Tarih:

Paylaş:

NATO’nun Rusya’yla Mücadelesinde “Bölünme” ya da “İşbirliği”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı başlattığı ilk günden bu yana Doğu Avrupa, Baltık ve İskandinav ülkeleri, Moskova’nın yeni hedefi olmaktan endişe duymaktadır. Finlandiya ve İsveç haricinde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi olan bölge devletleri, olası bir Rus saldırına karşılık kendilerini güvende hissetmelerine rağmen bunun bir garantisi yoktur. NATO’nun en önemli avantajı, kolektif savunma örgütü olması ve bunun karşı tarafta oluşturduğu caydırıcılıktır. Yani saldırgan devlet, NATO’nun 5. maddesi nedeniyle üye devletlerin tamamını karşısına almayı göze alamamaktadır. Bu, önemli bir caydırıcılıktır. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üye olmaları, Rusya’nın bu ülkelere saldırma olasılığını azaltacaktır. Çünkü böylesi bir senaryo, Rusya-NATO Savaşı’yla eşdeğer olacaktır. Halihazırda Moskova yönetimi, “NATO’nun artan varlığı karşısında Yüksek Kuzey’deki çıkarlarını koruyacaklarını” belirtmektedir.[1]

Kuzey Kutbu, Rusya’nın ulusal güvenliğinde birinci sıradadır. Çünkü Kremlin, burayı doğal nüfuz alanı olarak görmektedir. Devletleri harekete geçiren temel husus, kırmızı çizgilerinin aşılmasıdır. Rusya’nın kırmızı çizgisi ise yakın çevresidir. Arktik Bölgesi de buna dahildir. Bilindiği gibi, Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği gündeme geldiğinde Rusya harekete geçmiştir. Gelinen aşamada ise NATO’nun Arktik’e doğru genişlemesi söz konusudur. Öyleyse yakın gelecekte Rusya’nın buradaki varlığını artırması kaçınılmaz görünmektedir.

Hayati çıkarlarını korumak için Moskova, savaşı göze alabileceğini her zaman göstermektedir. Ancak NATO devletlerine saldırmak, Moskova’nın rahatlıkla alabileceği bir karar değildir. Fakat bunun bir strateji dahilinde yapılması halinde imkânsız olduğu da söylenemez. Bu kapsamda NATO’nun içerisindeki anlaşmazlıkları derinleştirmek, Moskova’nın birincil hedefi olabilir.

Enerji meselesi, Rusya’nın Avrupa’yla olan ilişkilerinde bir pazarlık meselesi olmaya devam etmektedir. Yükselen enerji faturaları, Avrupa devletlerinin Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Kiev’e verdikleri desteği gözden geçirmelerine neden olabilir. Rusya, Avrupa’ya yönelik doğalgaz akışını kesmesiyle büyüyen enerji krizinin Avrupa genelinde bir siyasi krize dönüşme ihtimalini göz önünde bulundurmaktadır. Buna göre, yeterli ve ucuz fiyattan enerjiye ulaşamayan ülkeler, birbiriyle rekabet edebilir ve siyasi olarak birbirlerine kavgalı hale gelebilir. Bu, Avrupa’nın her bölgesi için geçerlidir. Balkanlar, İskandinavya, Baltık ülkeleri ve Orta Avrupa arasında bölünmeler başlayabilir.

Ukrayna Krizi nedeniyle Avrupa devletleri bir iç hesaplaşmaya gidebilir. Söz konusu durum, Avrupa’daki siyasi ve askeri işbirliğine ve entegrasyon sürecine zarar verebilir. Örneğin Balkan devletleri, Avrupa Birliği’nin (AB) faydalarını sorgulamaya başlayabilir. Böylesi bir kriz varken; NATO’ya üye olmanın faydaları da tartışmalı hale gelecektir. Avrupa, Ukrayna’da Rusya’yla girdiği savaş nedeniyle siyasi bölünmeler yaşıyorsa, askeri ittifakın faydaları da sorgulanacaktır. Dolayısıyla İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelikleri, Avrupa’nın entegrasyon sürecini de zora sokabilir.

Avrupalı devletler, Ukrayna ve sonrasında çıkacak olası bir NATO-Rusya Savaşı’nın enerji ve ekonomide yaratacağı etkileri hafif bir şekilde atlatamayabilir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelikleri henüz tamamlanmadan Avrupa’daki siyasi çatlak büyüyebilir ve bunun yansımaları askeri alanda da görülebilir.  Zira Avrupa devletleri ne Doğu Avrupa’da ne de İskandinavya’da Rusya’yla yeni bir savaş istemeyecektir.

Kısacası NATO’nun genişlemesi, örgüt içerisinde savunma ve güvenlik alanındaki görüş ayrılıklarını da derinleştirecektir. NATO’nun güvenlik gündeminin yegâne olduğunu söyleyemeyiz. Her bir bölgenin kendine özgü güvenlik sorunları vardır. Buna akademik literatürde “Bölgesel Güvenlik Kompleksi” denilmektedir. Örneğin Avrupa’nın mülteci-göç sorunu, ABD tarafından bir güvenlik sorunu olarak görülmemektedir. Benzer şekilde Baltık veya İskandinav ülkelerine dönük Rus tehdidi, her bir NATO ülkesi tarafından güvenlik sorunu olarak görülmeyebilir.

NATO’nun genişlemesi, avantajlar getirdiği kadar dezavantajlar da barındırmaktadır. Ukrayna Savaşı’ndan sonra Rusya’ya karşılık verebilmek için Avrupa devletleri, NATO çerçevesinde veya bölgesel ittifaklar yoluyla askeri güçlerini artırmaya başlamıştır. Bu bağlamda örgüt içerisinde İskandinav bloğunun oluşması kaçınılmaz görünmektedir. Ziraİskandinav ve Baltık ülkelerinin güvenlik gündemleri birbirine yakındır. Letonya ve Estonya gibi Baltık ülkeleri, NATO üyesi olmalarına rağmen kendi savunmalarını güçlendirmek için çalışmaya devam etmektedir. Bu ülkelerin en temel endişesi, NATO’dan yardım gelene kadar Rusya’nın ani bir saldırısıyla yenilgiye uğramalarıdır. Çünkü toprakları, Ukrayna kadar büyük değildir ve işgal edilmeleri çok daha kısa sürecektir.

Letonya, Rusya’nın ani bir saldırı tehlikesine karşılık NATO’nun yardımını beklemeden kendilerini savunabilmek için zorunlu askerliği geri getirmeyi planlamaktadır. Finlandiya ve İsveç ise Türkiye’den onay alıncaya kadar kendi öz savunmalarını güçlendirmeye devam edecektir. Rusya merkezli saldırı tehdidi her geçen gün artmaktadır. Dolayısıyla İsveç ve Finlandiya, NATO’ya üye olmaları halinde bundan daha zararlı çıkabilirler.[2] Çünkü NATO, artık koruyucu bir şemsiye olarak değil; daha çok Rusya’yı provoke eden bir örgüt anılmaktadır.

Avrupa’nın güvenlik ortamı onarılmaz şekilde askerileşmektedir. Rusya ile NATO devletleri arasındaki bu tırmanma yarışının en nihayetinde bir çatışmaya yol açabileceği tahmin edilmektedir. Ukrayna Ordusu’nun son haftalarda karşı saldırıya geçerek kaybettiği toprakları geri alması, NATO üyelerine Kiev’e daha fazla destek vermeleri noktasında cesaret vermektedir. Ukrayna’nın savaştan galip geleceğine olan inanç arttıkça, NATO’nun kendine olan güveni ve Rusya’ya karşı olan mücadelesi daha da tırmanacaktır. NATO’nun Rusya karşısında özgüven tazelemesi ve devamında Yüksek Kuzey’de genişleme adımlarına devam etmesi, Rusya’yı daha fazla provoke edecektir.

NATO devletlerinin kolektif bir duruş sergilemesi, Moskova’nın Batı karşısında kullanabileceği opsiyonları azaltmaktadır. NATO’yu zayıf olduğu noktalardan vurmaya çalışan Rusya, eğer bu hedefinde başarısız olursa Batı’nın dikkatini dağıtmak için bir süreliğine geri çekilebilir ve Asya’da yeni krizler yaratmaya çalışabilir.


[1] “Russia to Protect Interests in Arctic Amid NATO Presence Growth-Foreign Ministry”, Urdu Point, https://www.urdupoint.com/en/world/russia-to-protect-interests-in-arctic-amid-na-1558093.html, (Erişim Tarihi: 13.09.2022).

[2] “Top 10 Reasons Sweden and Finland Will Regret Joining NATO”, Cheerpost, https://scheerpost.com/2022/09/08/top-10-reasons-sweden-and-finland-will-regret-joining-nato/, (Erişim Tarihi: 13.09.2022).                                

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.