Çin-Kuzey Kore İlişkilerinin Değişen Yapısı

20. yüzyılın ortasında, Çin’in Kore Yarımadası’nda önemli bir denge unsuru haline gelmesini sağlayan Kore Savaşı, kuruluşunun ilk yıllarında Çin Halk Cumhuriyeti’nin ana uğraşlarından biri olmuştur. Zira henüz iç politikasında yapılması gereken çok şey varken kapısına kadar dayanabilecek bir ABD-kapitalizm düşüncesi, Çinli yöneticilerde büyük bir endişe yaratmıştır. O dönemde Çin Komünist Partisi’nin kullandığı “Amerika’ya Diren, Kuzey Kore’ye Yardım Et, Çin Anavatanını Koru” şeklindeki slogan da bu bölgenin güvenliğinin Çin’in geleceği açısından ne kadar önemli görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Evans J. R. Revere’in yayımladığı bir raporda, Çin ile Kuzey Kore arasındaki bağlar “dudaklar ve dişler kadar yakın” olarak tanımlanmıştır.[1] “Dudaklar giderse, dişler soğuk alır” şeklindeki Çin atasözü de Kore Savaşı’nda yaşanacak her türlü yıkımın Çin’de olumsuz sonuçlara sebep olacağı korkusunu ifade etmek için kullanılmıştır. Çinli karar alıcılar tarafından yapılan değerlendirmelerde, Kuzey Kore’nin sadece sınırda dış müdahalelere karşı Çin’i koruyan bir kalkan ve tampon bölge olmadığının; aynı zamanda Çin’in savunmasızlığını da temsil ettiğinin altı çizilmiştir. Bu endişeler dahilinde Çin, Kuzey Kore’ye milyonlarca asker göndermiş ve savaşın öncesinde ve sonrasında bu ülkeyi sınırsız maddi yardımla desteklemiştir.

Savaştan sonra ise dış dünyaya kapılarını kapatan Kuzey Kore’ye, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar Çin ve SSCB tarafından “komünizm kardeşliği konsepti” dahilinde önemli yatırımlar yapılmıştır. 1961 yılında da Çin, Kuzey Kore’yle Dostluk Antlaşması imzalayarak bu bölgenin güvenliği konusunda ortak bir politika yürütmeye başlamıştır. Nitekim 1960’lı yıllarda başlayan nükleer silahlanma yarışına Çin’le birlikte Kuzey Kore de dahil olmuştur. Komünizm ve kapitalizmin nükleer silahlanma üzerinden yarıştığı dönemde, Pyongyang yönetiminin nükleer silahlanma hamleleri de komünizme yapılan bir katkı olarak yorumlanmıştır.

Ne var ki Çin-Kuzey Kore ilişkileri, Soğuk Savaş’ın sonlarına doğru istikrarsız bir tablo sergilemeye başlamıştır.  1980’li yıllarda Çin’in komünist devrimi takip etme gayesini ikinci plana atarak Deng Xiaoping liderliğinde liberal ekonomik gelişimi benimsemesi,[2] Kuzey Koreli karar alıcılarda hoşnutsuzluğa neden olmuştur. Dahası Çin’in 1992 senesinde Güney Kore’yle ikili ilişkilerini resmen başlatması da Kuzey Kore’yle olan münasebetlerin gerilmesine sebebiyet vermiştir.

1994 yılında Kuzey Kore’de ilk nükleer kriz patlak verdiğinde ise Pekin, bölgenin nükleersizleştirilmesinden yana olsa da bu konuda Pypongyang yönetiminin karşısına çıkmaktan imtina etmiştir. Ancak 1989 yılındaki Tiananmen Olayları sonucunda deneyimlediği Amerika Birleşik Devletleri (ABD) destekli yaptırımlara maruz kalmanın ağırlığını Kuzey Kore’nin kaldıramayacağından da endişelenmiştir.  Bu nedenle de Pekin yönetimi, dostunun doğrudan karşısına çıkmak yerine, kendisinden önce bu durumdan rahatsızlığını belirten ABD ile Kuzey Kore arasındaki görüşmelere aracılık etmeyi tercih etmiştir. Çin’in söz konusu çabası neticesinde 1994 yılında ABD ile Kuzey Kore arasında bir anlaşma imzalanmıştır.

1990’lı yıllarda ise önce Sovyetler Birliği’nin dağılması, sonra Kuzey Kore’nin kurucu lideri Kim İl-sung’un 1994 yılında vefat etmesi ve o yıllarda yaşanan yıpratıcı kıtlığın etkisiyle Kuzey Kore rejiminin varlığını sürdüremeyeceği yönünde görüşler ortaya çıkmıştır. Ancak belki de bu görüşlere karşılık olarak Pyongyang yönetimi, nükleer faaliyetleri sürdürme kararı almıştır. Bunu takiben ABD, Çin’e Kuzey Kore’nin nükleersizleştirilmesi konusunda sorumluluk alması için baskı uygulamıştır. ABD’nin Irak’ı işgali ise Kuzey Kore’ye de askeri müdahale yapılacağı korkusunu tetiklemiş ve bu nedenle de Pekin, Pyongyang’ın nükleer silahlanma meselesi hakkında sorumluluk almaya ikna olmuştur. Buna bağlı olarak 2003 ile 2006 yılları arasında Güney Kore, Japonya ve Rusya’nın da dahil olduğu 6 Taraflı Görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Fakat bu görüşmeler, Kuzey Kore’yi 2006 yılında ilk nükleer testini yapmaktan da alıkoyamamıştır. Bu duruma karşılık Birleşmiş Milletler (BM), 2006 senesinde Çin’in de lehte oy verdiği 1718 no’lu yaptırım kararını almıştır. Nükleer test ve yaptırım kararı alma döngüsü 2009, 2013, 2016 ve 2017 yıllarında da devam etmiştir. BM yaptırımları ve 2018’de gerçekleşen ABD lideri Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasındaki görüşmeler bile, Kuzey Kore’nin 2020 yılında dünyanın en tehlikeli nükleer silahlarıyla ortaya çıkmasını engelleyememiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kuzey Kore’nin birincil dayanağı olan Çin’in tüm bu BM yaptırım kararlarının onaylanması yönünde oy vermesi ise iki eski dostun dış politika vizyonlarının ve çıkarlarının artık uyumlu olmadığını ve ideolojinin pragmatist ekonomik kazançlar karşısında ikincil planda kalabildiğini gözler önüne sermiştir. Pekin’in 2015 yılında yaptığı bir açıklamada, Pyongyang’la bulunan bağlarını “kan ittifakı-kardeşliği” yerine “devletten-devlete normal ilişkiler” şeklinde tasvir etmesi de buna örnek teşkil etmektedir.[3]

Başta ABD olmak üzere tüm dünya kamuoyu, Kuzey Kore’ye yönelik yaptırım uygulamalarının başarısız olmasını Çin’in isteksizliğine bağlamıştır. Nitekim Çin, yaptırımların çok ağır olduğunun ve bu şekilde olumlu bir sonuca varılamayacağının altını çizerek[4] Kuzey Kore’yle ticari ilişkilerine ve yardım faaliyetlerine devam etmiştir. Pyongyang rejiminin yaptırımlar karşısında çözülmesi ihtimali, hem sınırda büyük bir güvenlik sorununa yol açacak olması hem de böyle bir durumda ortaya çıkabilecek mülteci krizi endişesi nedeniyle Pekin’in bölgede denge ve istikrarı sağlamak amacıyla yaptırımlarını esnek tutmasına neden olmuştur. “Yaptırımdan önce ekonomik kaldıraç”, Çin’in Kuzey Kore’ye karşı daima öncelik verdiği bir politika olmuştur.

Karşılıklı övgü dolu mektuplar, görüşmelerde sergilenen dostça tavırlar; ortak tarihe ve ideolojilere yapılan atıflar Kuzey Kore-Çin ilişkilerinde hissedilen “yeni normali” gizleyememiştir. 21. yüzyılın başlarında Çin önderliğinde hareket eden Kuzey Kore’nin artık Güney’le olan sorunlarını kendi yönetiyor; hatta ABD Başkanı’yla da Çin’in aracılığı olmadan görüşmeler yapıyor olması, Pekin’in Kore Yarımadası’ndaki belirleyici rolünün aşınmakta olduğunu göstermektedir. Kore Savaşı’nın henüz bir barış antlaşmasıyla sonlandırılmamış olması, ilerleyen süreçte Çin liderliği ve vizyonu olmayan bir düzen kurulması ihtimalinin de bir seçenek olarak varlığını sürdürmesine sebebiyet vermektedir. Pekin, tüm bu endişeler ışığında yaptıklarını her ne kadar onaylamasa da Pyongyang’la olabildiğince iyi ilişkiler kurmaya çalışmaktadır. Pyongyang’ın ardı ardına gelen füze testlerinden ve Pekin’in de destek verdiği yaptırımlardan sonra, ikili ilişkilerinin geldiği bu yeni normalin sembolü olarak “Yeni Yalu Nehri Köprüsü” örnek verilebilir:

Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, 2011 yılında ikili ilişkileri temsilen Kuzey Kore’yle ticari ilişkilerin en yoğun olduğu şehirler olan Dandong ile Sinuiju’yu bağlayan bir köprü inşa ettirmiştir. Köprünün inşaatı 2014 yılında bitmiş olmakla birlikte, Kuzey Kore ayağının ulusal karayolu ağlarına hala bağlanmadığı bilinmektedir. Hızla gelişen inşaat sektörü ve başkent Pyongyang’daki eğlence merkezlerine ayrılan bütçeyle karşılaştırıldığında, Kim Jong Un’un iki ülkeyi bağlayacak bu sembolik adımı atmaktaki isteksizliği, Pekin’le ilişkilerin eskisi gibi olmadığının somut bir göstergesidir.[5] Jinping’in 2013’te açıkladığı son zamanların en kapsamlı dış politika stratejisi olan Kuşak-Yol Projesi ise Çin’in bu bölgedeki politikalarının ana motivasyonu olmaya başlamıştır. Pekin, Pyongyang’ı nükleerleşmeden vazgeçirmek ve kendi büyük ticaret ağına eklemlenmesine ikna etmek için yoğun çaba sarf etmiştir. Nitekim Çin, ortak ticaret alanlarının gelişimi için yatırım yapmış ve ileriye yönelik garanti vermiştir. Jinping, 2019 yılında da bahsi geçen köprünün Kuzey Kore tarafındaki erişim yolunu ve bölgedeki ekonomik gelişim için gerekli her türlü maliyeti karşılamaya istekli olduğunu açıklamıştır.[6] Pyongyang, her ne kadar köprüleri yakmaya hazır gibi görünse de Pekin, buna izin verecek gibi davranmamaktadır.

Jinping’in imzası haline gelen Kuşak-Yol Projesi ile tarihi İpek Yolu güzergâhı tekrar aktif hale getirilerek, Çin liderliğinde Uzakdoğu Asya’dan Avrupa’ya ve Afrika’ya kadar uzanacak dev bir ticaret ağının kurulması amaçlanmaktadır. Böylece Pekin, rakibi ABD’nin özellikle de Asya ve Avrupa kıtalarındaki etkisini büyük ölçüde kırarak, dünyanın en büyük ekonomik devi haline gelecektir. Balbina Y. Hwang’ın 2016 yılında yayımladığı bir makaleye göre bu proje, Kore Yarımadası bağlantısını kurmadan tamamlanmış sayılmayacaktır.[7] 21. yüzyılı “Pasifik Yüzyılı” olarak nitelendiren Hwang, bu tür projelerin kıtaları sadece ekonomik açıdan değil; politik ve sosyokültürel bakımdan da bağlayacağını vurgulamıştır. Çin’in Kuşak-Yol Projesi’ni açıklamasından sadece bir ay sonra, Güney Kore de Batı Avrupa’yı Asya kıtasının en uzak doğu ucu olan Kore Yarımadası’na fiziksel olarak bağlayacak kendi Avrasya Projesi’ni (AEI) açıklamıştır. Projelerin açıklanmasının akabindeki görüşmelerden sonra, 2015 yılında Çin ile Güney Kore arasında Serbest Ticaret Anlaşması (FTA) imzalanmıştır.

Çin, ikili ilişkilerin ötesinde çok daha geniş bir vizyon izleyerek, bölgesel düzeyde serbest ticareti geliştirmek için Güney Kore-Çin-Japonya Serbest Ticaret Anlaşması’yla süreci hızlandırmış ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (BKEO) ve Trans-Pasifik Ortaklığı (TPO) gibi anlaşmalar aracılığıyla diğer Avrasya içi yahut dışı bölgelerle bağların kuvvetlendirilmesine önem vermiştir. Tam olarak gerçekleştirildiği takdirde, üçlü Kuzeydoğu Asya Serbest Ticaret Anlaşması’nın BKEO ve TPO’yla bağlantısı, yalnızca Avrupa ve Asya kıtalarını değil; Kuzey ve Güney Amerika kıtalarını da birbirine bağlayan “süper” bir serbest ticaret alanı yaratacaktır.[8]

Çin’in Cumhuriyet’in 100. yılına kadar tamamlamayı ya da en azından meyvelerini almayı planladığı Kuşak-Yol Projesi, güneydoğusunda Kuzey Kore engeline takılmaktadır. Pekin ile Pyongyang için bölgedeki ABD varlığını sonlandırma amacı, kalan tek ortak dış politika hedefi durumundadır. Pyongyang, bunu sert güç unsurlarıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Pekin ise proje ağının ve bölgenin güvenliği sağlandığı sürece, ABD’nin Kore Yarımadası’ndaki askeri varlığı dışında pasif-ekonomik varlığına karşı değildir.

Kore Savaşı’nın başlangıcından bu yana geçen 70 yıl, Çin açısından çok önemli bir dönemi temsil etmektedir. Çin Medeniyeti, binlerce yıllık tarihinde ilk defa bir dünya devi olarak anılmaya başlanmıştır. Çatışmanın ve istikrarsızlığın bu tabloyu bozma ihtimali, Çin’in politikalarına yeni bir soluk katmıştır. Fırsatlar, riskleri; kazançlar ise tavizleri beraberinde getirmiştir. Kuzey Kore’nin nükleerleşme sorunu, Çin’in uzun vadeli projelerinin önündeki en kritik problemlerden biridir. Pyongyang’ın opak ve güvenilmez politikaları onunla yüzleşmek zorunda kalan tüm tarafları savunmasız hissettirmektedir.[9] Yine de bu bölgeye fevri bir politikayla yaklaşmak, çatışma ihtimalini yükseltebilir. Pekin yönetimi, bunu engellemek için gerektiğinde dünyayı karşısına almıştır.

Pekin’in Pyongyang’la olan geleneksel bağları, artık yerini sembolik bir eski dost ilişkisine ve daha çok da çıkar ilişkisine bırakmıştır. Fakat Kuzey Kore’yle çıkarlarının uyuşmadığı bir durumda, Çin’in kendini Kore Yarımadası’ndan dışlanmış bir halde bulması da ihtimal dahilindedir. Çin’in bu sorunlar karşısındaki temel hedefleri şöyle sıralanabilir:[10]

  • Çin, Kuzey Kore’nin varlığı ve bütünlüğü için geçtiğimiz 70 yıl içerisinde yaptıklarını hatırlatarak tekrar güçlü ikili ilişkiler kurmak ve bunu yaparken de Güney Kore’yle ekonomik ilişkileri geliştirmek istemektedir.
  • Çin, Kuzey Kore’nin nükleerleşme sorununu ve yarattığı güvensizliği ortadan kaldırmak ve bölgeyle ekonomik bütünleşmesini sağlamak arzusundadır.
  • Pekin yönetimi, ileride Kore Yarımadası’nda kurulabilecek bir barış mekanizmasının oluşması halinde, karar alıcı pozisyonunda bulunmak ve bu mekanizmayı ABD-Güney Kore ittifakını işlevsiz hale getirecek şekilde kullanmak istemektedir.
  • Çin, Kuzey Kore’nin dağılarak ABD ittifakında Güney Kore’yle birleşmesini önlemeyi ve mümkünse 70 yıldır kapısının önünde konuşlanan bu ABD-Güney Kore ittifakına/tehdidine son vermeyi amaçlamaktadır.

Tüm bunları gerçekleştirmek ise çatışmadan olabildiğince kaçınan hassas planlanmış bir stratejiyi gerekli kılmaktadır. Çin’in bu bölgede uyguladığı en eski politika, diyalog kurmaktır. Diyaloğun güçlenmesi halinde, sıradaki hedef ekonomik bütünleşmenin artırılması olacaktır. Çin’in Kore Yarımadası’na ilişkin vizyonunu özelden genele doğru sıralamak gerekirse; nükleer tehlikenin Kore Yarımadası’ndan uzaklaştırılması, Kore Yarımadası’nda ABD askeri varlığının sonlandırılması, azalan ABD etkisinin yerini Çin’in ve Çin liderliğinde inşa edilen Yeni İpek Yolu ittifaklarının alması ve idealize edilen “dünyanın en büyük ekonomik ağı” nın tamamlanması şeklinde sayılabilir.


[1] Evans J.R. Revere, “Lips and Teeth: Repairing China-North Korea Relations”, Brookings, https://www.brookings.edu/research/lips-and-teeth-repairing-china-north-korea-relations/, (Erişim Tarihi: 03.01.2021).

[2] Patricia Kim, “How China Sees North Korea: Three Critical Moments in History and Future Directions”, Chicago Council on Global Affairs, http://www.jstor.org/stable/resrep17323, (Erişim Tarihi: 03.10.2020)

[3] Ren Xiao, “Toward a Normal State-to-State Relationship? China and the DPRK in Changing Northeast Asia”, North Korean Review, 11(2), 2015, (Erişim Tarihi: 03.10.2020), p. 63-78.

[4] “China Says Lifting Some Sanctions on North Korea is Best Way to Ease Tensions”, South China Morning Post, www.scmp.com/news/china/diplomacy/article/3042758/china-says-lifting-some-sanctions-north-korea-best-way-ease, (Erişim Tarihi: 04.01.2020).

[5] C.K Green-A. Cathcart, “Xi’s Belt: Chinese-North Korean Relations”, Chinese Foreign Policy Under Xi, Routledge, 2017, https://openaccess.leidenuniv.nl/handle/1887/79588, p. 130-143.

[6] Benjamin Katzeff Silberstein, “China’s Xi Promised Funding for Bridge Connections in North Korea, Reports Say”, North Korean Economy Watch, www.nkeconwatch.com/2019/07/30/chinas-xi-promised-funding-for-bridge-connections-in-north-korea-reports-say/, (Erişim Tarihi: 03.01.2020).

[7] Balbina Hwang, “A Fork in the Road? Korea and China’s One Belt, One Road Initiative”, Korea Economic Institute of America, https://keia.org/publication/a-fork-in-the-road-korea-and-chinas-one-belt-one-road-initiative/, (Erişim Tarihi: 03.01.2020).

[8] Aynı yer.

[9] William Lucier, Getting to a Deal with North Korea, American Security Project, www.jstor.org/stable/resrep19817, (Erişim Tarihi: 03.01.2020).

[10]  Revere, a.g.m.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Nisa Burçak ÖZDEMİR
Nisa Burçak ÖZDEMİR
Nisa Burçak Özdemir, 1998 yılında Trabzon'da doğmuştur. 2020 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden onur derecesiyle mezun olan Özdemir’in başlıca çalışma alanları Asya-Pasifik, Çin-Kore ilişkileri ve Kore dış politikasıdır. İyi derecede İngilizce bilen Özdemir, orta seviyede Korece de bilmektedir.

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz