Analiz

Çok Kutupluluk Çağında Suudi Arabistan’ın Jeopolitik Yükselişi

Ekonomik modernleşme, enerji işlemlerinin ötesinde ortaklıkları genişleterek jeopolitik konumunu güçlendirmektedir.
Suudi Arabistan, petrol gelirlerine olan bağımlılığını azaltarak stratejik kırılganlıktan korunmayı ve egemen özerkliğini artırmayı hedeflemektedir.
Riyad, enerji gücü, ekonomik reform, diplomatik çeşitlendirme ve bölgesel yeniden yapılanma yoluyla aktif olarak yeni bir güç pozisyonu oluşturmaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Günümüzde Suudi Arabistan, bölgesel meselelere derinden ilgi duyan önemli bir jeopolitik aktör olarak konumlanmaya çalışmaktadır. Petrol zenginliğinden ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile stratejik ortaklığından yararlanan Suudi Arabistan, çeşitlendirilmiş bir ekonomik merkez haline gelmek, diplomatik arabulucu rolünü üstlenmek ve ortaya çıkan çok kutuplu siyasette merkezi bir konum elde etmek için önemli adımlar atmaktadır. Bu bağlamda Riyad, 2030 Vizyonu çerçevesinde büyük iç reformlar uygularken aynı zamanda iddialı bir dış politika benimsemiştir. Suudi Arabistan’ın önemli bir oyuncu olarak yükselişinin birkaç temel hedefe dayandığı sonucuna varılabilir: enerji hakimiyeti, ekonomik çeşitlendirme ve değişen küresel düzenler ve zorluklar karşısında stratejik özerklik. Görünüşe göre Suudi Arabistan, bölgesel siyasette yeni bir güç pozisyonu oluşturmak için aktif olarak planlar yapmaktadır. Bunu başarmak için çeşitlendirilmiş, ilkeli ve stratejik olarak özerk bir politika izlemektedir.

Suudi Arabistan’ın Gelişen Jeopolitik Stratejisinin Temel Taşları Olarak Enerji Egemenliği ve Ekonomik Çeşitlendirme

Suudi Arabistan’ın dünyanın en büyük ham petrol ihracatçısı olmaya devam ettiğini ve küresel enerji sisteminde çok önemli bir yere sahip olduğunu belirtmekte fayda vardır. Devlet şirketi Saudi Aramco aracılığıyla, büyük miktarda petrol üretim altyapısını kontrol etmektedir. Bu durum, Riyad’a küresel arz kesintileri sırasında önemli bir kaldıraç sağlamaktadır. OPEC çerçevesindeki liderliği, küresel enerji fiyatları üzerindeki etkisini güçlendirmesine olanak tanımıştır. Rusya-Ukrayna Savaşı çerçevesinde, Suudi Arabistan’ın Batı’nın siyasi tercihlerine tam olarak uymayı reddetmesi, bir şekilde ittifak baskısı yerine ulusal çıkarları önceliklendirme konusunda yeni ve iddialı bir isteklilik göstermiştir. Ekonomik modernleşme, enerji işlemlerinin ötesinde ortaklıkları genişleterek jeopolitik konumunu güçlendirmektedir.

Vizyon 2030 sadece bir ekonomik reform planı değil; aynı zamanda jeopolitik bir araçtır. Suudi Arabistan, petrol gelirlerine olan bağımlılığını azaltarak stratejik kırılganlıktan korunmayı ve egemen özerkliğini artırmayı hedeflemektedir. Petrol endüstrisinin ötesinde Suudi Arabistan, yenilenebilir enerjiye yatırım yaparak sadece bir petrol devleti olmaktan ziyade uzun vadeli bir enerji süper gücü olarak konumunu pekiştirmektedir.

Günümüzde Suudi Arabistan, fosil yakıtlardan temiz enerjiye doğru hızlı bir geçiş yapmaktadır. Vizyon 2030 kapsamında Krallık, 2030 yılına kadar elektriğinin yarısını yenilenebilir kaynaklardan üretmeyi hedefleyen iddialı bir plan belirlemiştir. Strateji, geleceğin enerji karışımının temel taşları olarak güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidrojen ve diğer temiz teknolojilere vurgu yapmaktadır.[1]

Suudi Arabistan’ın Çok Kutuplu Bir Düzende Bağımlılıktan Stratejik Özerkliğe Geçişi

Suudi Arabistan, bağımlılıktan çeşitlendirmeye geçmeyi hedefleyen bir dış politika izlemektedir. ABD, önemli bir güvenlik ortağı olmaya devam ederken; Riyad yönetimi, Çin, Rusya, Hindistan ve bölgesel güçlerle bağlarını genişletmiştir. Bu bağlamda Çin, artık Suudi Arabistan’ın yakın ticaret ortağıdır. Pekin’de arabuluculuk yapılan 2023 Suudi-İran yakınlaşması, Riyad’ın bölgesel gerilimleri azaltırken Çin diplomasisinden yararlanma isteğini vurgulamıştır. Eş zamanlı olarak Suudi Arabistan, Batı yaptırımlarına rağmen OPEC+ aracılığıyla Rusya ile koordinasyonunu derinleştirmiştir. G20 gibi uluslararası kurumlarla etkileşimi ve BRICS üyeliğine olan ilgisi, küresel sahnede etkileşim kurma isteğini yansıtmaktadır.

Suudi Arabistan’ın Asya, Afrika ve Avrupa ile bağlantı kurmasını sağlayan coğrafi konumu, ülkenin uluslararası deniz ticareti ve enerji taşımacılığı operasyonlarındaki stratejik önemini artırmaktadır.

Bu nedenle Kızıldeniz koridorları (özellikle Bab el-Mandeb Boğazı) üzerindeki kontrol ve kritik denizcilik rotalarına yakınlık büyük stratejik önem taşımaktadır. Suudi destekli Başkanlık Liderlik Konseyi’nin (PLC) Yemen’deki ilerlemesi, Riyad’a nüfuzunun yeniden kazanılmasını garanti etmiştir. Başbakan Shaya Al-Zandani liderliğindeki yeni hükümetin kurulması beklenmedik bir durum değildi. Hükümeti kuran kararname, Yemen Anayasası, Körfez İşbirliği Konseyi girişimi ve uygulama mekanizması, 2022 iktidar devri deklarasyonu ve kabineyi düzenleyen ilgili yasaları yasal dayanak olarak göstermiştir.[2] Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetinin iç ve dış politikasını, Riyad’ın kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı açıktır.

Bölgesel jeopolitik açıdan bakıldığında, Suudi Arabistan’ın Yemen siyasetine geri dönmesi ve BAE güçlerinin çekilmesi yeni zorluklar doğurabilir. Bu gelişmeler, Yemen’deki bazı bölgelerin (Sana’a dahil) İran destekli Husi güçlerinin kontrolünde kalması nedeniyle bölgesel düzeyde vekalet savaşları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Uygulamada, İran’la ilişkilerin yeniden kurulmasının Ortadoğu’daki vekalet savaşlarına dayalı istikrarsızlığı önemli ölçüde azaltması beklenmemektedir. Bu bağlamda Suudi Arabistan-Pakistan karşılıklı savunma anlaşması, bölgesel rekabetlere yanıt olarak ileri görüşlü bir jeopolitik tercih olarak görülebilir. Ayrıca Riyad, halihazırda Orta Doğu jeopolitiğini yeniden şekillendirmeye katkı sağlayabilecek kapsamlı bir işbirliğini Türkiye’yle de araştırmaktadır.

Yemen siyasetindeki siyasi boşluğun yalnızca Suudi Arabistan tarafından doldurulamayacağı açıktır. Hem tarihsel hem de jeopolitik açıdan Yemen, Rusya’nın dış politika hedefleri arasında yer almaya devam etmektedir. Bir yandan Moskova ile Husi hareketi arasında süregelen ilişkiler varken, diğer yandan herhangi bir tırmanma, özellikle stratejik enerji yollarına yakın bir yerde meydana geldiğinde, küresel dikkati Ukrayna’daki savaştan uzaklaştırmaya hizmet etmektedir.

Riyad’ın zorluklarla karşılaştığı bir diğer gergin bölge ise komşu Irak’tır. Irak’taki iç siyasi değişimler ve ortaya çıkan gelişmeler, bölgesel dinamiklerle yakından bağlantılıdır. Nuri el-Maliki’nin Irak başbakanlığına aday gösterilmesi bir gerilim kaynağı oluşturmaktadır; zira önceki görev süresi boyunca İran burada güçlü bir etki göstermiş ve bu da el-Maliki’nin kendisini Tahran’ın müttefiki olarak konumlandırmasına yol açmıştır. Dolayısıyla İran’ın doğrudan müdahalesi öngörülebilir görünmektedir. Bu durum, komşu devletlerle ilişkilerin gerginleşmesine kolayca yol açabilir.

Suriye’nin yeni yönetimi, on dört yıllık yıkıcı bir iç savaştan sonra ülkeyi yeniden inşa etme yolunda ilerlerken, Suudi Arabistan’la havacılık, enerji, gayrimenkul ve telekomünikasyon gibi sektörleri kapsayan geniş kapsamlı bir yatırım anlaşması imzalanmıştır.[3] Bu nedenle kendi güvenlik paradigması doğrultusunda, Riyad’ın Suriye’nin güçlendirilmesi sürecine katılması kendi çıkarına olacaktır. İstikrarlı ve güçlü bir Suriye devleti, Bağdat’taki potansiyel İran yanlısı bir hükümeti dengeleyici bir güç oluşturacaktır.

Bununla birlikte bu tür güç merkezlerini oluşturabilmek için Suudi Arabistan’ın özellikle Türkiye ile işbirliğine ihtiyacı vardır. Türkiye’nin Orta Doğu ve Afrika’daki kalıcı askeri ve ekonomik varlığı göz önüne alındığında, kaçınılmaz bir kilit jeopolitik aktör olarak ortaya çıkmaktadır. Suudi Arabistan çevresindeki bölgelerde (Aden Körfezi, Somali karasuları ve Arap Denizi dahil) Türkiye’nin askeri varlığı, Riyad’ı Ankara ile stratejik ilişkiler kurmaya yönlendiren önemli bir faktör teşkil etmektedir.

Suudi Arabistan’ın izlediği yol, küresel politikadaki daha geniş bir dönüşümü yansıtmaktadır: bölgesel ve küresel gündemleri şekillendirebilen, mali açıdan güçlü orta ölçekli devletlerin artan etkisi. Riyad, enerji gücü, ekonomik reform, diplomatik çeşitlendirme ve bölgesel yeniden yapılanma yoluyla aktif olarak yeni bir güç pozisyonu oluşturmaktadır. Bu stratejinin başarılı olup olmayacağı, güç rekabetlerini dengeleme, bölgesel vekalet savaşlarını yönetme ve iç dönüşümün sürdürülebilirliğini sağlama kapasitesine bağlı olacaktır.

[1] “Saudi Renewable Energy Transition and Vision 2030”, Eurogroup Consulting, https://saudienergyconsulting.com/insights/articles/saudi-arabia-roadmap-for-renewable-energy-transition-by-2030, (Erişim Tarihi: 08.02.2026).

[2] “Yemen’s presidential council approves new government lineup”, Saudi Gazette, https://saudigazette.com.sa/article/658733/world/yemen-forms-new-government-under-prime-minister-shaya-al-zandani, (Erişim Tarihi: 08.02.2026).

[3] “Syria and Saudi Arabia sign multibillion-dollar investment deals”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/2/7/syria-and-saudi-arabia-ink-multi-billion-dollar-investment-deals, (Erişim Tarihi: 08.02.2026).

Toghrul VALIKHANLI
Toghrul VALIKHANLI
Toğrul Velihanlı, 2012 yılında Bakü Slavyan Üniversitesi Filoloji Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuştur. 2020 yılında Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ikinci lisans eğitimini tamamlamıştır. 2022 yılında Berlin Teknik Üniversitesi İşletme Hukuku Yüksek Lisansı (MBL), Avrupa ve Uluslararası Enerji Hukuku programını “Enerji Dönüşümü ve Enerji Güvenliği Zorlukları Zamanlarında AB-Azerbaycan Enerji İşbirliği” adlı teziyle master eğitimini tamamlamıştır. 2025 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Anadili Azerbaycan Türkçesi olan Toğrul Velihanlı, ileri seviyede İngilizce, Rusça ve Arapça bilmektedir. Araştırma alanları arasında Yatırımcı-Devlet Tahkimi, Enerji Hukuku ve Politikası, Rusya’nın Dış Politikası, Ortadoğu Çalışmaları, Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkilerdir yer almaktadır.

Benzer İçerikler