Tarih:

Paylaş:

BRI-B3W: Güney ve Kuzey Arasında Ekonomik Üstünlük Yarışı

Benzer İçerikler

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşı, Güney ve Kuzey’in yeni bir küresel ekonomik “egemenlik” yarışına girdiğine işaret etmektedir. Bu anlamda G7, Çin’in dünyadaki ortak refaha dayalı ekonomik katılımcı modeline karşı koymak için büyük mali kaynak yardımı sözü vermiştir.

En son düzenlenen G7 Zirvesi, çeşitli konularda Çin’i kınamak için belirlenen sosyo-ekonomik, jeopolitik ve jeostratejik amaçlara sahipti. Zirvede G7, güçlü bir direnci bulunan Rusya’nın ve yükselen Çin’in Batı’ya yönelik güvenlik tehditleri yaratabileceğine dair artan düşünceleri açıkça vurgulayan “Soğuk Savaş” imalarında bulunmuştur.

G7, Çin’e karşı çok ciddi bir tavır alarak Covid-19 salgınının kökenleri hakkında yeni bir soruşturma çağrısında bulunmuş ve Çin’i Hong Kong ve Sincan’da “insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı duymaya” çağırmıştır.

G7 liderleri, salgının kökeninin araştırılması hususunda verilen vaatlerin tutulması gerektiğini belirtmiş ve Moskova’nın ajanlar ve siber silahlar kullandığı iddialarını dile getirmiştir. Bu nedenle de zirve sonunda Rusya ve Çin’e karşı çok sert bir açıklama yayınlanmıştır.

Görünüşe göre G7 liderleri, çeşitli tehditlere karşı birleşik bir cephe oluşturmaya çalışmıştır. Ancak G7, somut bir yol haritası, stratejik planlama ve finansal kaynak yönetimi/kapasitesi sunmamaktadır. Dahası hayatta kalma ve üretimle ilgili çok sayıda tartışmalı mesele hakkında; yani Çin’in Kuşak-Yol Projesi’ne meydan okumak amacıyla yüz milyarlarca dolar yardımda bulunmak için önlemlerin alınması konusunda anlaşamamışlardır.

G7 Zirvesi’nin sonuç bildirgesi, Çin’i Hong Kong’a garanti edilen özgürlükleri geri vermeye çağırmıştır. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in seçimlere müdahale etmek ve muhalifler üzerinde “sistematik baskı oluşturmak” da dahil olmak üzere “istikrarsızlaştırıcı davranışlarını ve kötü niyetli faaliyetlerini” kınamıştır. Sonuç bildirgesi, Batı’yı “otokrasi” denilen şeyin ideolojik rakibi olarak yansıtmış ve ABD Başkanı Joe Biden’ın dünya çapında daha çekici olacağına inandığı “demokratik bir alternatif” sunmuştur.

Ortak açıklamada, küresel ekonomi, vergi, ticaret, kız çocuklarının eğitimi ve salgın yönetimi gibi konulara vurgu yapılarak; Çin’den insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı duyması istenmiştir. Bu kapsamda G7 ülkeleri, yoğunlaştırılmış bir uluslararası çabayla salgını sona erdirme sözü vermiştir.

G7 ülkeleri, yeni bir ticaret sistemi içinde daha özgür, daha adil ticareti, daha dirençli bir küresel ekonomiyi ve daha hakkaniyetli bir küresel vergi sistemini hayata geçirme çağrısı yapmışlardır. Bu sayede gelecekteki küresel rekabeti teşvik edeceklerine dair güvence vermişlerdir.

Çin ise G7’nin ortak açıklamasını derhal kınamış ve “küçük” bir grup ülkenin dünyanın kaderine karar verdiği günlerin geride kaldığı konusunda uyarıda bulunmuştur. Nitekim İngiltere’deki Çin Büyükelçiliği, tek meşru küresel düzenin, bir avuç ülkenin savunduğu sözde sisteme değil; Birleşmiş Milletler (BM) destekli uluslararası hukuka dayandığını kaydetmiştir. Bu anlamda Çin, “küçük bir kliğin çıkarlarına hizmet eden sahte çok taraflılığı reddettiğini” duyurmuştur.

Çin Dışişleri Bakanlığı, “çatışma ve kutuplaştırma” girişimlerinin başarısız olacağı konusunda uyarmış ve uluslararası ilişkilere daha objektif ve rasyonel bir yaklaşım katılması çağrısında bulunmuştur. Çin, uzun süredir Washington’un küresel meseleler üzerindeki etkisinin azalmakta olduğunu savunmaktadır.

Bugüne kadar 100’den fazla ülke Çin’le demiryolları, limanlar, otoyollar ve diğer altyapı projeleri gibi “Kuşak-Yol Projesi” yatırımlarında işbirliği yapmak amacıyla anlaşmalar imzalamıştır. Buna alternatif olarak G7, “B3W” girişimini önermiş ve uluslararası ekonomik ortaklık modeli ortaya koymuştur.

İngiltere’de düzenlenen son G7 Zirvesi’nde liderler, Çin’in küresel düzeyde artan ekonomik nüfuzuna karşı koymak için bir plan hazırlamaya çalışmıştır. Bu nedenle de bir altyapı planı önerilmiştir.

Önerilen plan, Biden tarafından gündeme getirilmiştir. B3W Girişimi olarak sunulan proje, 40 trilyon doları “doğru yerlere” harcamak adına yardımcı olmak için şeffaf bir altyapı ortaklığı oluşturmayı öngörmektedir. Zira G7 ülkeleri, Çin’in şeffaf olmayan Kuşak-Yol Projesi aracılığıyla birçok ülkeyi sıkıntıya soktuğunu düşünmekte ve bu nedenle de Pekin’in projesini kusurlu bulmaktadır.

Hatırlanacağı üzere Çin’in Kuşak-Yol Projesi, 2013 yılında Çin Devlet Başkanı Şi Jinping tarafından başlatılan ve Asya’dan Avrupa’ya ve ötesine uzanan altyapı-bayındırlık ve yatırım girişimlerini içermektedir. 2020 yılının Haziran ayına ait verilere göre, 3,7 trilyon dolarlık bir maddi karşılığı olan 2600’den fazla proje, Kuşak-Yol Projesi kapsamında yürütülmüş ve yürütülmektedir.

Batılı entelektüellere göre proje, komünist Çin’in yayılmasına hizmet eden bir araçtır. Ancak Pekin, mevzubahis iddiayı reddetmekte ve bu tarz şüphelerin Batı zihniyetinin emperyal kalıntılarını barındırdığını savunmaktadır.

ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, Japonya ve İtalya tarafından piyasaya sürülen B3W, iklim standartlarını ve işgücü uygulamalarını korurken; özel sektörle işbirliği içinde yüz milyarlarca dolar harcama çağrısında bulunmuştur. Ancak planın tam olarak nasıl işleyeceği veya nihayetinde ne kadar sermaye tahsis edeceği konusunda herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

Bilindiği gibi, ABD’nin Güney Asya’daki stratejik müttefiki olan Hindistan, Kuşak-Yol Projesi’nin amiral gemisi konumundaki Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ile ilgili endişelerini dile getirmektedir. Bu devasa altyapı projesi, Çin’in Sincan Eyaleti’ni Pakistan’ın Belucistan Eyaleti’ndeki Gwadar Limanı’na bağlamaktadır. Çin, Hindistan’ın iddialarının aksine, projenin herhangi bir devlete karşı olmadığını söyleyerek CPEC’i savunmaktadır. Pakistan ise gelecekteki sosyo-ekonomik refahını CPEC’e bağlamıştır.

Hindistan, geçmişte Çin’in inisiyatifine katılmayı reddetmiş ve Kuşak-Yol Projesi’ne karşı itirazlarını yüksek sesle dile getirmiştir. Bu yüzden de Yeni Delhi’nin G7 ülkelerinin son planına resmi olarak tepki vermese de olumlu yaklaşacağı öngörülebilir.

ABD, mevcut kalkınma finansmanını desteklemek ve koordine etmek için siyasi bir maliyeti de olacak yüz milyarlarca dolarlık altyapı yatırım projelerinde Kongre’yle birlikte çalışacaktır. Beyaz Saray’a göre “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et” şeklinde tercüme edilebilecek olan bu proje, gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin duyduğu altyapı eksikliklerini gidermek için ortaya atılmıştır. Nitekim Çin; Asya, Afrika, Latin Amerika ve hatta Avrupa’ya uzanan bölgelerde küçük ülkeleri yönetilemez borçlara boğduğu için eleştirilmektedir. İşte bu ortamda Beyaz Saray, dünyanın 40 trilyon dolardan fazla altyapı yatırımına ihtiyaç duyduğunu ve bu ihtiyacın salgın nedeniyle daha da şiddetlendiğini söylemektedir.

B3W, önümüzdeki yıllarda düşük ve orta gelirli ülkeler için yüz milyarlarca dolarlık altyapı yatırımını toplu olarak hayata geçirecektir. Finansmanda, Çin’in şeffaf olmayan uygulamasından farklı olarak çevre ve iklim, çalışma güvenceleri ve yolsuzlukla mücadeleye ağırlık verilecektir.

Beyaz Saray, G7 ve müttefiklerinin iklim, sağlık, dijitalleşme, cinsiyet eşitliği ve toplumsal eşitlik gibi alanlarda özel sektör sermayesini harekete geçirmek için B3W girişimini kullanacaklarını da sözlerine eklemiştir.

Çin’in önde gelen bir küresel güç olarak yeniden ortaya çıkışı, Soğuk Savaş’ı sona erdiren Sovyetler Birliği’nin 1991 yılındaki düşüşüyle ​​birlikte, son zamanların en önemli jeopolitik olaylarından biri olarak kabul edilmektedir.

1979 yılında Çin, İtalya’dan daha küçük bir ekonomiye sahipti; ancak yabancı yatırımlara açıldıktan ve pazar reformlarını başlattıktan sonra, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelmiş ve bazı yeni teknoloji alanlarında küresel lider olmuştur.

Tüm bunlara rağmen “B3W Projesi”nin stratejik çerçevesini oluşturma vaadinin belirsiz bir vaat olduğu söylenebilir. Zira 2019 yılında “Mavi Nokta” girişimi, ABD tarafından Avustralya ve Japonya’yla birlikte geliştirilmiştir. Bu girişim, emeklilik fonlarından ve diğer büyük yatırımcılardan gelen sermayeyi, altyapı anlaşmalarına çekmeyi amaçlayan küresel bir altyapı fonudur. B3W’nin durumu da aynıdır. Ortada sadece vaatler vardır.

Çin yatırımlarının tercih edilmesi, yüksek kaliteli olmalarına rağmen makul fiyatlı altyapı seçenekleri sunmalarından kaynaklanmaktadır. Çin, Kuşak-Yol Projesi’ni ve hatta bu projenin “amiral gemisi” CPEC gibi mega projeleri hayata geçirme konusunda kendi kendine yeten bir aktördür. Buna karşılık G7 ülkeleri, herhangi bir mali kısıtlama durumunda “Daha İyi Bir Dünyayı İnşa Et” sloganıyla ifade edilen B3W Projesi’ni yeterince destekleyemeyeceklerdir.

Ayrıca G7, kapsayıcı olmak yerine dışlayıcıdır. Çin ve diğer gelişmekte olan ülkeler gibi dünyanın en büyük ekonomilerini veya yükselmekte olan güçlerini temsil etmek yerine, bir zamanlar ekonomik ve askeri güçle ön plana çıkmış olan Katolik geleneksel seçkinler kulübünü temsil etmektedir. Bu bağlamda “beyaz adam üstünlüğünde” yükseliş arayışları, Batı ile Çin arasında gerçekleşebilecek ticaret savaşını kışkırtan başka bir olgudur.

Kısacası G7, ekonomik güç ve inovasyonun Batı’dan Doğu’ya aktığı yeni bir dünya düzeninin değişen gerçeklerini kabul etmek istemeyen bir grup ülkeyi ifade etmektedir. Bu grup, ne pahasına olursa olsun statükoyu elinde tutmak istemektedir. Bu noktada kendilerine “hayali kaleler” yapmaktadırlar.

Hatırlanacağı gibi Batı’nın Temiz Yeşil Girişimi (WCGI), Kuşak-Yol Projesi’ne alternatif olarak gündeme gelmiş; ancak muhtelif nedenden dolayı başlatılamamıştır. Bu çerçevede B3W de aynı gelecekle karşılaşabilir.

G7, Küresel Kuzey’i, Çin ise Küresel Güney’i temsil etmektedir. 21. yüzyıl Asya’nın ve tabii ki Çin’in yükselişine tanıklık etmektedir. Şi’nin vizyoner liderliği, hiçbir ayrım gözetmeksizin eşit ve adil bir dünya elde etmek için var gücüyle çabalamaktadır. Devam eden aşı diplomasisi; umut, hayatta kalma ve iyileşmenin simgesi haline gelmiştir. Çin’in salgına rağmen ekonomik gelişme göstermesi, bölgesel ve küresel ekonomik verilerde de umutlanmaya yol açmıştır. Nitekim Çin’in bankacılık anlayışı ve öncülük ettiği Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi güvenlik kuruluşları da diğer ülkelere olumlu yansımaktadır.

Ayrıca Pekin yönetimi, bölgede ve ötesinde karşılıklı bağlantıları, sosyo-ekonomik refahı, bölgesel entegrasyonu, gıda ve enerji güvenliğini, barış ve istikrarı teşvik etmektedir. Zira Çin, uluslararası hukuka ve hukukun genel ilkelerine uygun biçimde şimdiye kadar hiçbir ülkeye saldırmamıştır.

G7 ülkelerinin yeni bir Soğuk Savaş’ı onaylamak yerine, öncelikle ülkelerinde görülen “aşı milliyetçiliğini” ele almak için işbirliği yapmaları gerekmektedir. G7, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki aşılara erişim eşitsizliğini sona erdirmek için ortak bir çaba göstermeli, gelecekteki salgınları ve iklim değişikliğini önleme noktasında Çin’le şbirliğinin yollarını aramalı ve BM ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gibi çok taraflı kurumları güçlendirmelidir.

Batı medyası, alternatif bir proje olan “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et Projesi”nin sözde var olan sınırsız nimetlerini vurgulamaktadır. Projenin amacı, “yeni bir Marshall Planı” yaratmaktır. Dünyadaki satranç tahtası, Kuzey’in kaybedeceğinin görünmesi nedeniyle Güney’e doğru kaymaktadır. Batılı ekonomik korumacılık, daha yüksek yoksulluk oranları, işten çıkarmalar, ekonomilerin gerilemesi ve üretim kapasitelerinin düşmesinden başka bir şey getirmemiştir. Bu nedenle de Batılıların asırlar boyunca devam eden “apartheid” politikaları ve utanç verici kolonyal geçmişleri artık yenilgiye uğramalıdır.

B3W’nin duyurulması, Pakistan’a daha fazla yatırım ve teknoloji transferi imkânı sunacaktır. Yapay zeka, yeşil enerji ve yeşil devrim başta olmak üzere pek çok konuda Pakistan’ın gelişim göstereceği aşikardır. Üstelik proje, Pakistan ile Çin arasındaki siyasi istişarenin daha da sağlamlaştırılması için geniş bir fırsat penceresi açmıştır. Bu nedenle de daha büyük ekonomik ve mali tavizler çerçevesinde CPEC’in ikinci aşamasına geçileceği öngörülebilir.

Dr. Mehmood Ul Hassan KHAN
Dr. Mehmood Ul Hassan KHAN
Dr. Mehmood Ul Hassan Khan was born on September 11, 1969 in Lahore, Pakistan. After finishing Primary and Secondary School in his hometown, in 1992 he entered the Faculty of Public Administration, University of Punjab, Lahoer. He has specialties in management, marketing, economics and governance. He has also master degree in Development with specialization in Diplomacy and Public Relations. He has degrees in International relations and basic Law too. He completed his M.Phil. leading to Ph.D. in 2010 from University of Punjab, Pakistan in Development. He has vast experience in serving different departments of the Federal Government. He has also a rich experience in research, peace and conflict resolution and defence issues. He has been in this profession for more than 25 years. He worked in BBC Asia Network as regional expert on Afghanistan and Middle East in 2004. He worked as regional expert in USGAM, Turkey and had a great experience while interacting with TRT too. Transparency International UK selected him “peer Viewer” from Pakistan in 2015. His research and comprehensive articles have already been published in China, Uzbekistan, Iran, Turkey, Azerbaijan, USA, South Korea, UAE and Kuwait too. He has great experience in the socio-economic, geo-politics and geo-strategic issues of Central Asia, Caucasus and Middle East. He is a famous expert on CIS and Caucasus in Pakistan. Member Board of Experts: CGSS, Islamabad. Ambassador at large at IHRFW.