Tarih:

Paylaş:

Afganistan’da Mezhep Savaşı mı İsteniyor?

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Uluslararası toplumun en önemli gündem maddelerinden birinin Afganistan merkezli gelişmeler olduğu söylenebilir. Zira devletler, Afganistan’da yaşanan hadiseleri yakından takip etmektedir. Bu anlamda Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Rusya ve Çin gibi küresel hedefleri bulunan aktörlerin farklı gelecek projeksiyonları doğrultusunda hareket ettikleri görülmektedir.

Washington yönetimi, 31 Ağustos 2021 tarihinde tamamlanan çekilme sürecinin ardından bölgenin radikalleşme ve terörle anılmasını istemekte ve bahse konu olan durumun başta Rusya ve Çin’i sınırlandırmak olmak üzere bölgeyi kaotik bir ortamın oluşması üzerinden istikrarsızlaştıracağına inanmaktadır. Fransa ise Kıta Avrupası’nın liderliğini kıta dışındaki sömürgeci faaliyetleriyle üstlenebileceğini düşünmekte ve bu çerçevede özellikle de “Çağımızın Lawrence’ı” şeklinde de tanıtılabilecek olan Bernard Henri Levy aracılığıyla Penşir üzerinden Afganistan’ı iç savaşa sürükleyecek hamleler yapmaktadır. Moskova ve Pekin de bir yandan söz konusu ülkedeki güç boşluğunu doldurmaya çalışmakta; diğer taraftan da Afganistan merkezli istikrarsızlıkların ve tabi güvenlik ortamını sabote edebilecek terörizmin önlenmesi amacıyla Taliban’ı uluslararası işbirliğinin içine çekmeye çabalamaktadır. Buna ek olarak bölge devletlerinden olan Türkiye, Pakistan ve Orta Asya cumhuriyetleri, bölgesel güvenliği önceleyen bir yaklaşım geliştirmekte ve göçe bağlı riskleri bertaraf etmenin yollarını aramaktadır.

Terör örgütü Devletü’l Irak ve’ş Şam’ın (DEAŞ) son dönemde artan etkinliği ise Afganistan’a ilişkin kaygıları arttırmaktadır. Çoğunlukla yabancı savaşçılardan oluşan ve Suriye ile Irak’tan Batılı devletlerin eskortluğunda Afganistan’a taşındığı bilinen DEAŞ’ın, küresel hilafet iddiasına müteakip Afganistan başta olmak üzere Orta Asya ve Güney Asya merkezli bazı terör örgütlerinden bağlılık bildirisi aldığı ve sözde Horasan Emirliği adı altında faaliyette bulunduğu bilinmektedir.

Söz konusu durum, DEAŞ’ın Afganistan’da uyuyan hücreler üzerinden organize olduğu anlamına gelmektedir. Lakin büyük çoğunluğu Hanefi olan Afgan halkında bu Selefi terör örgütünün somut bir karşılığının bulunmadığı da ifade edilmelidir. Bu bakımdan DEAŞ, daha çok lejyonerlerden oluşan ve vekalet savaşlarında emperyal amaçlar doğrultusunda proxy unsur olarak kullanılabilecek bir terör örgütü konumundadır.Nitekim DEAŞ’ın faaliyetleri de ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecine; yani “Yeni Büyük Oyun”da yeni bir aşamaya geçilmesine paralel olarak artmıştır.Özellikle de 26 Ağustos 2021 tarihinde Kabil’deki Uluslararası Hamid Karzai Havalimanı’na düzenlenen terör saldırıları, DEAŞ’ın dönüşü şeklinde yorumlanmıştır. Bahsi geçen tarihten itibaren DEAŞ’ın uyuyan hücreleri harekete geçmiş ve Afganistan’da çeşitli boyutlarda farklı terör saldırıları meydana gelmiştir. Hatta zaman zaman Taliban ile DEAŞ’ın çatıştığı da görülmüştür.

Son olarak 8 Ekim 2021 tarihinde Afganistan’ın Kunduz vilayetinin Seyidabad bölgesinde yer alan Şiilere ait bir camiye Cuma Namazı esnasında DEAŞ saldırısı gerçekleşmiştir. Bu da Afganistan’da iç savaş senaryosunun mezhep savaşları şeklinde tezahür edebileceği kaygısına sebebiyet vermiştir. Çünkü Şii camisine düzenlenen bombalı saldırıda 46 insan yaşamını yitirmiş ve 143 kişi yaralanmıştır.[1] Haliyle bu da Şiilerin öfkesini arttıran bir gelişme olarak dikkat çekmiştir.

Demografik anlamda homojen bir yapıya sahip olmayan Afganistan’ın etnik ve mezhepsel savaşlara uygun bir ortam barındırdığı öne sürülebilir. Bu kapsamda DEAŞ’ın hem Taliban’la savaştırılması ve böylece Taliban’ın ülkede istikrarı sağlayamayarak itibarsızlaştırılması hem de Şiileri hedef alan saldırılar vesilesiyle mezhep savaşlarının önünü açması gündeme gelebilir. Çünkü bu olasılık, bölgede kaos çıkarmak isteyen güçler için oldukça makul bir senaryodur. Zira Afgan Şiileri noktasında Tahran’dan gelen açıklamalar, İran’ın da olası bir iç savaşta Afganistan’daki güç boşluğunu doldurmak isteyen revizyonist bir yaklaşıma sahip olduğuna işaret etmektedir.

Bilindiği üzere İran, kutsal yerlerin korunması iddiasıyla, yine DEAŞ’la savaşmak üzere Afgan Şiilerini örgütlemiş ve çoğunluğu Hazaralardan oluşan bu grup, Fatımiyyun Tugayı adı altında Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) danışmanlığında Suriye İç Savaşı’nda görev almıştır.  Halihazırda Muhammed Muhakkık ve Kerim Halili gibi isimler üzerinden Hazaraları ve onların partisi olarak tanınan Hizb-i Vahdet’i kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışan ve Taliban karşıtı bir arayış içerisinde olan Tahran yönetiminin Fatımiyyun Tugayı’nı Şii savaş lordu Alipur Şemşir’in liderliğinde Afganistan’da savaştırması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. DMO’nun bu konuda da gereken koordinasyonu sağlayacağı öngörülebilir.

Anlaşılacağı gibi Afganistan’daki süreç, Suriye ve Irak örnekleriyle büyük benzerlik taşımaktadır. Mevzubahis örnekler, terör örgütü DEAŞ’a alan açılması, bu örgüt aracılığıyla İslam Dünyası’nın bölünmesini hızlandıracak şekilde Şiilerin hedef tahtasına oturtulması ve korunmaya muhtaç Şiilerin “imdadına İran’ın yetişmesi” şeklinde vuku bulmuştur. 8 Ekim 2021 tarihli DEAŞ saldırısı da Irak ve Suriye’deki olayların Afganistan’da tekrarlanabileceğine işaret etmektedir. Bu durum, Batılı devletlerin DEAŞ aracılığıyla “İran tehdidinin” önünü açması ve tehdit algılayan birçok ülkenin Batı’ya olan bağlılığını teyit etmesi şeklinde Ortadoğu’da yaşanmıştır.

Görünen o ki; Afganistan üzerinden de aynı senaryo uygulanmak istenmektedir. Dolayısıyla emperyal güçlerin önce DEAŞ’a ve daha sonra da İran’a alan açtıkları ve yarattıkları güvenlik ikilemi üzerinden kendi müttefiklik ilişkilerini kemikleştirmeyi hedefledikleri söylenebilir. Buna karşılık İran da krizleri fırsata çevirerek nüfuz alanını genişletme noktasında Batı’nın açacağı alanı değerlendirmeye hazırdır. Hatta bu konuda Batı ile İran arasında adı konmamış ama pratikte işleyen gizli bir anlaşmanın bulunduğu bile iddia edilebilir. Sürecin hedefi ise müttefiklik ilişkilerini güçlendiren Batı’nın yükselen Asya’yı kaos ve iç savaş üzerinden istikrarsızlaştırmasıdır. Mezhepsel bir savaş da buna hizmet edecektir.


[1] “ABD Afganistan’da DEAŞ’ın Üstlendiği Cami Saldırısını Kınadı”, Yeni Şafak, https://www.yenisafak.com/dunya/abd-afganistanda-deasin-ustlendigi-cami-saldirisini-kinadi-3706075, (Erişim Tarihi:09.10.2021).

Dr. Doğacan BAŞARAN
Dr. Doğacan BAŞARAN, 2014 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek lisans derecesini, 2017 yılında Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda sunduğu ‘’Uluslararası Güç İlişkileri Bağlamında İkinci Dünya Savaşı Sonrası Hegemonik Mücadelelerin İncelenmesi’’ başlıklı teziyle almıştır. Doktora derecesini ise 2021 yılında Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı‘nda hazırladığı “İmparatorluk Düşüncesinin İran Dış Politikasına Yansımaları ve Milliyetçilik” başlıklı teziyle alan Başaran’ın başlıca çalışma alanları Uluslararası ilişkiler kuramları, Amerikan dış politikası, İran araştırmaları ve Afganistan çalışmalarıdır. Başaran iyi derecede İngilizce ve temel düzeyde Farsça bilmektedir.