2026 yılının Ocak ayında Güney Kore’nin eski Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol, beş yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bu, ülkenin demokratik tarihinin kritik bir dönüm noktasını işaret etmektedir. Bu karar, Yoon’un Aralık 2024 tarihinde ilan ettiği kısa süreli sıkıyönetim girişimiyle doğrudan bağlantılı olup anayasal ihlaller, adaleti engelleme ve resmi belgeleri tahrif etme suçlamalarını içermektedir. Yoon’un yönetimi altında iç politikada kutuplaşma artmıştır. Ayrıca bu yönetim, düşük onay oranlarına sahip bir hükümet olarak bilinmektedir. Ayrıca bu yönetim, dış politikada Amerika Birleşik Devletler (ABD) ile yakınlaşma, Çin ve Kuzey Kore’ye karşı sert tutumlarla dikkat çekmiştir.[i]
Yoon’un siyasi yolculuğu, savcı olarak başlayan kariyeriyle şekillenmiş ve muhafazakâr Halk Gücü Partisi (PPP) adaylığıyla zirveye ulaşmıştır. 2022 yılı seçimlerinde küçük bir farkla kazanan Yoon, ekonomik deregülasyon ve anti-feminist politikalar vaat ederek seçilmiştir. Ancak yönetimi hızla eleştirilere maruz kalmış ve Seul Cadılar Bayramı faciası gibi olaylar onay oranlarını düşürmüştür. Bu bağlamda sıkıyönetim ilanı, muhalefetin bütçe vetosu ve suçlama girişimlerine karşı bir tepki olarak görülebilir. Bu noktada öncelikle demografik olarak cinsiyetler arasındaki ideolojik farklılığın incelenmesinde faya vardır.[ii]
Güney Kore’de Yoon Suk Yeol’un 2022 başkanlık seçimlerindeki zaferi, genç, bekar ve incel (istemsiz bekar) erkekler arasında anti-feminist duyguları pekiştirerek cinsiyet temelli siyasi bölünmeyi derinleştirmiştir. Yoon’un kampanyası, cinsiyet eşitliği bakanlığını kaldırma vaadi ve feminizmi düşük doğum oranlarının nedeni olarak suçlaması gibi unsurlarla, genç erkeklerin mağduriyet algısını siyasi bir silaha dönüştürmüştür. Bu kesim, zorunlu askerlik, iş piyasasındaki rekabet ve toplumsal cinsiyet normlarının kendilerini dezavantajlı kıldığını savunarak muhafazakâr PPP’ye yönelmiştir.[iii]
Anketlere göre, 20’li yaşlardaki erkeklerin yalnızca %18’i liberal Moon Jae-in hükümetini onaylarken, kadınlarda bu oran %42’ye ulaşmış; bu fark, genç erkeklerin yaşlı nesillere kıyasla daha muhafazakâr tutumlar benimsemesini yansıtmaktadır. Yoon’un seçimi, “incel seçimi” olarak adlandırılan bu süreçte, genç erkekleri siyasete mobilize etmiş, ancak kadın-erkek arası ideolojik uçurumu genişleterek evlilik ve doğum oranlarının düşüşüne katkıda bulunmuştur. Örneğin genç kadınlar, feminizmi savunan sol partilere kayarken; erkekler, aşırı erkeklik ve kadın karşıtı söylemlere sarılmıştır. Bu dinamik, Güney Kore’nin toplumsal dokusunu zorlamakta ve gelecekte cinsiyet politikalarının daha kutuplaşmış bir zeminde şekillenmesine zemin hazırlamaktadır.
Yoon Suk Yeol’in siyasi arenaya girişi, savcılık kariyerindeki başarılarıyla paraleldir. Eski cumhurbaşkanları Park Geun-hye ve Lee Myung-bak’ın yolsuzluk davalarında rol alması, onu hem sol hem sağ kesimlerde tanınan bir figür haline getirmiştir. 2019-2021 yıllarında Başsavcı olarak görev yapan Yoon, Moon Jae-in hükümetine karşı soruşturmalar başlatmasıyla muhafazakârların desteğini kazanmıştır. Bu dönem, Güney Kore’nin kutuplaşmış siyasi ortamını yansıtmaktadır. Moon’un Kuzey Kore’ye yumuşak yaklaşımını eleştiren Yoon, 2022 yılı seçimlerinde muhafazakâr bir platformla zafer elde etmiştir.[iv]
Yönetiminin ilk yıllarında, Yoon’un iç politikası tartışmalı olmuştur. Tıbbi öğrenci kotasını artırma girişimi, doktor grevlerine yol açmış ve hükümetin sağlık reformu çabalarını sekteye uğratmıştır. Ekonomik olarak bakıldığında deregülasyon vaatleri gerçekleştirilememiş, onay oranları 2022 yılındaki %52’den 2024 yılı Aralık ayına kadar %36’ya düşmüştür. Bu düşüş, parlamentodaki muhalefet çoğunluğunun etkisiyle bütçe ve politika engellemeleriyle ilişkilendirilebilir. Yoon’un anti-feminist tutumu, cinsiyet bakanlığını kaldırma önerisi gibi toplumsal bölünmeleri derinleştirmiştir.[v]
Dış politika açısından ele alındığında Yoon’un yaklaşımı, ABD merkezli olmuştur. ABD ile kapsamlı stratejik ittifakı güçlendirmiş, Japonya ile tarihi anlaşmazlıkları aşmak için adımlar atmıştır. Kuzey Kore’ye karşı sert tutum, nükleer caydırıcılığı artırma ve ABD’nin nükleer şemsiyesini talep etme şeklinde tezahür etmiştir. Çin’e karşı ise Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi’nde statüko değişikliğine karşı tutum alarak Pekin’i rahatsız etmiştir. Bu politika, Güney Kore’yi ABD-Çin rekabetinin ortasında bırakmıştır.[vi]
Yoon’un dış politika stratejisi, “küresel pivot devlet” kavramıyla tanımlanmıştır. Bu, Güney Kore’nin liberal demokrasi ve kural temelli düzeni savunan bir aktör olarak konumlanmasını içermektedir. ABD ile ittifakı teknoloji ve tedarik zincirlerine genişletmiş, Çin’e karşı ekonomik bağımlılığı azaltma çabaları görülmüştür. Ancak bu yaklaşım, iç politikada muhalefet tarafından “Japonya odaklı” ve “Çin’i düşmanlaştıran” bir üslup olarak eleştirilmiştir. Kuzey Kore politikasında Yoon, Moon’un diyalog odaklı yaklaşımını terk ederek caydırıcılığı ön plana çıkarmıştır. Kuzey Kore’yi “anti-devlet unsurlar” olarak nitelendirmiş, füze testlerine karşı ABD ile ortak tatbikatları artırmıştır. Bu, Kore Yarımadası’ndaki gerilimi yükseltmiş, fakat aynı zamanda Güney Kore’nin savunma kapasitesini güçlendirmiştir.
2024 yılında Yoon’un sıkıyönetim ilanı, Güney Kore’yi şok etmiştir. İlan, muhalefeti “Kuzey Kore yanlısı” ve “anti-devlet” olarak suçlayarak Ulusal Meclis’i kuşatma ve muhalefet liderlerini tutuklama emirleriyle desteklenmiştir. Bu, anayasaya aykırı olarak kabineye danışılmadan yapılmış, demokrasiyi tehdit etmiştir.[vii] Meclis üyeleri kuşatmayı aşarak sıkıyönetimi kaldırmış, protestolar patlak vermiştir. 2025 yılında Yoon tutuklanmış, Anayasa Mahkemesi meclis soruşturmasını onaylamıştır. Bu süreç, Güney Kore demokrasisinin dayanıklılığını göstermiş, ancak siyasi kutuplaşmayı artırmıştır.
Mahkûmiyet, sıkıyönetimle ilgili suçlamaları içermektedir: Kabine üyelerinin haklarını ihlal, tutuklamayı engelleme ve belgeleri tahrif. Mahkeme, sıkıyönetimin olağanüstü durumlar için olduğunu vurgulamış, Yoon’un eylemlerini anayasal ihlal olarak nitelendirmiştir. Yoon’un savunması, eylemlerinin demokrasiyi koruma amaçlı olduğu yönündedir. Ancak mahkeme bunu reddetmiş, isyan ve casusluk suçlamalarıyla ayrı davalar açılmıştır.[viii]
Bu kriz, Güney Kore’nin son sıkıyönetim deneyimi olan 1979 yılı Chun Doo-hwan darbesini hatırlatmıştır. Yoon’un eylemleri, demokrasiye geçiş sonrası ilk büyük tehdit olarak görülmüştür. Sıkıyönetim sonrası Güney Kore’de siyasi istikrarsızlık devam etmiştir. Yoon’un görevden alınmasıyla geçici hükümet kurulmuş ve erken seçimler yapılmıştır. Demokratik Parti’nin (DP) zaferi, dış politikada değişim sinyalleri vermiştir. Kuzey Kore’yle diyaloğun yanı sıra Çin ve Rusya’yla yumuşama yaşanmıştır. Ekonomik olarak kriz, won’un değer kaybına ve yabancı yatırımın azalmasına yol açmıştır. Ülkenin uluslararası imajı zedelenmiş ve demokrasi endekslerinde düşüş gözlenmiştir. Dış ilişkilerde, ABD ittifakı hasar görmüştür. Yoon’un eylemleri, ABD askeri komutanlarını haberdar etmeden orduyu kullanmasıyla güveni sarsmıştır. Trump dönemiyle birlikte maliyet paylaşımı ve birlik konuşlandırması tartışmaları artmıştır. Çin ve Kuzey Kore ile gerilimler, Yoon’un politikalarının mirasıdır. Yeni hükümet, denge arayışında olsa da Kuzey Kore’nin nükleer tehditleri devam etmektedir. Günümüzde Yoon’un temyiz süreci devam etmekte, isyan davası 2026 yılının Şubat ayında karar beklenmektedir. Bu, Güney Kore’nin yargı bağımsızlığını test etmektedir.
Yoon’un krizi, Güney Kore’nin iç politikasında derin izler bırakmıştır. Gelecekte, kutuplaşmanın azalması için anayasal reformlar gerekebilir; başkanlık gücünün sınırlanması, meclis denetiminin artırılması tartışılmaktadır. DP hükümeti, sosyal refahı ön plana çıkararak ekonomik istikrarı hedefleyebilir, ancak muhafazakâr muhalefet direnciyle karşılaşacaktır. Bu, iç politikada diyalog odaklı bir döneme işaret etmekte, ancak erken seçim riskleri taşımaktadır. Dış politikada, ABD-Çin rekabeti bağlamında denge arayışı ön plandadır. Yeni hükümet, ABD ittifakını korurken Çin ile ekonomik bağları güçlendirebilir. Kuzey Kore’yle diyalog, nükleer tehditleri azaltabilir, ancak Rusya-Kuzey Kore yakınlaşması komplikasyon yaratacaktır. Japonya ile ilişkiler, Yoon’un mirasını koruyarak üçlü işbirliğini sürdürebilir.
Gelecekteki senaryolarda, Trump’un politikaları Güney Kore’yi zorlayabilir. Bu, Güney Kore’nin “küresel pivot” rolünü yeniden tanımlamasını gerektirecektir. Sonuç olarak kriz, demokrasiyi güçlendirmiş olsa da dış politika esnekliği iç istikrarla bağlantılıdır; dengesizlik, bölgesel gerilimleri artırabilir.
[i] “The Global Consequences of Yoon’s Martial Law Gambit”, Carnegie Endowment, https://carnegieendowment.org/emissary/2024/12/south-korea-martial-law-foreign-policy-us-alliance, (Erişim Tarihi: 29.01.2026).
[ii] “Martial Law in South Korea”, Council on Foreign Relations, https://www.cfr.org/articles/martial-law-south-korea, (Erişim Tarihi: 29.01.2026).
[iii] “Young, Angry, Misogynistic, and Male: Inside South Korea’s Incel Election”, Vice, https://www.vice.com/en/article/south-korea-incel-gender-wars-election-womens-rights/, (Erişim Tarihi: 29.01.2026).
[iv] “Yoon Declares Martial Law in South Korea”, CSIS, https://www.csis.org/analysis/yoon-declares-martial-law-south-korea, (Erişim Tarihi: 29.01.2026).
[v] Doucette, J. (2025). Converging histories: South Korea’s martial law crisis in a global conjunctural frame. Critical Asian Studies, 57(3), 357-374.
[vi] “Yoon administration releases its National Security Strategy”, Embassy of the Republic of Korea in the USA, https://www.mofa.go.kr/us-en/brd/m_4511/view.do?seq=761767, (Erişim Tarihi: 29.01.2026).
[vii] Aynı yer.
[viii] Engel, B. A. (2024). Making Sense of South Korea’s Senseless Martial Law Declaration. Asia-Pacific Journal, 22(12), e2.
