İran – ABD İlişkileri ve Değişen Dengeler

Paylaş

İran ile ABD arasındaki anlaşmazlıklar,1979 İslam Devrimi sonrası başlamış, “Nükleer Tesis inşası” tartışmaları ile yeni bir boyut kazanmıştır. İran ile ABD, Orta Doğu’da her ne kadar iki rakip ve iki düşman ülke pozisyonunda olsalar da aslında Tahran yönetimi zaman zaman pragmatik dış politika uygulamaları göstermekten çekinmemiştir.

İran ABD’nin Afganistan ve Irak operasyonlarında ABD açısından son derece kolaylaştırıcı rol oynamış ve zaman zaman ABD ile yakın işbirliğine girmiştir. Elbette bu işbirliğinde İran’ın çıkarları daha fazla olmuştur. İran ABD eliyle Irak’ta kendisine düşman bir rejimi devirerek kendi müttefikleri olan Şiileri ülkenin en önemli politik ve askerî gücü haline getirmiştir. ABD, Afganistan’ı Taliban’dan ve Saddam Hüseyin’i de Irak’tan temizlemiştir. İran’ın bölgede ABD’ye karşı koz olarak kullanabileceği temel konu, gerek kendi ülkesinde ve gerekse Irak’ta nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Şii kesimin varlığı ve Irak siyasetinde giderek aktif hale gelmeleridir.

ABD’nin İran’a yönelik bir askerî eyleme girişmesi durumunda, İran ülke yönetiminde Şiilerin üzerindeki bütün etkinliğini ABD’ye karşı kullanma yoluna gidecektir. Zaten İran ABD’nin Irak’ta ve Suriye’de zor durumda kalması için bugüne dek hayli çaba sarf etmiştir. Bu örtülü destek ve gizli mücadele ABD’nin İran’a sıcak müdahalesine ve Şiilerin Irak’ta ipleri büyük oranda eline almasına kadar devam edecektir. Sonrasında ABD’ni Irak’ta son derece zor günler bekleyebilir. Aslında İran’ın pragmatist dış politikası ve gerektiğinde kendi rejimine ters ülkelerle dahi işbirliğine gitmesi sadece ABD ile sınırlı değildir. Tahran’ın nüfusunun çoğunluğu Şii olan Azerbaycan’a karşı Hristiyan Ermenistan’ı savunmuştur. Kendi içerisinde 30 milyondan fazla Azerbaycan Türkünün yaşadığı dikkate alındığında kuzeyinde güçlenecek bağımsız bir Azerbaycan devletinin kendi güneyi için bir cazibe merkezi olacağını ve Güney Azerbaycan’ın ayrılma yönünde dürtülerini kamçılayacağından korkan İran yönetimi Erivan’ı desteklemekten çekinmemiştir. Irak ile yıllarca savaşan İran’ın Müslüman Arap ülkeleri ile ilişkilerinde de yine Fars milliyetinin ve Şii mezhebinin ortak Müslüman kimliğinin önüne geçtiği görülmektedir. İsrail-Filistin sorununda da Tahran’ın Filistinlileri desteklemesi tamamıyla Tahran dış politikasının pragmatist yaklaşımı ile örtüşmektedir. Bugün gelinen noktada İran’ın dış politikada benzer pragmatist tavır sergileyeceği görülmektedir. İran’da karar verici mekanizmaların uyguladığı politikalar da dış politikada belirleyici olmuştur. Nitekim iktidara gelir gelmez iç yapılanmada bütün önemli görevlere Devrim Muhafızlarının etkili isimlerini getiren ve asker kökenlilerin yönetimde ağırlığını giderek arttıran Ahmedinejad döneminde İsrail ve ABD’ye yönelik sert politikalar izlenmiştir.

Dış politikada tehdit ile uzlaşı politikasından daha fazlasını elde edeceğini hesaplayan ve iç politik dengeleri kendi lehine çevirerek dikkatleri ekonomik olarak gerçekleştirilemeyen reformlardan uzaklaştıran; güçlü molla ekibine karşı askeri gücü arkasına alan; artan petrol fiyatlarını krizle daha da yükseltebileceği tehdidinde bulunan Ahmedinejad döneminde, ABD’nin Afganistan ve Irak operasyonları ile bölgede oldukça güçlenen ve aynı şekilde Ortadoğu’da Şii ekseni canlandırma kapasitesine ulaşan İran’ın bu ortamda nükleer silah edinerek İsrail ve ABD’ye karşı sonsuz bir koruma kalkanı elde etme arzusu ve buna yönelik mevcut politikaları dikkati çekmiştir.

İran’da Ahmedinejad dönemi sonrası iktidara gelen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani İran’a uygulanan yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasından sonra ABD ile ekonomik işbirliği kurmayacaklarını belirterek mesafeli işbirliği yapmak istediklerini belirtmiştir. İran’ın nükleer silahlara sahip olması durumunda bu üstünlüğünü elindeki zengin enerji kaynakları ve bölgedeki Şii eksenini canlandırabilmesi durumunda bölgede bir daha geri döndürülemeyecek bir güç dengesine sahip olacağı hesaplanabilir.

ABD halen İran’a karşı tarihi “planlar”ından vazgeçmemiştir. Tahran’ın küresel siyasette Washington’un belirlediği çizginin dışarı çıkması, İran’la diğer büyük güçler arasındaki gerginliğin devam etmesi olasılığının yakın olduğunu gösterebilir. Önümüzdeki süreçte diğer küresel ve bölgesel aktörlerin İran politika belirleyicisi olarak değişken tutumları da etken olacaktır. Mesela İran’daki gelişmelere komşu devletlerin tepkisi farklıdır. Türkiye ve Rusya, yaptırımların kaldırılmasından duydukları memnuniyetlerini resmi düzeyde belirtmiş ve her alanda Tahran ile işbirliğini geliştirmek niyetinde olduklarını açıklamışlardır. Fakat İsrail’in İran hakkındaki görüşü hayli farklıdır. İran’ın nükleer silah üretme niyetinden vazgeçmediğini ve Ortadoğu’da istikrarı bozmaya ve dünyanın çeşitli bölgelerinde terör eylemleri yapmaya devam ettiğini öne sürmektedir. Amerikan Başkanı Barack Obama da İsrail gibi temkinli yaklaşmakta ve İran’ı nükleer silah yaratma niyetinden çekindirdiklerini söylemiştir. Ancak günümüzde ABD’nin çabalarıyla Tahran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun yüzde 98’inin yurtdışına çıkarılmasından dolayı İran’ın bir nükleer bomba bile üretemeyeceğini öne sürmektedir. Eğer İran üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmezse, yaptırımların yeniden uygulanabileceğini de aleni bildirmektedirler. İran ile 5+1 bilinen (BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya) ülkeler arasındaki görüşmeler 2006’da başlamıştı. Bu ülkeler, İran’ın nükleer silah üretmesini engellemek için nükleer faaliyetlerini sınırlandırmasını istiyor. Uluslararası yaptırımların kaldırılmasını isteyen İran ise nükleer programının barışçıl olduğunda ısrar ediyordu ve bu amaçla anlaşma imzaladılar. Ancak ABD’nin siyasi çevrelerinde de İran’la ilgili konulara karşı görüş net değildir. Anlaşma eleştirildi. Kongre’de muhafazakar kesimin temsilcisi olan Cumhuriyetçiler yaptırımların ortadan kaldırılmasına karşı protestoları devam ettirmektedirler. Onlara göre “İran terörü besleyen bir ülkedir ve yaptırımların kaldırılmasından sonra elde edeceği 100 milyar doları teröristlerin faaliyetine harcayacaktır.”

Bütün bunlardan şu sonucu çıkarabiliriz. İran halen uluslararası finans sisteminden tam olarak yararlanamıyor. Batılı yatırımcı da riske girmeyi göze alamıyor. ABD İran’a temkinli davranıyor. Musul operasyonu ve bölgenin geleceğine ilişkin tartışmalar devam ederken, ABD ve İran bölgenin geleceğine yön veriyor…

Prof. Dr. Giray Saynur DERMAN
Prof. Dr. Giray Saynur DERMAN
Prof. Dr. Giray Saynur Derman halen Marmara Üniversites, İletişim Fakültesi Halka İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Kişilerarası İletişim Anabilim Dalında görev yapmaktadır. 1991 yılında Lisans, 1995 yılında, Yüksek Lisans, 2003 yılında doktora eğitimini Marmara Üniversitesi’nde Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde tamamlamıştır. 1992-2003 Yılları arasında Marmara Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi, 2004-2011 yılları arasında Sakarya Üniversitesinde Yrd. Doç. Dr. ve 2011-2016 yılları arasında Doç. Dr. Akademik ünvanıyla aynı üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünde çalışmıştır. Uzmanlık alanı Türk Dış Politikası, Siyasi Tarih, Uluslararası ilişkiler üzerinedir. Başlıca ilgi alanları Türkiye- Rusya, ABD, AB İlişkileri, Ukrayna-Kırım, Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Karadeniz Bölgesi'nin dış ve güvenlik politikaları olup, etnik çatışma alanları, ve dış politika analizi de ilgi alanları arasındadır. “Siyasi Tarih”, “Türk Dış Politikası”, “Türk Dünyasında Siyasi Gelişmeler”, “Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler”, “Dış Politika Analizi”, “Diplomatik Yazışmalar” lisans dersleri, “Rus Dış Politikası”, “Rusya Tarihi”, “Rusya-AB ilişkileri”, “AB’nin Orta Asya ve Kafkasya Ülkeleri ile İlişkileri” yüksek lisans dersleri ve “Global Politikalarda Karadeniz”, “Bölgesel ve Küresel Güçlerin Orta Asya-Kafkasya Politikaları” doktora derslerini vermektedir. Çok sayıda ulusal ve uluslararası bildiri, makale ve kitapları bulunmaktadır.1905-1907 Yılları Rusya Müslümanlarının Siyasi Kimlik Arayışı, (İst. Doğu Kütüphanesi Yayınları 2008), Blue Black Sea: New Dimensions of History, Security, Strategy, Energy and Economy, (İngiltere,Cambridge Scholars Publishing 2013), Ukranian Foreign Policy and the Internal Determinants, (Almanya, Berlin Lambert Academic Publishing 2015), Rus Dış Politikasındaki Değişim ve Kremlin Penceresinden Yeni Ufuklar, (Ankara SRT Yayınları, 2016) kitaplarının yazarıdır. En son çalışması The Struggle for Power in Central Asia and the Caucasus: Geopolitics and the Great Game After the Cold War, (İngiltere Tauris 2017)’dır. Amerika Birleşik Devletleri University of Texas/UTD, St. Petersburg Devlet Üniversitesi ve Kırım Devlet Sanayi ve Pedagoji Enstitüsü’nde misafir akademisyen olarak görev yapmıştır. İngilizce, Rusça ve Kırım Tatarcası bilmektedir.

Benzer İçerikler