Afganistan Barış Süreci ve Bölgesel Aktörler

Uzun yıllardır çeşitli çatışmaların yaşandığı Afganistan, 11 Eylül saldırıları sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) işgaline uğramıştır. İşgal öncesi dönemde ise ülkeyi Taliban yönetmiştir. ABD, Taliban’ı devirmeye çalışırken; söz konusu grup, “işgalci” olarak gördüğü ABD’ye karşı mücadele etme kararı almıştır. Dolayısıyla daha önceki dönemlerde İngiltere ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) için kabusa dönen Afganistan’ı, 2001 yılından itibaren ABD kontrol etmeye çalışmıştır. Ancak Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinden sonra Washington yönetimi, kendilerine doğrudan çıkar sağlamayan bölgelerden çekilme politikası izlemeye başlamıştır. Bu politikanın hayata geçirildiği yerlerden biri de Afganistan olmuştur.

Afganistan’da 2010 yılından bu yana taraflar arasında çeşitli görüşmeler gerçekleştirilmektedir. Bu görüşmelerdeki ana aktörler Kabil yönetimi, Taliban ve ABD’dir. Ancak bunların dışında barış süreçlerini etkileyebilecek olan Rusya, Çin, İran ve Pakistan gibi aktörler de vardır. Günümüzde Afganistan’daki barış sürecinin nasıl sonuçlanacağına dair tespitte bulunmak zor olsa da bölgesel aktörlerin etkileri göz ardı edilemez. Örneğin barış görüşmelerinde barış bozucu olarak bilinen “spoiler aktörler”, gelişmelerin sekteye uğramasına; hatta başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olabilmektedir.

Belirtmek gerekir ki Trump yönetimindeki ABD, Afganistan’daki barış süreciyle ülkedeki çıkmazdan kurtulmak istemiştir. Bu istek, 1988 senesinde Afganistan’dan çekilmek zorunda kalan SSCB’nin durumuna benzetilebilir. Ancak ABD, çekilmesi durumunda Afganistan topraklarının Washington ve müttefikleri için güvenlik tehdidi oluşturan örgütler tarafından kullanılamamasını istemektedir. Taliban ise ülkeden yabancı askerlerin çıkmasını ve İslami kurallara uygun bir yönetimin kurulmasını amaçlamaktadır. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin başında olduğu Kabil yönetimi ise ateşkes ilan edilmesini ve cumhuriyet sisteminin sürdürülmesini talep etmektedir.

Taraflar arasında önemli farklılıkların olmasının yanı sıra Kabil yönetimi ile Taliban arasında ciddi bir güven sorunu da vardır. Nitekim Taliban’ın görüşmelere rağmen düzenlediği saldırılar, mevzubahis güvensizliği daha da körüklemektedir. Bu yüzden de görüşmelerde ilerleme kaydedilse de süreç oldukça kırılgandır.

Bölgesel aktörlerin sürece olan etkilerine ve izledikleri politikaların ana hatlarına bakıldığında Rusya, ABD’yi bir çıkmaza sokmak ve Washington yönetiminin radikal dini terör örgütleriyle mücadelesinden faydalanmak amacıyla 2001 yılındaki işgale ilk başlarda destek vermiştir. Ancak zamanla güçlenen Rusya, “arka bahçesi” olarak gördüğü Orta Asya’ya açılan kapı konumunda bulunan Afganistan’da Amerikan askerlerinin bulunmasından rahatsızlık duymaya başlamıştır. ABD’nin çekilmesinin gündeme geldiği süreçte aktif bir arabulucu rolü üstlenmek isteyen Moskova, barış görüşmeleri için çeşitli adımlar da atmıştır.[1]

Moskova’nın bölgedeki amacı ABD’nin yıpratılması, Afganistan’ın istikrara kavuşması ve kendi etkinliğini arttırabilmesi için gerekli ortamın oluşmasıdır. Orta Asya’daki ABD üslerinin kapatılması ve Rusya’nın Kırgızistan’la yaptığı son anlaşmalar,[2] Moskova’nın güneye doğru inmeye çalıştığını göstermektedir.

ABD karşısında Rusya, Taliban’a destek vermekte ve örgütü bir aktör olarak kabul etmektedir. Ayrıca Moskova, ABD’nin çekilme ihtimali çerçevesinde ise Afganistan’daki görüşmeleri desteklemektedir. Ancak Moskova’nın bu yaklaşımı, sadece ABD’nin bölgeden çekilmesi talebi ve güneye inme arzusu üzerinden okunamaz. Çünkü Rusya, bölgedeki Afganistan kaynaklı çatışmalardan, uyuşturucu ticaretinden ve radikal unsurların Orta Asya’ya yayılmasından da rahatsızlık duymaktadır. Özellikle de bölgede bir devlet otoritesinin tesis edilememesi, terör örgütü Devletü’l Irak ve’ş Şam (DEAŞ) gibi örgütlere yaşam alanı sunmaktadır.

Bahse konu olan durum hem Rusya hem de diğer bölge ülkeleri tarafından büyük bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Ancak Rusya’nın Afganistan’da nüfuz kurması, tarihsel tecrübelerden de görüleceği üzere oldukça zordur. Buna rağmen Moskova, Afganistan’ın İran, Çin, Pakistan ve Hindistan’ın nüfuzuna girmesini istememektedir. Bu nedenle sağlanacak barış neticesinde kurulacak olan yönetimle ilişkiler tesis etmenin Rusya’nın çıkarına olduğu söylenebilir. Üstelik Rus karar alıcılar, Afganistan’daki silahlı grupların kolay kolay yenilemeyeceğini deneyimledikleri için müzakere edilmiş bir barışı aktif olarak destekleme stratejisini benimsemişlerdir. Neticede Moskova’nın Afganistan’daki görüşmeleri Taliban’ı destekleyerek sekteye uğratma imkânı olmasına rağmen çıkarları doğrultusunda hareket ederek bölgedeki barış görüşmelerine olumlu yaklaştığı görülmektedir.[3]

Çin, Kuşak-Yol Projesi kapsamında istikrarın sağlandığı bir Afganistan’dan yanadır. Bölgenin istikrarsızlaşması ise bir nevi projenin güvenliğini tehdit etmektedir. Bu yüzden de ABD’nin geri çekilmesi durumunda Afganistan ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesi muhtemeldir. Bu da Çin’in bölgedeki etkisini arttıracaktır. Zira Afganistan, Çin’in batı güzergahındaki önemli bir ülkedir; fakat Pekin, Afganistan’daki radikalleşmeden de rahatsızdır. Bu durumun kendi topraklarında da istikrarsızlığa sebep olabileceğine inanmaktadır.

Bölgedeki gelişmelerin özellikle de Uygur Türklerini etkilemesinden çekinen Çin, ABD ve Rusya’yla benzer korkulara sahiptir. Bu nedenle Pekin hem Kabil yönetimiyle hem de Taliban’la ilişkiler kurmaktadır. Ayrıca Taliban’ı desteklemesi, ABD’yi daha da yıpratmaktır. Bu noktada Çin’in ABD’nin çekileceği beklentisiyle barış sürecine sıcak baktığı söylenebilir. Dahası Pekin, jeopolitik konumu ve bölgesel etkisinden faydalanmak istediği Pakistan ile Afganistan arasındaki yakınlaşmayı da teşvik etmektedir. Ancak Çin’e yönelik en önemli eleştirilerden biri borç tuzağı uygulamasıdır. Pakistan’da bunu kullandığı öne sürülen Pekin yönetiminin benzer politikayı çeşitli krediler vererek ABD’nin çekildiği Afganistan’da da uygulayabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla Pekin’in Kabil yönetimine karşı şimdilik böyle bir politika uygulayamamasının en büyük nedeni ülkedeki Amerikan varlığıdır.

Afganistan’daki Çin Büyükelçiliği tarafından 30 Ocak 2021 tarihinde yapılan bir açıklamada, Afganların kendi kaderini tayin etmesi gerektiği ve kimsenin Afganistan’ı kendi çıkarları için kullanamayacağı belirtilmiştir. Bu açıklamada Çin, sömürü ve emperyalizm vurgusu üzerinden Afganistan’la benzerliklerini ortaya koymaya çalışmış ve barışçıl kalkınmaya atıf yapmıştır. Bahse konu olan açıklama, Pekin’in ABD’nin bölgeden ayrılmasını istediğinin bir kanıtı olduğu gibi, çekilme sonrasında izleyeceği politikaların ipuçlarını da barındırmaktadır.[4] Barış görüşmelerini destekleyen Pekin yönetiminin beklentisi, ABD’nin çekilmesi ve kurulacak olan yönetimin Çin için güvenlik problemi oluşturmamasıdır.[5]

İran ise hem Ortadoğu’da hem de Afganistan’da ABD varlığını kendisi için tehdit olarak görmekte ve çevrelenme korkusu yaşamaktadır. Bu nedenle ABD’nin bölgeden çekilmesini isteyen Tahran, taraflar arasında yapılan anlaşmalara göre kendisini yeniden konumlandırarak Afganistan’daki aktörlerle iyi ilişkiler kurmaya özen göstermektedir. Bu sebeple Tahran hem Kabil yönetimiyle arasını iyi tutmakta hem de Taliban’la çeşitli ilişkiler geliştirmektedir. Tahran’ın böyle hareket etmesinin temel gerekçesi ise İran’ın Afganistan’da Sünni Taliban yönetimini istememesidir. Çünkü söz konusu yönetim, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın bölgedeki nüfuzunun artması anlamına gelecektir. Bu nedenle Tahran, bölgedeki en önemli rakibi olan İslamabad’ın Afganistan üzerinde nüfuz kurmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Bu noktada dikkatleri üstüne çeken bir husus da Çabahar Limanı’dır. İran, bu liman aracılığıyla Afganistan’ı dünyaya açarak Pakistan’ın Gwadar Limanı’na karşı üstünlük sağlamaya çalışmaktadır.

Diğer taraftan Arap Baharı sonrasında Ortadoğu’da vekalet savaşı yürütme tecrübesi kazanan İran’ın Afganistan’da da bu politikayı izlemesinden korkulmaktadır. Örneğin Suriye’deki Fatimiyyun Tugayı, Şii Afganlardan oluşmakla birlikte, tugayda yer alan milislerin sayısının 10 bin ile 20 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir.[6] Dolayısıyla İran, barış sürecini bozabilme kapasitesine sahip en önemli dış aktörlerden biridir. Lakin Tahran yönetimi, barış sürecini ABD’nin çekilme ihtimali nedeniyle desteklemektedir.

Pakistan ise bölgedeki barış ve istikrarın sağlanmasında en önemli role sahip olan aktörlerdendir. SSCB’nin Afganistan’ı işgali sırasında ABD’yle ortak hareket eden Pakistan’ın bir süre sonra Washington’la da ilişkileri bozulmaya başlamıştır. Bu yüzden de Pakistan, Çin’le yakınlaşmış ve önemli ilişkiler kurmuştur. İslamabad yönetimi hem bölgedeki etkisini arttırmak hem de Kuşak-Yol Projesi kapsamında geliştirilen girişimlerinin zarar görmemesi için Afganistan’ın istikrara kavuşmasını istemektedir.

Öte yandan İran ile Hindistan arasında sıkışan Pakistan, kuzeyindeki Afganistan’ın normalleşmesini ve Taliban’ın etkinliğiyle kuzeye doğru stratejik bir derinlik yaratmayı da planlamaktadır.[7] Örneğin Hindistan, Afganistan’la yakın ilişkilere sahipken; İran ise son dönemde Taliban’ın bölgedeki bir aktör olduğunu kabul ederek olumlu münasebetler tesis etmeye çalışmıştır. Şii İran ile Sünni Taliban’ın yakınlaşması, bölgedeki İran-Pakistan rekabeti çerçevesinde İslamabad’ın aleyhinedir. Kurulan bu denklemde Pakistan’ın nüfuzunun azalma ihtimali de bulunmaktadır. Bundan ötürü Pakistan, söz konusu ülkedeki nüfuzunu koruyarak en azından İran ve Hindistan’a karşı kazanımlarını korumaya çalışmaktadır. Taliban ile İslamabad yönetimi arasında güçlü ilişkilerin bulunduğu bilinmektedir. Taraflar arasında özellikle de mezhepsel açıdan yakınlık vardır. Hatta Pakistan’ın Taliban’ı görüşmeler için ikna ettiği de ileri sürülmektedir.[8] Bununla birlikte Pakistan’ın terör örgütlerini desteklediğine dair çeşitli iddialar da bulunmaktadır. Pakistan, mevzubahis iddiaları zayıflatmak ve başta Kabil yönetimi olmak üzere hem bölgesel hem de küresel aktörlerle ilişkilerini güçlendirmek istemektedir. Bu yüzden de Afganistan’da çatışmayı değil; uzlaşıyı desteklemekte ve ülkenin iç meselelerine müdahale etmemektedir. Ancak Pakistan, Afganistan’daki barış sürecinin akıbetini etkileyebilecek en önemli aktörlerden biridir.[9]

Görüldüğü üzere, Afganistan’da barış görüşmelerini bozabilecek birçok denklem bulunmaktadır. Bu denklemlerin önemli bir kısmı Afgan yönetimi, ABD ve Taliban arasındadır. Son dönemde ABD üzerinden konuşulan olasılıklara bakıldığında ABD Başkanı Joe Biden’ın önünde; askerlerini çekmek ya da Taliban’la tekrar çatışmak şeklinde iki ihtimal olduğu söylenebilir. Taliban, ABD’nin askerlerini 1 Mayıs 2021 tarihine kadar geri çekmediği takdirde yeniden saldıracağını beyan etmektedir.[10] Biden’ın ise ikinci seçeneği tercih ederek çekilmek yerine çatışmayı göze alacağı düşünülmektedir. Ayrıca Biden, Taliban’ın saldırılara devam ettiğini ve terör örgütü El Kaide’yle bağlantısını kesmediğini dile getirmektedir.[11] Özellikle de bölgede Rusya, Çin, İran ve Pakistan’ın varlığı, Washington yönetimini çekilmeme konusunda teşvik etmektedir. Zira ABD’nin çekilmesi, Afganistan’da siyasi, askeri ve ekonomik bir boşluk yaratacaktır. Yukarıda belirtilen aktörler de bu güç boşluğunu doldurmak isteyecektir.

ABD faktörü bir kenara bırakıldığında Rusya, Çin, İran ve Pakistan gibi devletler, sürecin akıbetini etkileyebilme kapasitesine sahip aktörler olarak dikkat çekmektedir. Bu dört aktör, ABD’nin bölgeden çekilmesi noktasında hemfikirdir. Nitekim bu devletlerin her biri, barış görüşmeleri kendi çıkarlarına zarar verecek şekilde ilerlediği takdirde süreci sabote etme imkanına da sahiptir. Örneğin Rusya, Taliban’ı kışkırtarak bu örgütün anlaşmayı kabul etmesini zorlaştırabilir. Benzer bir biçimde Pakistan da Taliban içindeki bağlantılarını kullanarak ABD unsurlarına çeşitli saldırılar düzenlenmesini teşvik edebilir. Diğer taraftan İran ise Afganistan’daki çatışmaları vekalet savaşına dönüştürerek görüşmelerin kesilmesine neden olabilir. Bu durum, barış sürecini daha da kırılgan bir hale getirmektedir. Fakat bahsi geçen devletlerin önceliği ABD’nin bölgeden çekilmesidir. Dolayısıyla söz konusu aktörlerin politikalarını, Biden yönetiminin kararı şekillendirecektir.


[1] “Taliban Rusya’nın Barış Görüşmesi Davetini Kabul Etti”, Deutche Welle, https://www.dw.com/tr/taliban-rusyan%C4%B1n-bar%C4%B1%C5%9F-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fmesi-davetini-kabul-etti/a-45189261, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[2] “Kırgızistan’a Rus Yapımı S-300 Füze Sistemleri ve Silahlı İnsansız Hava Araçları Ulaştırılacak”, TRT Avaz, https://www.trtavaz.com.tr/haber/tur/avrasyadan/kirgizistana-rus-yapimi-s-300-fuze-sistemleri-ve-silahli-insansiz-hava-araclari/6038ddfe01a30a09b8010ac7, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[3] Ekaterina Stepanova, “Russia and the Afghan Peace Process”, PONARS Eurasia, https://www.ponarseurasia.org/russia-and-the-afghan-peace-process/, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[4] “China Plays an Active and Constructive Role in Afghan Peace and Reconciliation Process”, Ministry of Foreign Affairs the People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/wjb_663304/zwjg_665342/zwbd_665378/t1849847.shtml, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[5] Sohrab Azad, “China’s Stake in the Afghan Peace Process”, The Diplomat, https://thediplomat.com/2020/09/chinas-stake-in-the-afghan-peace-process/, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[6] Saurav Sarkar, “Iran’s Afghanistan Balancing Act”, South Asian Voices, https://southasianvoices.org/irans-afghanistan-balancing-act/, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[7] N.V. Subramanian, “Iran has Afghan Peace Role”, The Diplomat, https://thediplomat.com/2010/02/india-iran-key-to-afghan-peace/, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[8] Aamir Latif, “Experts Say Pakistan’s Role in Intra-Afghan Talks ‘Crucial’ “, Anadolu Agency, https://www.aa.com.tr/en/asia-pacific/experts-say-pakistans-role-in-intra-afghan-talks-crucial/1974519, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[9] Mehreen Naushad, “Pakistan and the Afghan Peace Process”, The News International, https://www.thenews.com.pk/print/762940-pakistan-and-the-afghan-peace-process, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[10] “Taliban: Joe Biden ABD Askerlerini Mayıs Ayına Kadar Ülkeden Çekmezse Saldırılar Yeniden Başlar”, BBC News Türkçe, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55301090, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

[11] David Zucchino-Thomas Gibbons-Neff, “What to Know About the Afghan Peace Talks”, The New York Times, https://www.nytimes.com/2021/01/01/world/asia/afghanistan-peace-talks.html, (Erişim Tarihi: 06.03.2021).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Emrah KAYA
Emrah KAYA
Emrah KAYA, 2011 yılında Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisans derecesini 2014 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde hazırladığı “Latin Amerika'da Sol Liderlerin Yükselişi ve Uluslararası Politikaya Etkisi: Venezuela-Bolivya Örneği” başlıklı teziyle aldı. Doktora eğitimine yine Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde devam eden KAYA, tez aşamasındadır. Kaya'nın başlıca çalışma alanları; Latin Amerika, Güvenlik, Terörizm ve Barış Süreçleri’dir. Kaya’nın çeşitli kitap ve dergilerde yayımlanan çalışmalarının yanı sıra yerel ve yabancı medya kuruluşlarında analizleri yayınlanmıştır.

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz