Tarih:

Paylaş:

Afganistan’da Geçiş Hükümeti Tartışmaları

Benzer İçerikler

Taliban unsurlarının Kabil’e girmesinin ve buna bağlı olarak Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin istifa etmesinin ardından söz konusu ülkede yaşanan gelişmeler uluslararası kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Afganistan merkezli gelişmelerin yansımalarını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Ahmad Khan DAWLATYAR (ANKASAM AF-PAK Uzmanı)

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ahmad Khan Dawlatyar, “Taliban, Gani’nin ülkeyi terk etmesinin ardından Kabil’e girmiş ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı ele geçirmiştir. Böylece organizasyon, 20 yıllık savaşın kazananı olduğunu dünyaya duyurmuştur.” ifadelerini kullandı.

Dawlatyar, “Mevcut durumda Afganistan Eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Afganistan Ulusal Uzlaşı Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah ve Afganistan İslami Partisi lideri Gulbuddin Hikmetyar, iktidarın sağlıklı bir biçimde devredilmesini sağlamak için bir “Eşgüdüm Konseyi” kurulduğunu duyurmuştur. Bu kapsamda Afganistan medyasında üst düzey bir Taliban yetkilisi olan Emir Han Muttaki’nin Afganistan’a geldiği ve Eşgüdüm Konseyi üyeleriyle görüşmelerde bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca Afganistan Eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yunus Kanuni, Afganistan Cemiyet-i İslam Partisi lideri Selahaddin Rabbani, Afganistan Kongre Partisi lideri Latif Pidram ve Hazaraların önderi konumunda olan Muhammad Muhakkik yeni kurulacak hükümetin tüm kimlik gruplarının temsil edildiği bir yapıya sahip olması amacıyla çeşitli görüşmeler yapmaktadır. Tüm bunlara ek olarak Afganistan’ın geleceği noktasında bölgesel ve küresel aktörlerin de beklentileri vardır. Bu nedenle de Bonn Konferansı gibi bir konferansın yapılması konuşulmaktadır. Böyle bir konferansın Pakistan’da toplanması şaşırtıcı olmayacaktır.” yorumunu yaptı

Son olarak Taliban’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu belirten Dawlatyar, “Taliban ya her kesimin temsil edildiği çoğulcu bir anlayışla hareket ederek kendi siyasi meşruiyetini ve bölgesel istikrarı sağlayacak ya da geçmişte yaptığı hataları tekrarlayarak bir güvensizlik unsuru olarak algılanacaktır. İlk yöntemin daha rasyonel olduğu ifade edilmelidir.” diyerek açıklamalarını tamamladı.

Prof. Dr. Sertif DEMİR (Türk Hava Kurumu Üniversitesi)

Afganistan merkezli gelişmelere dair değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Sertif Demir, “Taliban’ın Kabil’e kurşun atmadan girip yönetimi ele geçirmesi ve yirmi yıldır Batı tarafından desteklenen Afganistan Hükümeti’ni devirmesi önemli siyasi, ekonomik ve dinsel anlamlar içermektedir. Taliban’ın başarısı, mutlak şekilde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) başarısızlığı anlamına gelmektedir.” dedi.

Mutlak yenilgiye dair birçok nedenin sayılabileceğini belirten Demir, “Bunlar arasında Afganistan Ordusu mensuplarının firar etmesi, küçük birlik düzeyindeki komutanların Taliban güçleriyle anlaşıp silah bırakması ve savaş ağalarının kentleri teslim etmeleri sayılabilir. Buna yol açan husus ise ABD Başkanı Joe Biden’ın Taliban’ın ilerleyişine rağmen askerlerini 11 Eylül 2021 tarihine kadar çekeceğini ilan etmesidir. Mevzubahis durum, Afganistan Ordusu’nu da Gani yönetimini de demoralize etmiştir.” yorumunu yaptı.

Demir, “Yenilgiyi, ulus bilinci oluşturulmadan kurulan 300.000 kişilik Afganistan Ordusu’nun vatan, millet ve kahramanlık gibi duygu ve kavramları içselleştirmemesiyle ilişkilendirmek mümkündür. Diğer taraftan insanların Taliban yönetiminde yaşanabilecek hadiselerden korkarak havalimanına koşması ve ölümü göze alarak uçaklara binmek istemesi tarihin en trajik olaylarından biri olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Bu bağlamda Demir “Taliban’ın bu kadar kısa bir sürede başarı sağlamasının arkasında, ABD Eski Başkanı Donald Trump’ın 29 Şubat 2020 tarihinde Taliban’la imzaladığı çekilme anlaşması vardır. Bu bir dönüm noktasıdır. Zira Taliban, zafer kazanan taraf olarak masaya oturmuştur.  ABD ise çekilme karşılığında Taliban’ın radikal unsurlarla bağ kurmaması ve Amerikan askerlerine saldırmaması dışında bir şey talep etmemiştir. Bu anlaşmanın Afgan güçlerinin ve Gani yönetiminin zafer ümitlerini ortadan kaldırdığı açıktır.” dedi.

Afganistan’ı kontrol altına alan Taliban’ın en büyük sorununun uluslararası meşruiyet olduğunu belirten Demir, “Bu kapsamda Taliban, Çin ve Rusya’nın endişelerini gidermek istemiştir. Bu nedenle de Uygur Türklerini desteklemeyeceği ve Afganistan’la komşu olan Orta Asya devletleriyle sağlıklı ilişkiler kuracağı konusunda Moskova ve Pekin’e güvence vermiştir. Halihazırda Rusya ve Çin, ABD’nin bölgedeki gücünü ortadan kaldıran ve Afganistan’da istikrar sağlaması beklenen Taliban’ı ehven-i şer olarak görmektedir.” açıklamasında bulundu.

Son olarak Demir, “Şu anda Taliban iktidarı Afganistan’ın bir gerçeğidir. Taliban karşıtı grupların dağıldığı görülmektedir. Bu da Taliban döneminin uzun süreceğini ortaya koymaktadır. ABD’nin de Taliban’a karşı yeniden bir savaş stratejisi uygulaması mümkün değildir.” diyerek değerlendirmelerini noktaladı.

Syed Abrar HUSSAIN (Pakistan Dışişleri Bakanlığı Eski Özel Sekreteri ve Afganistan Eski Büyükelçisi)

Konuyla alakalı yaptığı açıklamalarda yaşanan sürece değinen Syed Abrar Hussain, “Taliban, Kabil’i kontrol altına almış ve Gani’nin ülkeden ayrıldığı görülmüştür. Karzai, Abdullah ve Hikmetyar’dan oluşan üç üyeli konsey, meseleleri barışçıl yollarla çözüme kavuşturmak ve makul bir geçişin yaşanması için görüşmeler yapmaktadır. Bu ortamda Taliban tarafından genel af kararı alınmıştır. Dolayısıyla Kabil’de barışçıl bir atmosfer vardır. Bu noktada Rusya, Çin ve Pakistan’ın söz konusu ülkedeki büyükelçiliklerini kapatmama kararı aldığını da hatırlatmak gerekir.” dedi.

Sürecin geleceğinin Taliban’ın davranışlarına bağlı olduğunu öne süren Hussain, “Eğer Taliban, kapsamlı bir hükümet kurma kararı alırsa, bunun Afganistan’da kalıcı barışın sağlanmasına hizmet edeceği söylenebilir. Bilindiği gibi Taliban, kadın hakları başta olmak üzere insan haklarına saygılı davranma sözü vermiştir. Artık Taliban’ın eylemleri belirleyici olacaktır. Organizasyon, söylemlerine paralel bir biçimde hareket ederse, ülkede barışçıl bir ortam oluşabilir. Aksi yönde ise uluslararası kamuoyunun tepkisini çeker. Bunu zaman gösterecektir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Dr. Mehmet Perinçek (Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü)

ABD’nin tarihinin en büyük yenilgilerinden birini Afganistan’da aldığını vurgulayan Dr. Mehmet Perinçek, “ABD’nin söz konusu yenilgisi, dünya çapında kaybettiği hem askeri hem siyasi hem de ekonomik gücüyle ilişkilidir. ABD’nin Afganistan’daki hezimetiyle tek kutuplu dünya projesinin son bulduğu görülmüştür. Üstelik gelişmeler, Washington’un demokrasi ihracı ve ulus yaratma projelerinin iflas ettiğini de gözler önüne sermiştir. Dahası ABD, dünyadaki en güvenilmez ortak olduğunu kanıtlamıştır. Emperyalizmin klasik ‘kullan-at’ politikası, kendisini Afganistan’da da göstermiştir. Dolayısıyla sadece Afganistan ve çevre ülkeler açısından değil; tüm dünya için ABD’nin güvenilmez ortak olduğu konusunda dersler çıkarılmalıdır. ABD’nin ipiyle kuyuya inenleri, Afganistan’daki gibi bir son beklemektedir. Bu da önümüzdeki süreçte ABD’nin müttefiklerinin Washington’a bakışını ciddi bir şekilde değiştirmelerine sebep olacaktır.” yorumunu yaptı.

Perinçek, “ABD, sadece Afganistan’dan çekilmemiştir. Çekilmeden önce askerlerini Tacikistan, Özbekistan ve Pakistan gibi ülkelere taşımak ve bu ülkelerde üsler kurmak istemiştir. Ancak olumsuz yanıtlarla karşılaşmıştır. Yani ABD’nin bölge politikalarına ve Rusya ile Çin’i kuşatma stratejisine büyük bir darbe vurulmuştur.” ifadelerini kullandı.

Washington yönetiminin, yenilgiyi kabullenemediğini de vurgulayan Perinçek, “ABD, Afganistan’dan çıkarken; düşmanlarına azami düzeyde zarar vermeye çalışmış ve bir kaos planını hayata geçirmek istemiştir. Bu kapsamda Beyaz Saray; Çin, Rusya, Pakistan, İran ve Orta Asya devletlerini kaosa sürüklemek istemiştir. Bunun için de Taliban’ı söz konusu ülkelere karşı kullanmaya çalışmıştır. Ancak hem Pekin hem de Moskova bu oyunu aylar öncesinden görerek gerekli tedbirleri almış ve Taliban da sağduyulu davranmıştır. Hatırlanacağı üzere, İngiltere de Hindistan’dan çekilmek zorunda kalırken Keşmir Sorunu’nu pimi çekilmiş bomba gibi bölgeye bırakmıştı. Şimdi ise ABD aynı taktiği Afganistan’da uygulamaya çalışmış; fakat Pekin ve Moskova, aylar öncesinden Taliban’la siyasi temaslar kurmuştur. Hem Çin’de hem Katar’da hem de Rusya’da heyetler bir araya gelmiştir.” dedi.

Tüm bunlara rağmen Rusya’nın Orta Asya devletleriyle birlikte askeri tatbikatlar gerçekleştirerek çeşitli önlemler aldığını hatırlatan Perinçek, “Ancak Rusya, Sovyetler Birliği’nin 1979 yılında Afganistan’ı işgal etmesinden dersler çıkarmış ve askeri güçten ziyade diplomatik yollarla Taliban’la anlaşılması gerektiğini anlamıştır. Bu diplomatik hamleler, Rusya-Taliban ve Çin-Taliban ilişkilerinde bir yakınlığın doğmasına yol açmıştır. Nitekim Taliban, aylar öncesinden Çin yatırımlarına önem verdiğini ifade etmiştir. Çin’deki Müslümanlar sebebiyle Pekin’in karşısında konumlanmayacağını ortaya koymuştur. Aynı şekilde Çin de Taliban’ı aylar öncesinden neredeyse hükümet gibi kabul etmeye başlamıştır. Rusya da Taliban’ı terör örgütü olarak görmesine rağmen diplomatik ilişkilerini uzun süre önce kurmuştur. Bu da Washington’un Taliban’ı Rusya’ya karşı harekete geçirme hedefini boşa çıkarmıştır.” yorumunu yaptı.

Çin ve Rusya’nın Kabil’deki büyükelçiliklerini kapatmadığını hatırlatan Perinçek, “Önümüzdeki süreçte ABD ve NATO’nun Afganistan’daki etkisinin tamamen sona erdiğini göreceğiz. Bunun yerine yeni bir bölgesel inisiyatifin oluştuğuna şahit olacağız. Yaşanan gelişmelerden sonra Rusya, Çin ve İran yaptıkları açıklamalarla Taliban yönetimini tanıyacağının sinyallerini vermiştir. Dolayısıyla Afganistan konusunda ABD ve NATO dışı yeni bir işbirliği zemini oluşmaktadır. Söz konusu inisiyatif, farklı halkaların bir araya gelmesiyle bir zincir oluşturacaktır. Çin-Rusya ekseni ve tabii ki Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ekseni mühimdir. Bununla birlikte Türkiye-Pakistan-Azerbaycan ittifakı da önemlidir. Zaten halihazırda Kabil Havalimanı’nda Azerbaycan Barış Gücü yer almaktadır. Bu sebeple Bakü de Afganistan’daki sorunların çözümünde kritik bir rol oynayacaktır. Pakistan-Taliban ekseni ve Çin-Pakistan münasebetleri de kritiktir. Çin, Pakistan’la yoğun ilişkiler kurarken; Rusya da ABD’ye yakın olan Hindistan’la işbirliğini derinleştirmektedir. Rusya-Orta Asya hattının oluşturduğu ittifak da sürecin geleceğinde belirleyici olacaktır. Benzer bir şekilde Astana Süreci de değerlidir. Çünkü Türkiye-Rusya-İran üçlüsü, zaten kriz yönetimi tecrübesi edinmiştir. Bu üç ülkenin ABD’nin bölgeyi kaosa sürükleme planını bozma konusunda hemfikir oldukları bilinmektedir. Türkiye-Pakistan ve Türkiye-Katar arasındaki ilişkiler de Afganistan’daki meselenin çözümünde belirleyici rol oynayabilir. Çünkü hem Pakistan hem de Katar, Taliban üzerinde önemli etkiye sahiptir. Bu bakımdan artık ABD ve NATO bağlamında Afganistan Meselesi üzerine konuşulacak hiçbir şey yoktur. Zira NATO ve ABD üzerinden Afganistan’da çözülebilecek herhangi bir durum kalmamıştır.” dedi.

Türkiye’nin en kısa zamanda Taliban yönetimiyle temas kurması gerektiğini söyleyen Perinçek, “Ankara’nın Taliban yönetimi ve Afganistan’ın egemenliğine saygı göstermesi anlamlıdır. Türkiye’nin Taliban yönetimi ya da yeni oluşturulacak yönetimle yapacağı temaslarda NATO veya ABD adına hareket etmediğini hissettirmesi gerekmektedir. Bu bağlamda bahsettiğim ittifaklar gözetilerek koordinasyonlu bir şekilde Afganistan’ın yönetimiyle temas kurulmalıdır. Burada altı ülke ön plana çıkmaktadır. Bunlar; Afganistan, Rusya, Çin, Pakistan, İran ve Türkiye’dir. Ayrıca Hindistan, Orta Asya Türk cumhuriyetleri ve Tacikistan’la da işbirliği geliştirilmelidir.” diyerek açıklamalarını sürdürdü.

Perinçek, “Komünist Parti’nin yönettiği Çin ve İslamcı Taliban birlikte çalışmaya hazırdır. Taliban, yıllar önce ülkesini işgal eden Rusya’yla da işbirliği içerisinde olabileceğini ifade etmektedir. Moskova, resmi olarak Taliban’ı terör örgütü şeklinde görmesine rağmen organizasyonla iyi ilişkiler kurmaktadır. Böyle bir ortamda Türkiye hem kendi milli menfaatleri hem de bölge istikrarı adına niçin Taliban’la iyi ilişkiler kurmasın? Geçtiğimiz günlerde Atlantikçi bir yayın organı olan Le Figaro Gazetesi’nde çıkan bir yazıda Türkiye ve Rusya’nın Batı’yı Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ’dan kovduğu ve şimdi de ABD’nin Kabil’de yarattığı boşluğu dolduracağı büyük bir kaygıyla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin en kısa zamanda bölgesel işbirliği içerisinde Taliban’la bir araya gelmesi kaçınılmazdır.” açıklamasında bulundu.

Son olarak Perinçek, “Şu da unutulmamalıdır ki; saçına, sakalına ve ideolojisine bakmadan herkesin ülkesindeki işgalcileri kovmaya hakkı vardır. Dolayısıyla bunun için Taliban’ın ya da herhangi bir grubun ideolojisi ne olursa olsun uluslararası kamuoyundan izin almak gibi bir zorunluluğu asla yoktur. Neticede Afganistan’ın rejimine Afgan halkı karar verecektir. Ve bu ülke, kendi imkânları doğrultusunda yönünü bulacaktır. Bunun ön koşulu ise dış müdahalenin son bulmasıdır. Dışarıdan rejim dayatması ve ulus inşası gibi politikalar Afganistan’da çökmüştür. Bölge ülkeleri ise yalnızca işgalden arındırılmış Afganistan Hükümeti’nin onayıyla ülkenin birliğine ve bölge barışına katkı sağlayabilirler.” diyerek değerlendirmelerini tamamladı.

Halil SİLAHŞÖR (Anadolu Ajansı)

Konuyla alakalı olarak Gazeteci Halil Silahşör, “Taliban’ın bu güce ulaşması dikkat çekicidir. Taliban, kendileri için yeni bir imaj aradığını iddia etse de akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum aktivistleri ve birçok Afgan vatandaşı durumdan endişe etmektedir. Çünkü ülkede belirsizlik hâkimdir. Taliban’ın Kabil’de iktidarı devralmasından sonra, dış yardımların devam edip etmeyeceği sorusu da yanıtlanmamıştır. Dolayısıyla Afganistan’ın ekonomik durumu kırılganlaşmıştır.” dedi.

Silahşör, “Afganlar, Taliban’ın iktidara gelmesinden bu yana kadınlar, üniversiteye ve işe devam edebilmeleri de dahil olmak üzere geleceklerinden kaygılanmaktadır. Hareketin Afganistan’ı ele geçirmesinin ardından Afgan Ordusu’na sağlanan milyarlarca dolarlık silah ve askeri teçhizat da Taliban savaşçılarının eline geçmiştir.” ifadelerini kullandı.

Afganistan’ın geleceği için birkaç senaryonun olabileceğini belirten Silahşör, “Mevcut durum göz önünde bulundurulduğunda, en az üç senaryodan bahsedilebilir. Birincisi, Afganistan halkının bir kesimi için Taliban yönetimi ya da herhangi bir geçici veya kapsamlı hükümetin kurulmasının önemli olmadığıdır. İnsanlar için ehemmiyet arz eden konu güvenliktir. Toplum, sadece barış ve güvenlik istemektedir. Lakin Taliban’ın geçmişteki hatalarından kaynaklanan imajı nedeniyle harekete kuşkuyla bakılmaktadır. İkinci senaryo ise Afganistan Ordusu’ndan ve polisinden kaçıp Penşir ilinde Taliban karşıtı direniş güçlerine katılanlar ile Taliban arasındaki savaşın devam etmesi ve nihayetinde yeni bir statükonun oluşmasıdır. Son ihtimal ise iç savaşın sürmesidir. Bu da uzun vadede Afganistan’ın bölünmesine yol açabilir.  Hangi olasılığın gerçekleşeceği ise birkaç konuya bağlıdır. En önemli mesele ise dış güçlerin görüşüdür. Taliban, Kabil’de iktidarı devralmasına rağmen gelecekteki hükümetin türü ve biçimi henüz netleşmemiştir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Özge ELETEK
Özge Eletek 1999 yılında İzmir’de doğdu. İlk ve orta öğretim hayatını İzmir’de tamamlayan Eletek, 2017 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazandı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında birçok konferans ve seminere katılan Eletek, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’ndeki stajını sürdürmektedir.