Uluslararası sistemin güç hiyerarşisinde köklü değişimlerin yaşandığı, hegemonik istikrar teorilerinin yerini çok kutuplu belirsizliklere bıraktığı bir tarihsel eşikteyiz. Atlantik İttifakı ile Avrasya güç merkezi arasındaki rekabetin fay hatları derinleşirken Avrupa’nın en batı ucunda yer alan İrlanda’dan Çin’e uzanan diplomatik el, konjonktürel bir nezaket ziyaretinin çok ötesinde stratejik anlamlar taşımaktadır. İrlanda Başbakanı Micheál Martin’in on dört yıllık uzun bir aradan sonra, 4-8 Ocak 2026 tarihlerinde Çin’e gerçekleştirdiği resmi ziyaret ve Devlet Başkanı Şi Cinping ile verdiği fotoğraf karesi, küresel jeopolitiğin satır aralarına gizlenmiş yeni bir denklemin habercisidir.[i]
Washington ve Londra eksenli “Anglosakson” bloğun Çin’i çevreleme stratejisini en üst perdeye taşıdığı bir zaman diliminde gerçekleşen bu temas, Dublin’in “stratejik otonomi” arayışının ve Pekin’in Avrupa politikasındaki “aklıselim odaklı” pragmatizminin somut bir tezahürü olarak okunmalıdır. İrlanda, coğrafi ve kültürel kodları itibarıyla Atlantik dünyasının organik bir parçası olmasına rağmen, askeri tarafsızlık statüsünü dış politikasının temel sütunu olarak korumayı başarmış ender aktörlerden biridir. Dublin yönetimi, bu son hamlesiyle küresel sistemin dayattığı bloklaşma baskısına karşı “üçüncü bir yolun” mümkün olduğunu uluslararası kamuoyuna ilan etmektedir.
Şi Cinping’in görüşme esnasında vurguladığı “küresel yönetişim sisteminin daha adil ve makul bir yönde gelişmesi” çağrısı,[ii] İrlanda’nın tarihsel hafızasında ve devlet geleneğinde yer alan bağımsız dış politika refleksiyle birebir örtüşmektedir. İki ülke arasındaki bu yakınlaşma, Soğuk Savaş zihniyetinin ürünü olan “ya bizdensin ya onlardan” ikilemini reddetmekte; devletlerin kendi ulusal çıkarları ve küresel barış idealleri doğrultusunda rasyonel işbirlikleri kurabileceğini kanıtlamaktadır. Çin, İrlanda’yı bir ticaret ortağı olmanın ötesinde, Avrupa Kalesi’nin surları içinde ideolojik bariyerlere takılmadan diyalog kurulabilen, önyargısız ve yapıcı bir “Kuzey Yıldızı” olarak konumlandırmaktadır.
Ekonomik parametreler üzerinden bir okuma yapıldığında, ziyaretin zamanlamasının stratejik değeri daha net anlaşılmaktadır. Çin’in “Sıfır Tarife” ve dışa açılma politikalarıyla küresel ticaretteki korumacı duvarları yıktığı bir dönemde, Avrupa’nın teknoloji ve inovasyon üssü İrlanda, “Dijital İpek Yolu” vizyonu için paha biçilemez bir lojistik ve finansal kavşak noktasıdır. Dünyanın önde gelen teknoloji devlerinin Avrupa merkezlerine ev sahipliği yapan Dublin, Pekin için Brüksel’in katı bürokrasisi ve yükselen gümrük duvarlarını aşmak adına hayati bir bypass mekanizması sunmaktadır.
Micheál Martin’in Pekin çıkarması, İrlanda ekonomisinin ihracat pazarlarını çeşitlendirme ve Batı pazarlarının yanı sıra Asya’nın yükselen devine entegre olma arzusunu yansıtan, “yumurtaları tek sepete koymama” stratejisinin bir yansımasıdır. Brexit sonrası dönemde Avrupa Birliği içindeki tek İngilizce konuşan ülke statüsündeki İrlanda, Çinli yatırımcılar için hem dil bariyerinin olmadığı hem de AB Ortak Pazarı’na doğrudan erişimin sağlandığı eşsiz bir liman hüviyetindedir. Diplomatik temasın en çarpıcı ve belki de en az konuşulan boyutu, “yumuşak güç” ve normatif değerler üzerinden kurulan köprüdür.
Çin’in son yıllarda geliştirdiği ve Küresel Güney nezdinde ciddi karşılık bulan “Küresel Medeniyet İnisiyatifi”, devletlerin kendi kalkınma modellerini seçme hakkına ve kültürel çeşitliliğe saygıyı esas almaktadır. İrlanda’nın sömürgecilik karşıtı geçmişi ve bağımsızlık mücadelesiyle şekillenen ulusal kimliği, Çin’in bu egemenlik odaklı söylemiyle doğal bir uyum içindedir. Şi Cinping’in “tek taraflı hegemonyacı eylemler” eleştirisi, İrlanda tarafında karşılık bulmaktadır. Zira Dublin, tarihsel olarak büyük güçlerin tahakkümüne karşı uluslararası hukuku ve çok taraflılığı savunagelmiştir.
Dolayısıyla bu buluşma, iki liderin el sıkışmasının ötesinde dünyayı güç politikalarının kıskacından kurtarıp karşılıklı saygı ve “medeniyetler arası diyalog” zeminiyle okuyan iki farklı siyasi kültürün modern dünyadaki sentezidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’i teknolojik ve ekonomik olarak izole etme çabalarına rağmen İrlanda gibi Batı dünyasının “içinden” ve kurumsal yapısına entegre bir aktörün Pekin ile “güçlü bir taahhüt” paylaşması, Washington’daki şahin kanadın tezlerinin Avrupa sahasında tam karşılık bulmadığını göstermektedir.
İrlanda, bu ziyarette adeta tüm Avrupa’ya şu mesajı vermektedir: Çin ile ilişki kurmak bir güvenlik riskinden ziyade yönetilebilir bir fırsattır ve bu ilişki, ulusal egemenlikten taviz vermeden, kazan-kazan prensibiyle yürütülebilir. Bu duruş, Avrupa Birliği içinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un savunduğu “stratejik otonomi” vizyonunun, İrlanda gibi daha küçük ama jeostratejik açıdan kritik ülkeler tarafından da benimsendiğinin ve fiiliyata döküldüğünün ispatıdır. Çin ise bu rasyonel yaklaşıma, İrlanda ürünlerine pazarını açarak, vize kolaylıkları sağlayarak ve teknolojik işbirliklerini derinleştirerek somut ekonomik ödüllerle karşılık vermektedir.
İki ülke arasındaki bu “yeni denklem”, ikili ilişkilerin sınırlarını aşarak küresel yönetişim krizinin çözümüne dair de alternatif bir model önerisi sunmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi reformundan iklim değişikliğiyle mücadeleye kadar pek çok alanda, Pekin ve Dublin’in benzer frekanslarda konuşabilmesi dünyanın kutuplaşmadan yorulduğu bir dönemde taze bir nefes niteliğindedir. Çin’in “insanlığın ortak kader topluluğu” vizyonu, İrlanda’nın barışçıl ve insani diplomasisiyle birleştiğinde kriz bölgelerinde ve küresel sorunlarda çözüm odaklı bir sinerji yaratma potansiyeline sahiptir.
On dört yıl sonra gerçekleşen bu ziyaret, söz konusu potansiyelin kinetik enerjiye dönüşmesi için atılmış ilk ve en güçlü adımdır. Öte yandan, teknoloji dünyasının kalbinin attığı Dublin ile inovasyon devi Çin arasındaki bu yakınlaşma, verinin ve bilginin serbest dolaşımı konusunda da yeni bir sayfa açmaktadır. Dijital çağın petrolü kabul edilen verinin güvenliği ve sınır ötesi akışı, 21. yüzyılın en kritik egemenlik alanlarından biridir.
İrlanda’nın veri koruma konusundaki AB standartlarındaki hassasiyeti ile Çin’in dijital altyapıdaki yetkinliğinin bir araya gelmesi, dijital dünyada yeni bir “Demir Perde” örmek isteyenlere karşı, işbirliğinin ve ortak standartların mümkün olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda İrlanda, Çinli teknoloji firmaları için Avrupa’ya açılan güvenli ve regüle edilmiş bir kapı, Çin ise İrlanda’nın teknoloji ekosistemi için devasa bir pazar ve Ar-Ge ortağı konumundadır.
Sonuç olarak, 2026 yılının başında gerçekleşen ve diplomasi tarihine not düşülen bu ziyaret, haritalarda birbirine uzak, ancak vizyon olarak birbirine yaklaşan iki ülkenin, dünyanın gidişatına dair ortak bir akıl geliştirme çabasıdır. İrlanda, askeri tarafsızlığını pasif bir duruştan aktif bir diplomatik avantaja çevirerek Çin ile Batı arasında köprü kuran bir bağlantı noktası olmayı tercih etmiştir.
Çin ise büyük devlet diplomasisini, küçük ama etkisi asimetrik derecede büyük ortaklarla çeşitlendirerek Avrupa politikasında sabırla ve ilmek ilmek işlediği “yapıcı ortaklık” dokusunu güçlendirmiştir. Pekin ve Dublin arasındaki bu sıcak rüzgâr, Atlantik’in soğuk sularını ısıtacak ve küresel sistemin daha adil, daha dengeli ve çok sesli bir yapıya evrilmesi yolunda umut verici bir işaret fişeği olacaktır. Bu, hegemonyanın tek sesliliğine karşı, harmoninin çok sesli zaferidir.
[i] “Visit to China by Taoiseach Micheál Martin 4-8 January 2026”, Government of Ireland, 4 Ocak 2026, https://www.gov.ie/en/department-of-the-taoiseach/press-releases/visit-to-china-by-taoiseach-miche%C3%A1l-martin-4-8-january-2026/, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).
[ii] “Irish Prime Minister Micheal Martin arrives in Beijing for official visit”, CGTN, 4 Ocak 2026. https://news.cgtn.com/news/2026-01-04/Irish-Prime-Minister-Micheal-Martin-arrives-in-Beijing-for-official-visit-1JEF12w3SkE/p.html, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).
