Asya-Pasifik’teki politik konjonktür, temel olarak ittifaklar ve kutuplar üzerinden tezahür etmekte ve bölgenin siyasi yapısını söz konusu ittifaklar ve bu bağlamda müttefiklik ilişkileri belirlemektedir. Nitekim bölgenin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) çerçevesinde Batılı aktörlerle birlikte hareket eden Avustralya, Japonya, Güney Kore, Vietnam ve Yeni Zelanda gibi devletler ile Batı temelli kurallara dayalı uluslararası düzene rekabet etme hedefi güden Çin ve Kuzey Kore gibi ülkeler arasında rekabet sahasına dönüştüğü öne sürülebilir.
Bu kapsamda ABD Ordusu’nun Hawaii’de konuşlu 25. Piyade Tümeni Komutanı General Ryan’ın Amerikan kuvvetleri ve Asya’daki müttefiklerinin yıllarca süren ortak muharebe tatbikatlarından sonra savaşa hazır olduğunu söyleyerek Rusya’nın Ukrayna’da istediği sonuçları elde edememesinin Çin gibi potansiyel rakipler için bir uyarı işlevi görmesi gerektiğini belirtmesi dikkat çekicidir. Ryan’ın Filipinler, Japonya ve Avustralya gibi ABD’nin müttefiki olan devletlerin birlikte hareket edeceğini ve dünya düzenini değiştirmeye karar vermiş bölgedeki ülkelere katlanmaya devam etmeyeceğini söylemesi oldukça mühimdir.[1]
Bu bağlamda ABD’nin Asya-Pasifik Bölgesi’nde Güney Kore, Avustralya ve Japonya gibi devletlerle bir ittifak kurarak blok oluşturduğu ve söz konusu bloğu da Çin karşıtlığı üzerinden konsolide ettiği ifade edilebilir. Fakat ABD’nin ve NATO’nun bölgedeki devletleri birleştirebilmelerinin temelinde onlara güvenlik taahhütleri vermelerinin yer alacağı açıktır.
Nitekim mevzubahis açıklamalar da bu bağlamda okunabilir. Zira ABD güvenlik garantileri vermeden bölgedeki devletleri bir arada tutamayacağını düşünmektedir. Bu kapsamda ABD’nin her zaman söz konusu aktörlerin yanında olduğunu söylemesi önemlidir. Tüm bunların yanı sıra mevzubahis söylemin aslında Çin’i caydırma amacı güttüğünü de iddia etmek mümkündür. Fakat bahse konu olan söylemlerin bu ülkelerin provoke olması şeklinde sonuç vermesi de ihtimal dahilindedir.
Öte yandan bölgede ABD temelli kurulan en güçlü birlikteliğin de ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya’nın ortaklığında imzalanan AUKUS Paktı olduğu söylenebilir. Nitekim bu pakt hem kuruluşu hem de kuruluşunun ardından yarattığı etki sebebiyle küresel ve bölgesel açıdan kritik işleve sahiptir. Çünkü söz konusu pakt, 15 Eylül 2021 tarihinde ABD Başkanı Joe Biden tarafından duyurulmuştur. Bu duyuru, Beyaz Saray’daki bir basın toplantısı aracılığıyla yapılmıştır.[2] Bu basın toplantısına dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve dönemin Avustralya Başbakanı Scott Morisson da katılım sağlamıştır.[3] Pakt, Washington ve Londra’nın Kanberra’ya nükleer başlıklı denizaltılar vermesini öngörmektedir.[4] Ayrıca bu paktın hem Çin’in çevrelenmesi hem de ABD’nin bölgedeki askeri nüfuzunun arttırılmasına hizmet ettiği düşünülmektedir.
Avustralya’da muhalefetin bu paktı maliyeti, karmaşıklığı ve potansiyel egemenlik sorunları nedeniyle eleştirmesinin ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese’nin 16 Mart 2023 tarihinde yaptığı konuşmada, ülkesinin 244 milyar dolarlık nükleer denizaltı satın alma planını savunması[5] dikkat çekicidir. Nitekim Kanberra yönetiminin AUKUS Paktı’nın ortağı olması nedeniyle Asya-Pasifik’te ABD’nin ve NATO’nun etkisi artacaktır.
Bahse konu olan durum ise Pekin ile Kanberra arasında kayda değer bir gerilime neden olmaktadır. Zira Avustralya’nın Batı’nın desteğine ihtiyaç duymasının bir nedeni de Çin karşıtlığı üzerinden yürüttüğü Batı temelli dış politikasıdır. Ancak Pekin de bölgedeki ittifaklardan rahatsız olmakta ve bu ittifakların denizlerdeki nüfuzunu sınırlandıracağını düşünmektedir. Bu nedenle de Çin, Batı’nın bölgedeki varlığına ciddi eleştiriler getirmektedir. Dolayısıyla yaşanan gelişmelerin bölgesel gerilimi arttırdığı ve güvenlik denklemlerini kırılganlaştırdığı aşikardır.
Öte yandan Avustralya’nın Batı’yla kurduğu ilişkilerin kazan-kazan temelli ilişkiler olması ve bir güvenlik garantisi sunması sebebiyle Kanberra’nın bu ittifakları Çin’e karşı savunduğu mevcut müttefiklik ilişkilerine devam edeceği öngörülebilir. Tüm bunların da ilerleyen dönemlerde Kanberra-Pekin hattındaki gerilimi arttıracağı öne sürülebilir.
Sonuç olarak ABD-Çin gerilimi devam ettikçe, Batı’nın bölgedeki kutuplaşma sürecini hızlandıracağı ve bunun da Asya-Pasifik’teki güvenlik denkleminde kırılmalara yol açacağı ifade edilebilir.
[1] “US General to Aggressors: Allies Are Battle-Ready in Asia”, Associated Press News, https://apnews.com/article/politics-physical-fitness-philippines-china-fb9f434faea84d8f96a37717f1bb4a16, (Erişim Tarihi: 14.04.2023).
[2] “Joint Leaders Statement on AUKUS”, The White House, https://www.whitehouse.gov/briefing-room/statements-releases/2021/09/15/joint-leaders-statement-on-aukus/, (Erişim Tarihi: 14.04.2023).
[3] Aukus Partnership Will Complement and Not Sideline Quad, The Phonom Penh Post, https://www.phnompenhpost.com/opinion/aukus-partnership-will-complement-and-not-sideline-quad, (Erişim Tarihi: 14.04.2023).
[4] “Aukus Deal: US, UK and Australia Agree on Nuclear Submarine Project”, British Broadcasting Company, https://www.bbc.com/news/world-australia-64945819, (Erişim Tarihi: 14.04.2023).
[5] “Australia PM Defends AUKUS Submarine Deal Against Critics”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/australia-pm-defends-aukus-submarine-deal-against-critics-2023-03-16/, (Erişim Tarihi: 14.04.2023).
