Tarih:

Paylaş:

Büyük Devletler ve Nükleer Savaş

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Adı konulmamış olsa da dünyanın yeni bir Soğuk Savaş dönemine girdiğini ve özellikle de yeni nesil silahların teknik özellikleri göz önüne alındığında, bu sürecin ilk dönemden çok daha tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim hem taarruz hem de savunma amaçlı kullanılan hipersonik ve seyir füzelerinin geliştirilmesi, söz konusu silah sistemlerine karşı geliştirilen füze savunma sistemlerinin bu silahlanma yarışını daha da hızlandırması ve son dönemde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Rusya’nın nükleer silahlar konusunda temel bazı sözleşmeleri iptal etmesi, buna yönelik temel işaretler olarak ortaya çıkmıştır.

3 Ocak 2022 tarihinde 1968 yılında imzalanan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi’ne (NPT) göre, yasal olarak nükleer silahlara sahip olmaya hak kazanmış beş devlet; ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere, “Nükleer Bir Savaşın Önlenmesi ve Silahlanma Yarışından Kaçınılması” konusunda ortak bildiri yayımlamıştır. Eş zamanlı olarak bu devletlerin resmi internet sayfalarında[1] yayımlanan bildiride, nükleer silahlara sahip olan devletler, “Nükleer bir savaşın kazananın olmayacağını ve bundan dolayı nükleer bir savaş yaşanmaması gerektiğini” vurgulayarak Rusya-Ukrayna Krizi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)/ABD-Rusya rekabeti ve ABD-Çin gerginliği gibi hadiseler yaşanırken büyük sağduyu örneği göstermişlerdir. Ancak bahse konu olan ifadenin 1985 yılındaki Reagen-Gorbaçov Zirvesi’nden aynen alınmış olması da aslında bir anlamda “Yeni Soğuk Savaş” dönemi iddiasını desteklemektedir.

Nükleer silahlara yönelik silahların kontrolü, silahsızlanma ve silahların yayılımının önlenmesi sözleşmelerine ve ilkelerine bağlılığın vurgulandığı bildiride, özellikle NPT’nin bu konuya ilişkin 6. maddesine vurgu yapılmış ve nükleer silahların yayılmasına yönelik etkin işbirliğinin gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Ayrıca nihai hedefin nükleer silahlardan arınmış bir dünya olduğuna vurgu yapılmıştır.

Söz konusu bildiri, nükleer silahlar konusunda en kritik sözleşme olan NPT’nin yapılması gereken gözden geçirme toplantısının Covid-19 salgını yüzünden 2022 yılının Ağustos ayına ertelenmesiyle aynı döneme denk gelmiştir. Bildiri, nükleer silahların gölgesindeki krizler düşünüldüğünde, son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin başında gelmektedir. Bir anlamda mevcut krizlerin her an nükleer bir savaş tehdidine varacağı yönündeki endişeyi bir nebze de olsa gidermiştir. Ancak ilgili devletlerin eylemlerinin bu bildiri ve söylemlerle çok da uyumlu olmadığı vurgulanmalıdır.

İmzacı devletlerin hepsi, nükleer silahlanma ve mevcut silahların modernizasyonu konusundaki çalışmalarını hızlı bir şekilde sürdürmektedir. Özellikle de ABD ve Rusya, bu silahlanma yarışını daha da tehlikeli hale getirecek füze savunma sistemleri geliştirmekte ve klasik güvenlik ikilemi olgusu, Soğuk Savaş döneminde kaldığı yerden devam etmektedir.

Diğer taraftan Soğuk Savaş döneminden daha tehlikeli olan durum, o süreçte vekalet savaşına ağırlık veren ve birliklerinin karşı karşıya gelmesinden kaçınan bu devletlerin silahlı kuvvetlerinin artık dünyanın birçok kriz bölgesine karşı karşıya gelme riskinin olmasıdır. Klasik bir vekalet savaşı olarak başlayan Suriye İç Savaşı’nda hem ABD hem de Rusya askerlerini fiilen cepheye sürmüş ve zaman zaman karşı karşıya gelmiştir. Türkiye’nin barış havzası olması için büyük çaba sarf ettiği Karadeniz’de de neredeyse her noktada karşı karşıya gelen NATO ve Rus gemi ve savaş uçakları, her an patlayacak bir krize davetiye çıkarmaktadır. Bu kadar yoğun bir trafik olmasa da Baltık Denizi de aynı tehlikeyi barındırmaktadır.

Son günlerde Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceği ya da diğer yandan NATO’nun Ukrayna ve Gürcistan’ı üye olarak kabul edeceği yönündeki iddialar ciddi bir boyut kazanmıştır.  Moskova’nın kırmızı çizgi olarak ilan ettiği Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üyeliği durumunda krizin nereye varacağını öngörmek zordur ve Batılı devletlerin bu riski alması düşük bir ihtimaldir.

Adaylık statüsü haricinde bu iki devlete herhangi bir taahhüdü bulunmayan Batı’nın Rusya’nın muhtemel bir Ukrayna işgali durumunda yapacakları/yapabilecekleri ise sınırlı görünmektedir. Nitekim hem 2008 yılındaki Gürcistan Savaşı’nda hem de 2014 senesindeki Ukrayna müdahalesinde NATO, Rusya’ya ekonomik ve siyasi ambargo uygulamanın ötesine gidememiştir. Abhazya, Güney Osetya ve Kırım’ın statüsünün değişmesi konusunda bir ilerleme sağlanamamıştır. Hatta bu konuda NATO müttefikleri içerisinde yaşanan görüş ayrılıkları, ittifakın dayanışması ve güvenirliği konusunda da şüphe yaratmıştır. Ancak böyle bir atmosferde Rusya’nın da işgale kalkışacağı makul görünmemektedir. Nitekim Moskova’nın Ukrayna sınırındaki Rus askerleri aracılığıyla baskı yapmayı amaçladığı düşünülmektedir.

Batılı devletlerin Rusya’nın arka bahçesi olarak gördüğü ülkelerde “organize ettiği” renkli devrimlerden ders alan Moskova yönetimi, Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov’un adıyla anılan “Gerasimov Doktrini” kapsamında klasik savaş yöntemlerinden ziyade gayrınizami harp unsurlarının daha etkin olduğu farklı bir muharebe şekline ağırlık vermeye başlamıştır.

Batılı devletlerin ve özellikle de NATO’nun Hibrit Savaş (Karma Savaş) olarak adlandırdığı bu savaş yönteminin ilk aşaması, rakibin sınırlarını zorlamaktır. Nitekim NATO Eski Askeri Komite Başkanı Çek General Pavel Rus, hibrit savaş taktiklerini “NATO’nun 5. maddesinin harekete geçirilmesinden önceki aşama” şeklinde nitelendirerek, aslında Rusya’nın bugünkü adımlarını da tanımlamıştır.

Rusya, NATO’nun temel görevi olan “kolektif savunma” aşamasını harekete geçirmeden yaptığı zorlayıcı hamlelerle, NATO’nun sınırlarını, sabrını ve siyasi dayanışmasını test ederken; bu faaliyetlerini zamana yayarak ittifak arasındaki politik dayanışmayı zayıflatmayı ve görüş ayrılıklarını derinleştirmeyi hedeflemektedir. Nitekim bu hamlelerini doğalgaz gibi kozlarla da desteklemektedir. ABD’nin Suriye ve Afganistan’dan askerlerini çekme sürecinde NATO üyelerine danışmaması, AUKUS projesi ile başta Fransa olmak üzere Avrupa Birliği’ni (AB) dışlaması, AB ülkelerinin ittifakla olan dayanışmasını zayıflatmakta ve Kremlin yönetiminin elini güçlendirmektedir.

Öte yandan ABD’nin Türkiye’nin talep ettiği PATRIOT sistemlerini satmayıp Rusya’dan S-400 almasını kriz haline getirmesi ve bu çerçevede F-35 programından çıkarması, ortada olmayan terör örgütü Devletü’l Irak ve’ş Şam (DAEŞ) tehdidini bahane ederek Partiya Yekitiya Demokrat (PYD) terör örgütüne açık destek vermesi ve Türkiye’nin yanı başında Yunanistan’ı üs haline getirmesi, tüm iyi niyetli çabalarına rağmen NATO’nun en önemli müttefiklerinden birisi olan Türkiye’nin de dayanışma konusunu sorgulamaya gitmesine yol açmaktadır. Her ne kadar son dönemde basında bu kriz konularında değişim sinyalleri olacağına dair bilgiler yer almışsa da henüz somut bir adımın atılmamış olması, NATO içerisinde Türkiye özelinde ayrı bir çatlak yaratmaktadır.

Sonuç olarak yeni Soğuk Savaş dönemi, vekalet savaşları yerine modern harp yöntemleriyle devam etmektedir. Krizlerin nereye evrileceği konusu önemlidir. Yayımladıkları bildiride nükleer silahlara sahip olan devletler, “nükleer silahların yetkisiz ve yanlışlıkla” kullanımına dikkat çekmişlerdir. Ancak bu krizlerde tehlikeli konvansiyonel silahların yetkisiz ya da yanlışlıkla kullanımının nereye gideceği ve böyle bir durumda savaşın bildiride belirtildiği şekliyle nükleer bir savaşa dönüşmeyeceği konusu çok daha önemlidir. Zira sağduyunun korunması dünyayı nükleer bir felaketten koruyacaktır. Ancak yeniden belirtmekte fayda var ki; son dönemde yaşanan krizlerdeki tarafların tutumları, nükleer silahlara ilişkin bildirideki gibi sağduyulu ve aklıselim değildir.


[1] “Joint Statement of the Leaders of the Five Nuclear-Weapons States on Preventing Nuclear War and Avoiding Arms Races”, Kremlin, http://en.kremlin.ru/events/president/news/67551, (Erişim Tarihi: 19.01.2022).

Doç. Dr. Şafak OĞUZ
2019 yılında Doçentlik unvanını alan Şafak OĞUZ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) 23 yıllık hizmetinden sonra 2021 yılında emekli olmuştur. Görevi esnasında Birleşmiş Milletler (BM) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) bünyesinde de çalışan OĞUZ, Kitle İmha Silahları, Terörizm, Uluslararası Güvenlik, Uluslararası Örgütler ve Barış ve Çatışma Çalışmaları konularında çalışmalar yapmaktadır. OĞUZ, halen Kapadokya Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. İyi derece İngilizce ve Almanca bilmektedir.