Analiz

Budapeşte’de Yeni Düzen: Orbán Sonrası Avrupa

Budapeşte’den çıkan bu sonuç, Avrupa’da uzun süredir etkili olan veto siyasetini yeniden tartışmaya açmıştır.
Tisza’nın zaferi, Budapeşte’de iktidarın el değiştirmesinden fazlasını ifade etmektedir.
Budapeşte’den yükselen mesaj nettir: Avrupa’da güç dengesi değişebilir, siyasal merkez yeniden kurulabilir ve uzun süre kalıcı sanılan düzenler sandıkta dağılabilir.

Paylaş

12 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşen Macaristan seçimlerinde sandıktan çıkan sonuç, ülkenin siyasal dengesini değiştirmekle kalmamış, Avrupa Birliği (AB) içindeki güç dağılımını da sarsmıştır. Viktor Orbán yenilgiyi kabul ederken, Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi yaklaşık yüzde 53’ü aşan oy oranı ve 138 milletvekilliğiyle parlamentoda üçte iki çoğunluğa ulaşmıştır.[i] Rekor düzeye çıkan katılım, bu seçimin sıradan bir hükümet değişimi üretmediğini, seçmenin ülkenin yönüne doğrudan müdahale ettiğini göstermektedir.[ii] Budapeşte’den çıkan bu sonuç, Avrupa’da uzun süredir etkili olan veto siyasetini, Ukrayna dosyasını ve egemenlikçi sağın ideolojik ağırlığını yeniden tartışmaya açabilecek bir kırılma yaratmıştır.

Orbán’ın kaybı, bir başbakanın seçim yenilgisi olarak okunursa eksik kalır. Son on altı yılda Budapeşte, Brüksel’le gerilim üreten, hukuk devleti tartışmalarını sertleştiren, Rusya yaptırımlarında ve Ukrayna’ya mali destek başlıklarında ortak çizgiyi zorlayan başkentlerin başında gelmekteydi. Bu nedenle sandıktan çıkan sonuç, Macaristan’ın iç siyasal döngüsünü kapatan bir eşik kadar Avrupa’da “illiberal demokrasi” diye tanımlanan modelin en görünür laboratuvarlarından birine indirilen güçlü bir darbe niteliği de taşımaktadır. 

Orbán, uzun süre Washington’daki Trump çevresi, Avrupa’daki egemenlikçi sağ partiler ve Moskova’yla mesafesini sınırlı tutan çevreler için örnek alınan bir figür olmuştu. Şimdi sarsılan bu yapı, bir iktidar blokundan fazlası olup son yıllarda Avrupa’da güç kazanan siyasal anlatının önemli bir dayanağıdır.

Péter Magyar’ın yükselişi de klasik muhalefet kalıplarına tam olarak oturmamaktadır. Eski rejim çevrelerinden gelen bir isim olarak sistemi dışarıdan kuşatmamış, hatta tam tersine, onun iç işleyişini bilen biri olarak yolsuzluk, kamu hizmetlerindeki bozulma, ekonomik durgunluk ve iktidarın dar bir çevre etrafında sertleşmesi gibi başlıklara yüklenmiştir. Bu yöntem, ona kentli seçmende olduğu kadar taşrada da alan açmıştır. Yayınlanan sonuçlara göre, Tisza’nın yüzde 53’ü geçtiği, Fidesz’in ise yüzde 37’de kaldığı görülmektedir.[iii] Bu fark, seçmenin yalnızca iktidarı cezalandırmadığını, yönetim biçimine dair yeni bir tercih de ortaya koyduğunu göstermektedir. 

Bu tercihte ekonominin belirleyici bir rol oynadığı açıkça görülmektedir. Üç yıla yayılan durgunluk, hayat pahalılığı, genç seçmende artan gelecek kaygısı ve en önemlisi yolsuzluk iddiaları, Orbán’ın uzun süre koruduğu siyasal üstünlüğü giderek aşındırmıştır. Dış politika dosyalarının kampanyada görünür kalmasına rağmen, seçmenin önceliğini gündelik yaşam maliyetlerine, devlet hizmetlerine ve refah kaybına verdiğini göstermektedir. Orbán, seçimi “savaş ile barış” arasında bir tercih gibi sunmaya çalışmış; Magyar cephesi ise daha somut, daha gündelik ve daha yönetim odaklı bir dil kurmuştur. Sonucun yönünü belirleyen unsur da esasen bu olmuştur.

AB açısından bakıldığında, asıl değişim şimdi başlayabilir. Orbán dönemi boyunca Budapeşte, ortak karar mekanizmalarında yavaşlatıcı ve zaman zaman bloke edici bir rol oynadı. Özellikle Ukrayna’ya sağlanacak büyük ölçekli destek paketleri ve demokratik standartlar nedeniyle askıda tutulan AB fonları konusunda Macaristan sürekli pazarlık üreten bir başkent hâline gelmiştir.[iv] Tisza’nın daha uzlaşmacı ve Avrupa’yla ilişkileri onarmaya dönük bir çizgi izlemesi, Brüksel ile Budapeşte arasındaki sert gerilimi yumuşatabilir. Bu durum, Ukrayna’ya yönelik mali destek kanallarını yeniden açabilir, dondurulmuş fonların bir bölümünün serbest bırakılmasını kolaylaştırabilir ve Avrupa’nın iç karar alma kapasitesine de bir miktar nefes aldırabilir. Elbette bunun kendiliğinden gerçekleşeceği söylenemez. Yeni iktidarın tonu değişebilir ancak müzakere maliyetleri hemen ortadan kalkmayabilir.

ABD boyutu da bu değişimin Avrupa siyasetindeki gerçek ağırlığını daha görünür kılmaktadır. Orbán yönetimi son yıllarda Washington’daki Trump-Vance çizgisiyle yakın, Brüksel’le ise gerilimli bir hatta yerleşmişti. Nitekim seçimden hemen önce ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Budapeşte’ye giderek Orbán’a açık destek vermesi, Macaristan dosyasını iki ülke arasındaki klasik diplomatik ilişkilerin ötesine taşımış, onu ABD-AB hattındaki ideolojik ayrışmanın sembolik alanlarından biri hâline getirmişti.[v] Bu nedenle Tisza’nın zaferi, Budapeşte’de iktidarın el değiştirmesinden fazlasını ifade etmektedir. 

Yeni yönetim, Macaristan’ı Washington ile Brüksel arasında gerilim üreten bir ara istasyon olmaktan çıkarıp daha dengeli bir transatlantik çizgiye yaklaştırabilir. Bu değişim ABD-AB ilişkilerindeki tüm sorunları ortadan kaldırmayacaktır; ancak Trump çevresinin Avrupa içinde dayanabildiği en görünür siyasal ortaklardan birinin zayıflaması, özellikle Ukrayna, demokrasi standartları ve kurumsal uyum başlıklarında Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki tartışmaların tonunu değiştirebilir. Başka bir ifadeyle, Budapeşte’de yaşanan iktidar değişimi, ABD ile Avrupa arasındaki ilişkiyi doğrudan yeniden tanımlamasa da o ilişkinin hangi aktörler ve hangi değerler üzerinden tartışılacağını ciddi biçimde etkileyebilir.

Rusya boyutu da bu seçimin en kritik sonuç alanlarından biridir. Orbán, Avrupa içinde Kremlin’le köprüleri tümüyle atmayan, enerji ve diplomasi alanlarında teması koruyan nadir liderlerden biri olarak öne çıkıyordu. Bu durum Moskova’ya AB içinde kullanışlı bir manevra alanı sağlıyordu. Yeni tablo o alanı daha çok daraltabilir. Macaristan’ın dış politikası bir gecede bütünüyle Batı çizgisine oturmayabilir. Péter Magyar da her başlıkta Brüksel’le birebir hizalanan bir lider profili sunmamaktadır. Buna rağmen Budapeşte’nin Rusya karşısında daha mesafeli, AB ile daha uyumlu ve NATO hattında daha öngörülebilir bir konuma yönelmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu kayma, Kremlin açısından sembolik olduğu kadar stratejik bir kayıp anlamına da gelebilir.

Yine de bu sonucu fazla romantikleştirmek doğru olmaz. Orbán’ın kurduğu siyasal yapı, bir seçim gecesinde bütünüyle çözülmez. Medya düzeni, bürokratik kadrolar, iş çevreleriyle kurulan ağlar, anayasal mimari ve uzun iktidar dönemlerinin oluşturduğu kurumsal alışkanlıklar, yeni yönetimin önüne ciddi sınırlar koyabilir. Tisza üçte iki çoğunluğu resmen geçerek anayasal değişiklik kapasitesine ulaşmıştır, ancak bu bile hızlı ve sorunsuz bir restorasyon anlamına gelmez. Sandıkta kurulan üstünlük, devlette aynı hızla karşılık bulmayabilir. Bu nedenle Budapeşte’de başlayan değişimin gerçek ağırlığı önümüzdeki aylarda ortaya çıkacaktır.

Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında ise Avrupa açısından Macaristan’daki sonuç kıta genelinde sağ-popülist dalganın geri çekilmeye başladığını mı gösterecek, yoksa bu akım yeni aktörler ve yeni söylemlerle kendini yeniden mi kuracaktır? Orbán’ın yenilgisi, mevcut hâliyle egemenlikçi-popülist siyasete ciddi bir psikolojik darbe indirmiştir. Ancak bu çizgiyi besleyen toplumsal damarlar ortadan kalkmış değildir. Göç baskısı, hayat pahalılığı, merkeze duyulan güvensizlik ve ulusal karar alanının daraldığı hissi Avrupa’da yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle Budapeşte’den çıkan sonuç, bir son ilanından ziyade yeni bir mücadele evresinin başlangıcı olarak okunabilir.

Sonuç olarak 12 Nisan seçimi, Macaristan’da iktidarı değiştirmiş, Avrupa’da ise siyasi ekseni sarsmıştır. Budapeşte’de kurulan yeni tablo Brüksel’le daha işlevsel ilişkiler doğurabilir, Ukrayna dosyasında tıkanan alanları açabilir ve Rusya’nın Avrupa içindeki nüfuz zeminini daraltabilir. Ancak bundan daha önemlisi, bu seçim Avrupa siyasetinde uzun süredir dokunulamaz görünen bir modelin yenilebileceğini göstermiştir. 

Orbán sonrası dönem şimdi başlamaktadır. Bu dönem kıta için daha uyumlu, daha istikrarlı ve daha kurumsal bir çizgi üretebilir. Fakat bunun gerçekleşmesi, Tisza’nın seçim zaferini yönetim kapasitesine, yönetim kapasitesini de kalıcı siyasal dönüşüme çevirebilmesine bağlı olacaktır. Budapeşte’den yükselen mesaj nettir: Avrupa’da güç dengesi değişebilir, siyasal merkez yeniden kurulabilir ve uzun süre kalıcı sanılan düzenler sandıkta dağılabilir.


[i] “Hungary’s Conservative Icon Orban Defeated by Centre-Right Opposition”, Reutershttps://www.reuters.com/world/europe/hungarians-vote-landmark-election-closely-watched-by-eu-russia-us-2026-04-11/, (Erişim Tarihi: 13.04.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

[iv] Aynı yer.

[v] “On Hungary Visit, Vance Urges Voters to Support Orbán Days Before Pivotal Election”, AP Newshttps://apnews.com/article/08e0929e9c8b3ae4302ae4e8c0393d5e, (Erişim Tarihi: 13.04.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler