El Kaide Terör Örgütü Yeniden Uluslararası Bir Tehdide Dönüşebilir mi?

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Afganistan, birinci Taliban döneminde uluslararası toplum tarafından tecrit edilmiş ve Taliban yönetimi, hiçbir devlet tarafından tanınmamıştır. Söz konusu dönemde Taliban, terör örgütü El Kaide’yle işbirliğine yönelmiş ve örgüte Afganistan topraklarını üs olarak kullanması hususunda izin vermiştir. Bunun neticesinde 11 Eylül 2001 tarihli terör saldırılarının akabinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefikleri, 7 Ekim 2001 tarihinde “Sonsuz Özgürlük Operasyonu” adını verdikleri müdahaleyi gerçekleştirmek suretiyle Taliban yönetimini devirmiştir. Bununla birlikte 20 yıllık işgal sürecinde ABD ve müttefikleri, Taliban’ı yok edememiş ve Afganistan’da sağlıklı bir rejim teşkil etmeyi başaramamıştır.

Bahse konu olan durumun etkisiyle ABD ve müttefikleri, zaman içerisinde Taliban’la müzakere etmek gerektiği kanaatine varmış ve 29 Şubat 2020 tarihinde Doha Antlaşması’nı imzalamıştır. Söz konusu anlaşma esnasında Taliban da ABD’ye Afganistan topraklarının terör örgütleri tarafından kullanılmasına izin vermeyeceği, terörle mücadele edeceği ve Afganistan’ın yabancı devletlere karşı kullanılamayacağı hususunda taahhütte bulunmuştur. Bu nedenle de Taliban, bir yandan terör örgütü Devlet’ül Irak ve’ş Şam’la (DEAŞ) kararlı bir şekilde mücadele etmekte; diğer taraftan da El Kaide terör örgütünün Afganistan’daki varlığını reddetmektedir. Ancak 1 Ağustos 2022 tarihinde El Kaide terör örgütü lideri Eymen el-Zevahiri’nin ABD tarafından düzenlenen bir hava operasyonu neticesinde Kabil’de etkisiz hale getirilmesi, Taliban yönetimine yönelik eleştirilerin artmasına sebebiyet vermiştir. Bu da Taliban’ın tanınma sorununu derinleştirmiştir.

Bu noktada dikkat çekilmesi gereken başlıca husus, ABD’nin bazı Taliban yöneticilerine, bilhassa da Hakkani Ağı’na El Kaide terör örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiyle yaptırım uyguluyor olmasıdır. Dolayısıyla Batı’da Taliban’ın terörle ilişkisinin bulunduğu düşüncesine sahiptir. Zaten söz konusu düşünce, Taliban’ın ikinci döneminde de tanınma sorunu yaşamasının sebeplerinin başında gelmektedir.

Kuşkusuz bu durum, Taliban muhalifleri tarafından da kullanılmaktadır. Nitekim zaman zaman Taliban’a karşı en güçlü direniş grubu olan Penşir Hareketi, terör riskine dikkat çeken çıkışlar yapmakta ve El Kaide’yle ilişkilerini sürdürdüğü iddiası üzerinden Taliban yönetimini tenkit ederek uluslararası toplumdan destek talep etmektedir.

Bununla birlikte Taliban’ın El Kaide terör örgütüyle temasla olduğu şeklindeki iddialar da yalnızca Penşir Hareketi tarafından dile getirilmemekte; aynı zamanda diğer Taliban muhalifi figürlerce de öne sürülmektedir. Son olarak eski Belh Valisi Ata Muhammed Nur, El Kaide terör örgütünün Afganistan içerisinde teröristleri eğiterek uluslararası düzeyde saldırılar düzenlemeye hazırlandığını iddia etmiştir.[1] Bu da Taliban karşıtı grupların El Kaide faktörü üzerinden Taliban’ı yıpratmak istediğine işaret etmektedir.

Böylesi bir senaryonun gerçek olma ihtimali de yadsınamaz. Zira ikinci Taliban dönemi hakkında özellikle de Afganistan’ın komşusu olan devletlerin hissettiği temel kaygı terörün kendi coğrafyalarına sirayet etmesi ihtimalidir. Zira birçok devletin terör örgütü olarak gördüğü gruplar, El Kaide ya da DEAŞ’la ilişki içerisindedir.

Aslında ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin nedenlerinden birinin de bölgeyi kaosa sürüklemek olduğu iddia edilmektedir. Çünkü Afganistan, bulunduğu coğrafya itibarıyla istikrarsızlığın ABD’nin rakiplerini istikrarsızlaştırabileceği bir konumda yer almaktadır. Zira terör ve çatışmaların Vahan Koridoru üzerinden Çin’e ve Orta Asya üzerinden de Rusya’ya sıçrama ihtimali vardır. Yani ABD, istikrarı sağlayamadığı bir coğrafyadan çekilirken; radikalleşmenin önünü açarak rakiplerini istikrarsızlaştırabileceği bir senaryoya yoğunlaşma tercihinde bulunmuş olabilir.

Dahası Taliban’ın tanınmaması konusunda ABD ve müttefiklerinin diğer devletlere yaptığı baskı da bundan kanyaklanıyor olabilir. Çünkü uluslararası toplumdan tecrit edilen bir Taliban, nihai aşamada radikalleşme yoluna gidebilir. Benzer bir şekilde El Kaide terör örgütünün de Taliban’a mali destek vererek üs ihtiyacını karşılamaya ve eski ilişkilerini kullanmaya yönelme olasılığı yadsınabilecek bir senaryo değildir.

Sonuç olarak Nur’un açıklamaları, geçmişte Penşir Hareketi yöneticilerinin dile getirdiği El Kaide’nin Afganistan’daki varlığına ilişkin tartışmalarını bir kez daha gündeme getirmiştir. Mevzubahis iddiaların gerçeği ne oranda yansıttığı muallak olsa da Afganistan’da radikalleşmenin ve terörün yükselişinin bölgesel kaos senaryolarına hizmet edeceği aşikardır. Bu da ABD’nin rakiplerinin istikrarsızlaşması anlamına gelecektir.


[1] “عطا‌محمد نور: القاعده در حال نقشه‌کشی برای عملیات‌ بین‌المللی از داخل افغانستان است”, AFINTL, https://www.afintl.com/202307099578, (Erişim Tarihi: 10.07.2023).

Dr. Doğacan BAŞARAN
Dr. Doğacan BAŞARAN
Dr. Doğacan BAŞARAN, 2014 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek lisans derecesini, 2017 yılında Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda sunduğu ‘’Uluslararası Güç İlişkileri Bağlamında İkinci Dünya Savaşı Sonrası Hegemonik Mücadelelerin İncelenmesi’’ başlıklı teziyle almıştır. Doktora derecesini ise 2021 yılında Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı‘nda hazırladığı “İmparatorluk Düşüncesinin İran Dış Politikasına Yansımaları ve Milliyetçilik” başlıklı teziyle alan Başaran’ın başlıca çalışma alanları Uluslararası ilişkiler kuramları, Amerikan dış politikası, İran araştırmaları ve Afganistan çalışmalarıdır. Başaran iyi derecede İngilizce ve temel düzeyde Farsça bilmektedir.

Benzer İçerikler