Almanya Niçin Rusya’nın Avrupa Düzenine Geri Dönmesini İstiyor?

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

İngiltere menşeili The Times gazetesinin haberine göre, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, Berlin Güvenlik Konferansı’ndaki bir yuvarlak masa toplantısında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in komşularına saldırarak Rusya’nın topraklarını genişletmeye çalışmayı bırakması şartıyla, silah kontrolü ve füze konuşlandırması gibi konularda Kremlin’le diyaloğa hazır olduğunu söylemiştir.[1] 

Scholz, Avrupa’nın Rusya’yla ilişkilerinin Rusya’nın Ukrayna’ya müdahale etmesinden önceki “barış düzenine” dönmesinden ve düşmanlıkların sona ermesinden sonra tüm “ortak güvenlik sorunlarının” çözülmesi gerektiğini ifade etmiştir. Taraflar arasında daha önce var olan güçlü ortaklık göz önünde bulundurulduğunda, çatışmanın sona ermesinden sonra Berlin’in Moskova’yla ilişkilerini nasıl kuracağı sorusuna Scholz şu şekilde cevap vermiştir:[2]

“Rusya, onlarca yıldır üzerinde çalıştığımız barışçıl düzeni bozdu. Ve bir daha asla sınırları zorla değiştirme girişimlerinin olmaması konusunda hemfikiriz… Rusya, bugün 19., 18., 17. yüzyılların emperyalist yöntemlerine geri dönmekte… Bu uygulamalar kabul edilemez… Son yıllarda yürürlükte olan ve Avrupa’da barış ve güvenliğin temelini oluşturan anlaşmalara geri dönmeliyiz… Rusya için bu durum, geniş açık toplumların, tamamen farklı bir hükümet sistemine sahip demokrasilerin varlığının tanınması anlamına gelmektedir… Genel güvenlikle ilgili tüm sorunlar tartışılabilir ve çözülebilir. Buna hazırlık var… Rusya da böyle bir barışçıl düzene dönmeye istekliyse, işleyen ve yeniden güvenli hale getiren barışçıl düzene geri dönebiliriz.”

Alman liderin söz konusu açıklaması, özellikle de Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) doğu kanadındaki Polonya, Romanya ve Baltık ülkelerinin Rusya’ya yönelik yaklaşımlarına aykırıdır. Benzer bir durum Ukrayna için de geçerlidir. Aynı zamanda bu ülkeler, Kremlin’in taviz vereceğine ve Moskova’nın çatışma sonrası barış anlaşmalarına uyacağına inanmamaktadır.

Bu bağlamda Almanya, diğer NATO üyesi ülkelerle görüş ayrılığına düşmektedir. Fakat Berlin, Moskova’yla yakınlaşmanın ve Avrupa’da yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmenin şartlarını da ortaya koymaktadır. Bu kapsamda Almanya ile Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bazı konulardaki yaklaşımı örtüşmekte bazı noktalardaki duruşları ise ayrışmaktadır.

Görüşlerin örtüştüğü hususlardan biri, çatışmaların sona erdirilmesi ve Rusya’nın saldırgan tutumundan vazgeçerek barış anlaşması imzalamasıdır. Moskova’dan beklenilen barış anlaşması ise Kiev’e güvenlik garantisi verilmesi ve Avrupa ülkelerinden toprak iddialarında bulunulmamasıdır. Bu da Rusya’nın Avrupa’daki sınırları kabul etmesi anlamına gelmektedir. Bunun karşılığında Almanya-Rusya işbirliğinin yeniden inşa edilmesi görüşü tartışmaya açılmaktadır.

Aslında ABD’nin de Rusya’dan benzer beklentileri vardır. Washington, dar anlamda Avrupa güvenliğinde, daha geniş anlamda ise Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminde; yan, Batı’nın beklentilerini karşılar şekilde yer almasını istemektedir.

Hatırlanacağı üzere, benzer bir süreç Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından da yaşanmıştı. Rusya, gönüllü olarak Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminde yer almak istediğini ve ABD’yle müttefik olmayı arzuladığını açıklamıştı. Ancak birçok faktör nedeniyle Moskova’nın beklentileri karşılanmamış ve Rusya’dan istenilenler de yerine getirilememişti. Moskova yönetimi de bu fikrinden vazgeçerek farklı bir strateji izlemeye karar vermişti. Rusya’nın bu stratejisi ise ABD’yle mücadeleye dayanmaktaydı.

Almanya ile ABD’nin Rusya konusundaki görüş farklılıkları ise Moskova’nın Avrupa’daki rolüyle ilgilidir. Almanya, Rusya’nın 2022 yılının Şubat ayı öncesine dönmesini istemektedir. ABD ise Ukrayna müdahalesi sonrasındaki Rusya’yı iki şekilde hayal etmektedir. İlk olarak Washington yönetimi, Rusya’nın daha çok 1990’lı yılların başındaki haline geri dönmesinden yanadır. Askeri açıdan zayıf, ekonomik ve siyasi bakımdan Avrupa’nın değil; daha çok ABD’nin müttefiki olmak isteyen bir Rusya talebi söz konusudur.  

İkincisi Washington, Rusya ile Almanya arasındaki ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine de karşıdır. Zira Almanya’nın beklediği biçimdeki bir Rusya-Avrupa yakınlaşmasının Avrupa-ABD ekonomik entegrasyonunun yeniden sorgulanmasına sebebiyet verme ihtimali vardır.

Berlin Güvenlik Konferansı’nda Scholz’un Rusya’yı yeniden Avrupa güvenlik mimarisine dahil etmek istemesinin nedeni ise ABD’nin Rusya için tasarladığı beklentinin ikinci kısmıyla ilgilidir. Çünkü Almanya, Rusya’yla yeniden enerji ittifakı kurmak hedeflemektedir. Rusya’dan alacağı daha ucuz enerji kaynaklarıyla ekonomisini güçlendirmeyi ve Almanya sanayisi için önemli olan Rusya pazarına yeniden geri dönmeyi istemektedir. Bunun karşılığında ise Rusya’ya Avrupa güvenlik sisteminde bir yer verilmesi ve bu ülkenin Avrupa ekonomisine yeniden entegre edilmesi beklenmektedir.

Bu noktada Almanya ekonomisinin Rus doğalgazı ve petrollerine karşı alternatif kaynaklar bulmakta zorlandığı söylenebilir. Avrupa ekonomisinin itici gücü olan Almanya’nın iktisadi anlamda zayıflaması hem ülkenin hem de Avrupa Birliği (AB) gibi siyasi bir oluşumun güç kaybetmesi anlamına gelmektedir. Genelde ortak güvenlik, ekonomi ve demokrasi temelleriyle ayakta duran AB’nin sac ayaklarından olan ekonominin zayıflamasının birlik içinde istikrarsızlığa yol açabileceği düşünülmektedir. Nitekim Avrupa’nın siyasi gücü, ekonomik kapasitesine dayanmaktadır. Dolayısıyla Avrupa ekonomisinin zayıflaması, kıtayı ABD’ye bağımlı hale getirerek küresel bir aktör olmaktan çıkarabilir.

Anlaşılacağı üzere Rusya-Ukrayna Savaşı’nın devam etmesi, Almanya ekonomisinde yaşanan sorunların da süreceği anlamına gelmektedir. Berlin ise savaşı sona erdirmek için gerekli araçlardan yoksundur. Almanya, müdahale öncesinde Rusya’yı Ukrayna’yı işgal kararından vazgeçirmek istemiş; fakat bunu başaramamıştır. Mevcut durumda ise Moskova’nın sözüne itibar etmemesi nedeniyle Berlin, başka bir politika izlemek durumundadır. Bu nedenle Almanya, bir yandan Rusya’nın cezalandırılmasını beklemekte, diğer taraftan da bu cezalandırmanın uzun sürmemesini istemektedir. Ancak bunun kararını verme konusunda da yetersiz kalmaktadır.

Öte yandan Almanya’nın Rusya’nın yanında olduğuna dair bir düşünce de söz konusudur. Berlin, özellikle de Kiev ve Doğu Avrupa ülkeleri tarafından Rusya’ya karşı yeterince sert davranmadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Rusya’nın fazla yıpranmamasından yana olan ve Ukrayna’ya destek verme konusunda çekingen davranan bir aktör olarak tarif edilmesi, Almanya’nın pasif tutumuyla yakından ilişkilidir. Neticede Scholz’un Rusya’yı Avrupa düzenine dahil etmek istediğine dair yaptığı son açıklaması da Berlin’in ekonomik beklentileri çerçevesinde Rusya’yla uzlaşıdan yana olduğunu ortaya koymaktadır.


[1] “Times: канцлер ФРГ Шольц призвал вернуться к «мирному порядку» с Россией”, Gazeta.Ru, https://www.gazeta.ru/politics/news/2022/12/02/19174801.shtml, (Erişim Tarihi: 02.12.2022).

[2] “Olaf Scholz Hopes Russia Will Return to the Fold After Ukraine War”, The Times, https://www.thetimes.co.uk/article/olaf-scholz-ukraine-war-peace-order-putin-w99zlnnw7, (Erişim Tarihi: 02.12.2022).

Dr. Sabir ASKEROĞLU
Dr. Sabir ASKEROĞLU
Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Dr. Sabir Askeroğlu, yüksek lisans derecesini Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda almıştır. Doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda tamamlayan Dr. Askeroğlu, çeşitli düşünce kuruluşlarında görev yapmıştır. Başlıca ilgi alanları, Avrasya çalışmaları ve Rus dış politikası olan Dr. Askeroğlu, iyi derecede Rusça ve İngilizce bilmektedir.

Benzer İçerikler