Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) Devlet Başkanı Şi Cinping ile Uruguay Cumhuriyeti Başkanı Yamandú Orsi arasında 3 Şubat 2026 tarihinde Pekin’de gerçekleşen görüşme, uluslararası ilişkiler açısından önemli bir dönüm noktasını temsil etmiştir.[i] İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 38. yıl dönümünde icra edilen bu toplantı, Çin’in Latin Amerika’daki stratejik konumunu ve Uruguay’ın küresel ekonomik entegrasyon çabalarını yansıtan bir olay olarak değerlendirilebilir.
Çin-Uruguay ilişkileri, Soğuk Savaş sonrası dönemde Asya ve Latin Amerika arasındaki köprülerden biri olarak öne çıkmaktadır. 1988 yılında kurulan diplomatik bağlar, başlangıçta sınırlı olsa da Çin’in “reform ve açılım” politikasıyla paralel olarak genişlemiştir. Bu süreç, realist teoriye göre Çin’in kaynak ihtiyacı (örneğin tarım ürünleri) ile Uruguay’ın pazar çeşitlendirme arayışını birleştirmiştir. Liberal kuramcılar, bu ilişkinin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi kurumlar üzerinden kurumsallaştığını vurgulamaktadır. Konstrüktivistler ise iki ülkenin “karşılıklı saygı” ve “kazan-kazan” söylemleriyle ortak bir ilişki kimliği inşa ettiğini belirtmektedir. Görüşmede vurgulanan alanlar “ekonomi, ticaret, altyapı, dijital ekonomi ve temiz enerji”, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) ile uyumlu olup Uruguay’ı Latin Amerika’da stratejik bir ortak haline getirmektedir.[ii]
Çin-Uruguay ilişkilerinin kökenleri, 20. yüzyılın ikinci yarısına dayanmaktadır. Uruguay, 1949 Çin Devrimi’nden sonra Çin Cumhuriyeti (Tayvan) ile diplomatik ilişkiler kurmuş, ÇHC yönetimiyle resmi bağlar ancak 1988’de kurulmuştur. Bu gecikme, realist perspektiften Uruguay’ın Soğuk Savaş ideolojik kamplaşmasında Batı Bloğu’yla uyumlu kalma çabasını yansıtmaktadır. Çin’in Birleşmiş Milletler’e (BM) kabulü (1971) ve reform politikaları, Latin Amerika ülkelerini Pekin’e yaklaştırmış, ancak Uruguay’ın askeri diktatörlük dönemi diplomatik açılımları geciktirmiştir. 1980’lerin sonunda demokrasiye dönüşle birlikte Uruguay dış politikasını çeşitlendirmiş ve Çin’le ilişkileri normalleştirmiştir. Bu dönem, liberal teoriye göre ekonomik fırsatların ideolojik engelleri aştığını göstermektedir. Zira Çin’in hızlı büyümesi, Uruguay’ın tarım ihracatına yeni pazarlar sunmuştur.[iii]
3 Şubat 1988 tarihinde diplomatik ilişkilerin kurulması, iki ülke arasında resmi bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu tarih, gizli müzakereler sonucu imzalanan üç temel anlaşmayla (ticaret, kültür ve konsolosluk) somutlaşmıştır. Realist açıdan, Çin’in Latin Amerika’da diplomatik tanınma arayışı bu adımı motive etmiştir. Uruguay “Tek Çin” politikasını benimsemiştir. Liberalizm bağlamında bu kuruluş ekonomik işbirliğinin temelini atmış; 1990’larda ticaret hacmi yavaşça artmıştır. Konstrüktivistler, bu dönemi “karşılıklı saygı” normunun inşası olarak yorumlamaktadır. Bu norm, sonraki yıllarda söylemler aracılığıyla tekrarlanmıştır. 1988 anlaşmaları, iki ülkenin farklı sosyal sistemlerine rağmen barışçıl politikalarını vurgulamıştır.[iv]
1990’lı yıllar, ilişkilerin konsolidasyon dönemi olarak nitelendirilebilir. Çin’in DTÖ’ye katılımı öncesi dönemde, Uruguay’la ticaret sınırlı kalmış olsa da kültürel ve siyasi değişimler artmıştır. 1993 yılında Uruguay Devlet Başkanı Julio María Sanguinetti’nin Çin ziyareti, ilk üst düzey temaslardan biri olmuştur. Realizm, bu dönemi Çin’in kaynak güvenliği stratejisiyle açıklamaktadır; Uruguay’ın soya, et ve süt ürünleri ihracatı, Çin’in gıda talebini karşılamaya başlamıştır. Liberal kuramcılar, bu ticaretin karşılıklı bağımlılık yarattığını savunmaktadır, zira Uruguay’ın Mercosur üyeliği (1991) Çin’e blok üzerinden erişim sağlamıştır. Konstrüktivist yaklaşım, bu yıllarda “dostluk” söyleminin güçlendiğini belirtmektedir. Örneğin 1998 yılında 10. yıl kutlamaları, ortak kimlik inşasını pekiştirmiştir.[v]
2000’li yıllar ekonomik ivmenin arttığı bir evreye işaret etmektedir. 2003 yılında 15. Yıl dönümü kutlamalarında Çin Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan ve Uruguaylı mevkidaşı Didier Opertti’nin mesajları, ilişkilerin “dostane ve işbirlikçi” olduğunu vurgulamıştır. Çin’in Latin Amerika’ya yönelimi, Uruguay’ı da etkilemiş; ticaret hacmi 2000 yılında 100 milyon dolardan 2010 yılında 2 milyar dolara yükselmiştir. Realist perspektiften bu, Çin’in jeopolitik nüfuzunu genişletmesidir. Liberalizm, Çin-Latin Amerika Forumu gibi kurumların rolünü vurgulamaktadır. Bu dönemde “Güney-Güney işbirliği” normunun yerleştiğini belirtmektedir. Uruguay’ın Çin’le tarım ve finans anlaşmaları, bu normu somutlaştırmıştır.[vi]
2016 yılında Uruguay Devlet Başkanı Tabaré Vázquez’in Çin ziyareti sırasında ilişkiler “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltilmiştir. Çin’in KYG yatırımlarını Latin Amerika’ya genişletme stratejisi bu yıllarda başarılı olmuştur. 2018 yılında Uruguay’ın KYG’ye katılımı, Mercosur’da ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu, altyapı projeleri (örneğin 500kV iletim hattı) için zemin hazırlamıştır. Ticaret hacmi 2018 yılında 5 milyar doları aşmıştır.[vii]
2020 yılında, pandemi ve jeopolitik gerilimler bağlamında ilişkilerin olgunlaştığı bir aşamadır. Covid-19 sırasında Çin’in Uruguay’a aşı yardımı, yumuşak güç kullanımı olarak görülebilir. Luis Lacalle Pou hükümeti serbest ticaret anlaşmasını ilerletmiştir. Ancak Mercosur kısıtlamaları nedeniyle bireysel müzakereler tartışmalıdır. 2021 yılında ticaret 6.48 milyar dolara ulaşmış ve Çin, Uruguay’ın en büyük ortağı olmuştur. 2022 yılında askeri donanım alımları (OPV gemileri), ilişkileri çeşitlendirmiştir.[viii]
2026 yılı görüşmesi, bu kronolojinin zirvesi olarak değerlendirilebilir. Şi’nin vurguladığı alanlar (yeşil kalkınma, dijital ekonomi, yapay zeka ve temiz enerji), KYG’nin evrimini yansıtmaktadır. Çin’in multipolar dünya vizyonunu pekiştirmekte; Uruguay’ın G77 başkanlığı ve Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) içindeki rolü, Çin’e müttefik sağlamaktadır. Tarihsel kronoloji, ilişkilerin ideolojik başlangıçtan ekonomik-stratejik derinliğe evrildiğini göstermektedir. Bu evrim, Latin Amerika’da Çin’in yükselişinin mikrokozmosudur.
Sonuç olarak Çin-Uruguay ilişkileri, önümüzdeki yıllarda daha da derinleşerek küresel jeopolitik dengeleri etkileyebilir. Çin’in Latin Amerika’daki nüfuzu artarken; Uruguay, serbest ticaret anlaşmaları yoluyla ekonomik bağımsızlığını güçlendirebilir. Ancak Mercosur gerilimleri çatışma yaratabilir. KYG ve CELAC üzerinden kurumlaşmanın barışçıl entegrasyonu teşvik edeceğini öngörülebilir. 2030 yılına kadar ticaret hacminin 10 milyar doları aşması, yeşil enerji ve yapay zekada işbirliği beklenmektedir. Ancak ABD-Çin rekabeti riskler taşımaktadır. Uruguay’ın dengeli politika izleyebilmesi kritik önemde olacaktır. Bu ilişki, multipolar dünyanın bir örneği olarak gelişmekte olan ülkeler için bir model teşkil edebilir.
[i] “Xi calls for cooperation with Uruguay in multiple areas”, Xinhua, https://english.news.cn/20260203/1fbe3be5ade6414e9b3947af476dac02/c.html, (Erişim Tarihi: 03.02.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
[iv] Volosyuk, O. V., & Quiroga Cremella, C. (2025). China and the Countries of the Global South: Uruguay and China Economic Cooperation at the Beginning of the 21st Century. Vestnik RUDN. International Relations, 25(2), 309-321.
[v] “Celebrating the 35th anniversary of Uruguay-China relations”, Fundación Andres Bello, https://www.fundacionandresbello.org/en/news/uruguay-🇺🇾-news/celebrating-the-35th-anniversary-of-uruguay-china-relations, (Erişim Tarihi: 03.02.2026).
[vi] “China–Uruguay Economic Relations: Growth Trends & Strategic Sectors”, China Briefing, https://www.china-briefing.com/news/china-uruguay-trade-investment-opportunities, (Erişim Tarihi: 03.02.2026).
[vii] Aynı yer.
[viii] “China and Uruguay”, Ministry of Foreign Affairs People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/eng/gjhdq_665435/3447_665449/3533_665148/, (Erişim Tarihi: 03.02.2026).
