Tarih:

Paylaş:

24 Ekim Seçimlerinin Galibi: “Yeni Özbekistan”ın Lideri Mirziyoyev ve Özbek Halkıdır

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

24 Ekim 2021 tarihinde Özbekistan’da düzenlenen ve 16,212,343 seçmenin oy kullandığı genel seçimlerde Liberal Demokrat Parti’den aday olan Sayın Şevket Mirziyoyev, oyların yüzde 80,1’ini alarak beklenildiği gibi “Yeni Özbekistan”ın Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Özbek halkı bu seçimde sadece Sayın Mirziyoyev’i değil, Yeni Özbekistan Hareketini de bir kez daha seçti ve yola devam dedi. Peki bu sonuç bir sürpriz sayılır mı? Tabi ki hayır!

Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in 2017-2021 döneminde iç ve dış politikada ön plana çıkan başarılı icraatları, vizyoner yönü, devam eden projeleri, bölge barışı ve istikrarında oynadığı rol, kendisi istemese bile onun böylesi bir görevi; yani liderliği üstlenmesini mecbur kılıyordu ve Özbek halkı da bunu demokratik yollardan sandıkta bir kez daha ifade etti ve “göreve devam” dedi. Dolayısıyla Sayın Mirziyoyev’in tekrar seçilmesi “Yeni Özbekistan” hareketi açısından bir lüks değil, tamamen bir gereklilik ve “vazife” olarak kendisini gösteriyor. Ve elbette ilk dönemdeki başarının tasdikini de…

Bu gereklilik durumu, başta Özbek halkı olmak üzere, bölge ülkeleri ve dünyanın önde gelen başkentleri tarafından da açıkça ifade ediliyor. Zira Avrasya’nın değişen jeopolitiğinde bölgenin kâlpgahı konumunda bulunan Özbekistan’ın bölgede artan rolü-önemi ve bu bağlamda ülkede siyasi-iktisadi istikrarın devamlılığı açısından tüm tarafların saygı duyduğu güçlü liderlere olan ihtiyaç, Sayın Mirziyoyev’i sadece Özbek halkı açısından değil, tüm taraflar/aktörler açısından da güçlü bir “anahtar lider” konumuma taşıyor.

Mirziyoyev’i İkinci Döneminde Bekleyen Dört Temel-Kritik Mevzu

Orta Asya devletlerinin bağımsızlıklarının 30. yılında en büyük tehditlerden biri olarak ön plana çıkan “Afganistan Sorunu”, hiç kuşkusuz Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev’in ikinci döneminde de masasını devamlı şekilde meşgul edecek görünüyor.

Taliban’ın şu an için bir başka ülkeye saldırma gibi bir düşüncesi bulunmasa da Afganistan alanında bulunan radikal terörist grupların sadece Özbekistan için değil, bölge açısından da bir tehdit olduğu herkesin hemfikir olduğu bir gerçeklik.

Özbekistan’ın şu ana kadar Afganistan’a yönelik gerek siyasi gerekse özel servisler yoluyla izlediği çok ince politikanın başarılı bir şekilde devam ettiği görülmekte. Nitekim Sayın Mirziyoyev de Afganistan’da barış ve istikrarı sağlamak için gereken tüm yardımları yapmaya devam edeceklerini söylemek suretiyle, bu hususa dikkatleri çekiyor. Ancak Afganistan’ın içinde bulunduğu çok derin ekonomik kriz ve buna karşılık dış yardımların kesilmesi, yeni yardımlar alamayışı, belirli bir süre sonra Özbekistan’a ve bölgeye bir sorun olarak dönecektir. Bu noktada Özbekistan dış ve güvenlik siyasetinin tek bir yapıya endekslenmesi, diğer büyük güçlerin rahatsızlığına sebebiyet vereceğinden ötürü Taşkent’in yürüttüğü dış politikayı daha da zenginleştirerek yoluna devam etmesi kaçınılmaz.

Nitekim Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev cumhurbaşkanlığı seçimleri için yeniden aday gösterildiği Liberal Demokrat Partisi’nin kurultayında açıkladığı “Yeni Özbekistan Stratejisi”nde bu politikayı izleyeceğine yönelik güçlü mesajı şu ifadeleriyle ortaya koymuştu: “Rusya, Çin, ABD, Türkiye, Hindistan, Pakistan, Almanya, Fransa, İngiltere, Güney Kore, Japonya, Birleşik Arap Emirlikleri gibi geleneksel ortaklarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeye, dış ilişkilerimizin coğrafyasını genişletmeye öncelik veriyoruz.”

Afganistan’ın çevresindeki ülkelerin güvenlik yatırımlarına bakıldığında Özbekistan’ın bunlara göre daha spesifik noktalara eğildiği aşikar. Sınır güvenliği ve terörle mücadele kapsamında belirli yatırımları yapıp, belirli işbirliklerini daha sağlam tutacağından da hiç kimsenin kuşkusu yok. Zira Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev’in 2016’dan bu yana öncelikle olarak komşuları ile iyi ve güçlü ilişkileri esas alan yakın çevre politikası bölgede etkisini göstermeye başlamış ve Özbekistan bölgede barış yapıcı diplomasisi ile ön plana çıkan, güven ve saygı duyulan bir aktöre dönüşmüştür.

Diğer taraftan bölgede ve dünyada çok hızlı jeopolitik gelişmeler de oluyor. Bu kapsamda ABD-İngiltere-Avustralya arasında imzalanan AUKUS anlaşması sonrası başlayan yeni süreç Pasifik ya da Hint-Pasifik bölgesiyle sınırlı kalmayacak görünüyor.  Önümüzdeki 2-3 yıl içinde AUKUS’un Orta Asya bölgesine de derin bir yansıması olacaktır. Ancak Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev’in günlük politikalardan uzak tavrı, uzağı gören başarılı vizyoner liderliğinin AUKUS vb. sürprizlere karşı Özbekistan’daki güvenlik, huzur ve istikrarın sigortası olarak bir kez daha ön plana çıkacağını söyleyebilirim.

Burada ikinci kritik mevzu olarak ekonomi politikaları karşımıza çıkıyor.

2016’dan bu yana Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev’in liderliğinde insanı merkeze alan Özbekistan’da ciddi bir ekonomik kalkınma ve reform sürecinin gerçekleştiği dikkatlerden kaçmıyor. Bu hususta ülkeye yabancı yatırımcı gelmesi için “Yeni Özbekistan”ın her türlü siyasi güç ve iradeyi ortaya koyduğunu ve esnek vizyoner bir bakış açısı çerçevesinde yabancı yatırımcılara kucak açtığını biz Türkiye’den rahatlıkla görebiliyoruz.

Bu kapsamda dikkat çekici bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Son dönemde Termiz ekonomik kalkınmada Özbekistan’ın başkenti olmaya aday bir şehir olarak başarılı projelere imza atıyor. Afgan sınırına yakınlığı da Termiz’i doğal olarak jeostratejik ve jeoekonomik açıdan önemli bir konuma taşıyor.

Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev’in ikinci döneminde buna yönelik bir politika geliştirmesi kaçınılmaz. Bunu yapacak enerji ve vizyon Özbekistan yönetiminde mevcut. Yeni siyasi dönemle birlikte ekonominin yukarıya doğru hareketlenmesi ve bunun Özbekistan dış politikasına pozitif yansıması hiç de sürpriz olmayacaktır. Yeni dönemde Özbekistan’ın bölge ülkelerine örnek olabilecek dış yatırımcıyı çekme çalışmalarına ve bu kapsamda başarılı dış politika hamlelerine hep birlikte şahit olacağız.

Bir diğer üçüncü mevzu ise İpek Yolu’dur.

Burada özellikle “Kuşak-Yol” yerine İpek Yolu tabirini kullanmak gerekiyor. Zira “Kuşak-Yol” daha çok Çin ile özdeşleşmiş bir proje ve bölgenin ortak bir parçası olan İpek Yolu gerçeğini arka plana atıyor ve bölgedeki güzergahlarda tekel bir konumu ortaya koyuyor. Oysa İpek Yolu, daha kadim ve kucaklayıcı bir medeniyet anlayışına işaret ediyor.

İpek Yolu’ndan Özbekistan’ın maksimum derecede faydalanabilmesi için bölge ülkeleriyle güçlü bir koordinasyona ve bu bağlamda bir entegrasyon ve güçlü bir stratejiye ihtiyaç duyulmakta. Bu husus her geçen gün daha da büyük bir önem arz ediyor. Özbekistan, hiç kuşkusuz, Kırgızistan’la başlatılan bu İpek Yolu çalışmasının önemli ayaklarından birisi. Özbekistan’ın burada ortaya koyacağı işbirliği yaklaşımı, hiç kuşkusuz diğer bölge ülkeleriyle olan ilişkileri daha da pekiştirecektir. İpek Yolu’nun faaliyete geçmesiyle istihdam sorununun çözümü için ortaya konulacak strateji bağlamında bölgesel refah ve istikrarın güçlü Özbek iradesi tarafından başarıyla gerçekleştireceğini de burada belirtmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in önündeki dördüncü husus hiç kuşkusuz Türk Dünyası’yla ilgilidir.

Öncelikle şu hususun altını önemle çizmek gerekiyor: Türk Dünyası birlikteliği ve bu bağlamda Türk Konseyi ne bir Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), ne bir NATO ve ne de bir Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) ve Avrasya Ekonomik Birliği’dir (AEB). Türk Konseyi, Türk birliğinin güçlü ruhu yeni bir değişik birlikteliğin habercisidir. Bu yeni birliktelik keskin bir sınırı olmayan ama Karabağ’da verilen dayanışmanın özünü de yaşatan, belirli süreci olan ekonomik bir birliktelikten öte, siyasi ve iktisadi bağımsızlığı içinde barındıran bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peki, Özbekistan bu sürecin neresindedir?

Buna tıbbi terminoloji ile cevap vermek gerekirse; bilindiği üzere insan kalbi dört parçadan müteşekkildir. Özbekistan ve Fergana bu dört parçadan bir tanesidir. Fergana’yı bugün ağırlıklı olarak Orta Asya biliyor. Yeni Türk birlikteliğiyle bu bölgeyi tüm dünya öğrenecektir.

Tabi burada modern tarım ve en önemlisi bu tarımın yüksek standartlarda yapılması, bu ürünlerin pazarlanması, Özbekistan için çok zor olmasa gerek. Bu da hiç kuşkusuz siyasi istikrar ve güçlü bir iradeden geçmekte. Özbekistan ekonomisinin bir takım büyük devletlerin zorlamasından, baskısından kurtulabileceği en büyük kanal Fergana’da yatmaktadır. Avrupa’ya, örneğin İtalya’ya gittiğimizde “Made in Uzbekistan” veya “Produced in Ferghana” yazılı ürünleri görürsek hiç şaşırmayalım.

“Emir Timur Ruhu”, “3. Rönesans Vizyonu”na tam destek dedi

Tüm bunlar için “Yeni Özbekistan Hareketi”nin istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmesi, krizler okyanusunu aşabilecek, ülkelerini ve bulundukları bölgeyi, bu fırtınada karaya sağ salim çıkartabilecek doğru kaptanı seçmesi gerekiyordu.

Özbek halkı, 24 Ekim’de üzerine düşeni yaptı ve iç-dış politikadaki icraatları, başarılı reformları, kriz çözebilme kabiliyeti ve başta istihdam-istikrar odaklı olmak üzere büyük projeleriyle ön plana çıkan Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev için bir kez daha “evet” dedi.

“Yeni Özbekistan Hareketi” ve bu bağlamda Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev’in ortaya koyacağı liderliğin sadece Özbekistan açısından değil, güçlü Türk Dünyası’nın geleceği açısından da büyük bir ehemmiyet arz ettiğini bilerek bu seçimlerde oy kullanan o büyük ruh, dolayısıyla “Büyük Türk Dünyası” için de iradesini sandıkta tecelli ettirdi.

Özbek halkını bu yerinde tercihi için can-ı gönülden kutluyor, Türk Dünyası’nın önde gelen devlet adamlarından Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev’e yeni döneminde de başarılar diliyorum.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol 1969 yılında Dörtyol-Hatay’da doğdu. 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı ve Boğaziçi Üniversitesi’nde doktora programına kabul edilen Erol, 2005 yılında Ankara Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayarak, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçentlik, 2014 yılında ise profesörlük unvanını almıştır. Erol, 2000-2006 yılları arasında Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde (ASAM) çalışmıştır 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye’nin ilk e-düşünce kuruluşu olan Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nin (USGAM) kurucu başkanı olan Prof. Dr. Erol, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (YTSAM) Başkanıdır. Ayrıca, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) müdürlüğünü yapmıştır. 2016 yılından itibaren Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Akademik çalışmaları ve medyadaki faaliyetleri nedeniyle sayısız ödüle layık görülen Erol, İngilizce ve Rusça bilmektedir.