyükelçisi Ashok Saijjanhar’ın da yazısında belirttiği gibi, Hindistan için Orta Asya, birkaç bin yıla yayılan tarihi, kültürel ve medeniyet bağlarının bulunduğu bir coğrafyadır. Hindistan’ın Orta Asya’ya erişimi önemlidir. Bölge; ticaret ve yatırım için genişleyen bir pazar olmakla birlikte; kültür, güvenlik, turizm ve insan etkileşimi için de büyük ehemmiyet arz etmektedir.[2] Nitekim halihazırda devam eden Orta Asya-Hindistan yakınlaşması, bu birlikteliğin getireceği faydaların taraflar nezdinde anlaşıldığını göstermektedir. 

Hindistan’ın Gücü ve Yeni Bir Tedarik Zinciri Hattı

Uluslararası sistemde küresel bir güç olmanın en önemli şartlarından biri, enerji ve ticaret güvenliğini sağlamaktır. Bu güvenliğin sağlanmasında coğrafya önemli bir rol oynamaktadır. Hindistan, bulunduğu konum itibariyle enerji tedariki konusunda ciddi avantaja sahiptir. Ortadoğu ve Afrika’nın zengin enerji yataklarına yakınlığı ve tedarik süresince herhangi bir güvenlik problemi yaşamaması, Yeni Delhi’ye mühim avantajlar sunmaktadır. Öte yandan Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı’ndaki (TAPI) gelişmeler de Hindistan’ın enerji arzına katkı yapacaktır.

Özellikle ABD ile Çin arasındaki rekabetin giderek artması ve bazı Avrupa ülkelerinin Pekin’le sorunlar yaşaması, Batı’yı yeni arayışlara itmiştir. Bu noktada üretim kapasitesi, dinamik nüfusu, bilgi teknolojilerindeki üstünlüğü, coğrafi olarak Avrupa’ya daha yakın oluşu, Asya’nın Hint Okyanusu’na açılan kapısı olması ve son yıllarda giderek önemli hale gelen ilaç sanayisindeki yatırımlarıyla Hindistan, “Dünya’nın yükselen yıldızı” şeklinde görülmektedir.

Küresel ölçekli firmaların üretim bantlarını Çin’den başka ülkelere kaydırma planları, yeni tedarik zinciri tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Küresel firmalar, Pekin’e alternatif olabilecek Hindistan’ı “en güçlü aday” olarak görmektedirler. Lakin enerji güvenliğini sağlama noktasında hayli avantajlı olan Yeni Delhi’nin ticari yollarının güvenliğini de sağlaması gerekmektedir. Hindistan’dan hareket eden bir kargo gemisinin Avrupa’ya giderken izlediği rotanın güvenli olması elzemdir. Dahası bu rota üzerinde hem ikmal yapabileceği hem de ürünlerini pazara sunabileceği duraklar olmalıdır.

Pekin’in ihracatını arttıran ve yol güvenliğini büyük ölçüde sağlayan bu hat stratejisi, “İnci Taneleri” olarak bilinmektedir. Güney Çin Denizi’nden başlayarak Avrupa’ya kadar uzanan söz konusu deniz hattında Pekin’in birçok ticari limanı vardır ve dünyanın en büyük ihracatçısı konumuna gelmesini sağlamaktadır.

Coğrafi olarak Avrupa’ya daha yakın olan Hindistan’ın böyle bir hat kurması hem zaruridir hem de Çin’e kıyasla çok daha kolaydır. Batı’ya uzanan güzergâhta bulunan ülkelerin coğrafi konumları ve güvenlik durumları dikkate alınıp ülkelerin bu projelere bakışları değerlendirildiğinde ve ticari optimal denge hesaba katıldığında, karşımıza çıkan ticari rotayı şu şekilde ifade etmek doğru olacaktır: “Hindistan-Birleşik Arap Emirlikleri-Suudi Arabistan-Lübnan-İsrail-Türkiye-Yunanistan”. Bu rota üzerinde kurulacak yeni tedarik zinciri durakları, Yeni Delhi’nin birer yıldızı olacaktır. Bu sayede Yeni Delhi, dünya pazarına yeni bir vizyonla çıkarken, güzergâh güvenliğini sağladığını da beyan etmiş olacaktır.

Konjonktür, son dönemde bu hattın gerçekleşmesi için giderek elverişli hale gelmektedir. Hindistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkiler hızla artmakta ve stratejik ortaklık boyutuna yükselmektedir. İsrail’in yeni açılım politikası kapsamında Ortadoğu’ya yönelik politikaları gelişmekte ve ticari boyut ön plana çıkmaktadır. Bu sayede İsrail, BAE’den başlayacak Suudi Arabistan-Lübnan-İsrail hattının doğal bir üyesi olacaktır. Türkiye’nin de son dönemde başlattığı yeni açılım politikası kapsamında BAE’yle olan münasebetleri, giderek artma eğilimindedir. Bununla birlikte Türkiye ile İsrail arasındaki normalleşme çabaları da hem Türkiye-İsrail arasındaki ilişkileri arttıracak hem de Yıldız Hattı’nın güvenliğini sağlayacak bir gelişme olarak not edilecektir. Kuşkusuz Türkiye’de bulunan Mersin Limanı’nın Güney-Kuzey geçişli bir ulaştırma altyapısına sahip olması, Hindistan’ın Rusya ve Kuzey Avrupa ülkelerine erişimini de kolaylaştıracak ve alternatif rotalar sunacaktır. Son olarak Yunanistan’ı kapsayacak bu hat, Avrupa’nın derinliklerine kadar “Made in India” ürünlerini ulaştıracaktır. Söz konusu hattın gerçekleşmesi durumunda, bölge ülkelerinin ekonomik entegrasyonu artacak ve özellikle de son yıllarda Doğu Akdeniz’de yükselen gerilim, yerini barış ve refaha bırakacaktır.

Günümüzde giderek kritik hale gelen tedarik zincirleri, ülkelerin ulusal güvenliği ilgilendiren konuların başında gelmektedir. Zira üretim kapasitenizin etkinliği veya alım gücü, mevzubahis hatların güvenliğiyle doğrudan ilişkilidir. Küresel liderliğe oynamak veya çok kutuplu sistemde bir kutup olmak isteyen devletlerin kendi tedarik zincirlerini işbirliği yoluyla kurmaları beklenmektedir. Coğrafyanın ve zamanın elverişli olduğu günümüz konjonktüründe Yeni Delhi, bunu başaracak iradeye ve güce sahip bir ülke olarak ön plana çıkmaktadır.           


[1] Ashok Sajjanhar, “India-Central Asia Dialogue Set to Open up Exciting Aeas of Partnership”, India Narrative, https://www.indianarrative.com/opinion-news/india-central-asia-dialogue-set-to-open-up-exciting-areas-of-partnership-135949.html, (Erişim Tarihi: 23.12.2021).

[2] Aynı yer.

Mustafa Cem KOYUNCU
Mustafa Cem Koyuncu, Karabük Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler bölümünde Master öğrencisi olup Hint-Pasifik Bölgesi, ABD-Çin Rekabeti, uluslararası güvenlik, jeopolitik ve stratejik araştırmalar alanları üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Karabük Üniversitesi’nde eğitimine başlamadan önce, Boğaziçi Üniversitesinde Lisans eğitimini tamamlamıştır. Özel sektörde yöneticilik tecrübesi kazanmasının ardından Cem, kariyerine ANKASAM’da devam etmektedir. Cem ileri seviyede İngilizce bilmektedir.