İspanya hükümetinin yaklaşık yarım milyon düzensiz göçmene yasal statü tanımayı öngören yeni düzenlemesi, yalnızca göç politikası açısından değil, aynı zamanda ekonomi, sosyal bütünleşme ve Avrupa’daki göç yönetişimi tartışmaları açısından da kritik bir kırılma noktası oluşturmaktadır. Sosyalist liderliğindeki koalisyon hükümetinin kraliyet kararnamesiyle hayata geçirmeyi planladığı bu uygulama, son yirmi yılda İspanya’da gerçekleştirilen ilk geniş ölçekli göçmen düzenlemesi olması bakımından tarihsel bir nitelik taşımaktadır. Düzenleme, insan hakları temelli bir göç yaklaşımını savunurken, muhalefet tarafından “çekim etkisi” ve kamu hizmetleri üzerindeki baskı gerekçeleriyle sert biçimde eleştirilmektedir.
Söz konusu yasal statü düzenlemesi, belirli kriterleri karşılayan düzensiz göçmenlere bir yıllık geçici oturum izni verilmesini öngörmektedir. Buna göre, sabıka kaydı bulunmayan ve 31 Aralık 2025 tarihinden önce en az beş ay İspanya’da yaşadığını belgeleyebilen yabancı uyruklular bu haktan yararlanabilecektir. Göç ve Sosyal Güvenlik Bakanı Elma Saiz tarafından “tarihî bir gün” olarak tanımlanan bu karar, hükümetin göçü yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değil, entegrasyon ve ekonomik sürdürülebilirlik meselesi olarak ele aldığını göstermektedir.[i]
Bu düzenlemenin en önemli ve olumlu yönlerinden biri, düzensiz göçmenlerin hukuki görünürlük kazanmasıdır. Yasal statü, göçmenlerin kayıt dışı istihdamdan çıkmalarını, iş sözleşmesi yapabilmelerini ve sosyal güvenlik sistemine dâhil olmalarını mümkün kılacaktır. Bu durum, hem göçmenlerin sömürüye açık konumunu azaltmakta hem de devletin vergi ve prim gelirlerini artırma potansiyeli taşımaktadır. Nitekim İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, göçmenleri “zenginlik ve refah kaynağı” olarak nitelendirirken, onların sosyal güvenlik sistemine katkılarına özellikle vurgu yapmaktadır.[ii]
Ekonomik açıdan bakıldığında, düzenlemenin yükten ziyade dengeleyici bir etki yaratma ihtimalinin göz ardı edilmemesi yerinde olacaktır. İspanya ekonomisi son yıllarda Avrupa Birliği (AB) ortalamasının üzerinde bir büyüme performansı sergilemektedir. 2025 yılında İşsizlik oranının %10’un altına düşmesi, özellikle hizmetler, tarım, inşaat ve bakım sektörlerinde ciddi bir işgücü talebi bulunduğunu göstermektedir. Bu sektörler, hâlihazırda büyük ölçüde göçmen emeğine dayanmaktadır. Dolayısıyla düzensiz göçmenlerin yasal statü kazanması, mevcut işgücü ihtiyacının daha istikrarlı ve kayıtlı biçimde karşılanmasını sağlayabilir.
Bununla birlikte eleştirilerin merkezinde yer alan “çekim etkisi” argümanı tamamen göz ardı edilmemesi önemli olacaktır. Muhalefetteki Halk Partisi (PP) lideri Alberto Núñez Feijóo ve aşırı sağcı Vox Partisi, bu düzenlemenin İspanya’yı düzensiz göç için daha cazip hale getireceğini savunmaktadır.[iii] Bu görüşe göre, yasal statü beklentisi, yeni göç dalgalarını teşvik edebilir ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı artırabilir.
İspanya örneğinde düzensiz göçmenlerin büyük bölümünün Kolombiya, Peru ve Honduras gibi ülkelerden gelmesi, göçün arkasındaki itici faktörlerin Latin Amerika’daki yapısal sorunlarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla mevcut düzenlemenin tek başına yeni bir kitlesel göç dalgası yaratacağı varsayımı, nedensellik açısından zayıf kalmaktadır. Aksine düzenleme, daha çok hâlihazırda ülkede bulunan ve kayıt dışı yaşayan bir nüfusu hedef almaktadır.
İşsizlik oranları üzerindeki etki meselesi de benzer şekilde karmaşıktır. Göçmenlerin yasal statü kazanmasının yerli işgücünün işsizliğini artıracağı yönündeki iddia, genellikle kısa vadeli ve yüzeysel bir varsayıma dayanmaktadır. İspanya örneğinde göçmenler, çoğu zaman yerli nüfusun tercih etmediği veya yeterli arzın bulunmadığı sektörlerde istihdam edilmektedir. Bu nedenle göçmen emeği, yerli işgücünün yerine geçmekten ziyade, ekonomik faaliyetlerin sürdürülmesini mümkün kılan tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir.
Öte yandan düzenlemenin kamu hizmetleri üzerindeki etkisi dikkatle yönetilmesi gereken bir alandır. Eğitim, sağlık ve sosyal yardımlar gibi alanlarda kısa vadede ek maliyetler ortaya çıkabilir. Ancak bu maliyetler, göçmenlerin kayıt altına alınması ve vergi–prim sistemine dâhil edilmesiyle orta vadede dengelenebilir. Kayıt dışı nüfusun görünür hale gelmesi, kamu politikalarının daha etkin ve hedefli biçimde uygulanmasına da olanak tanıyacaktır.
İspanya hükümetinin bu adımı, Avrupa genelindeki göç tartışmaları açısından da istisnai bir örnek oluşturmaktadır. Birçok büyük AB ülkesi göçü daha çok sınır güvenliği ve caydırıcılık çerçevesinde ele alırken, Madrid yönetimi insan hakları, entegrasyon ve ekonomik gerçeklikleri merkeze alan bir yaklaşım benimsemektedir. Bu durum, İspanya’yı Avrupa içinde normatif açıdan ayrışan bir konuma yerleştirmektedir.
Bu düzenleme aynı zamanda AB içinde göç yönetişimine dair süregelen yaklaşım farklılıklarını da görünür kılmaktadır. Birçok AB üyesi devlet, düzensiz göçü öncelikle sınır güvenliği, caydırıcılık ve geri gönderme politikaları üzerinden ele alırken, İspanya daha kapsayıcı ve iç düzenlemeye dayalı bir yol izlemektedir. Bu durum, Madrid yönetimini Avrupa genelinde normatif açıdan ayrışan bir aktör haline getirmektedir. Ancak bu ayrışma, bir zayıflık değil; aksine, AB’nin göç konusunda tek tip bir politika üretmekte zorlandığı bir dönemde alternatif bir yönetişim modeli sunması bakımından önem taşımaktadır. İspanya’nın attığı bu adım, göçü yalnızca sınırda durdurulması gereken bir güvenlik sorunu olarak değil, ülkede fiilen var olan bir toplumsal gerçeklik olarak ele alan bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Bununla birlikte düzensiz göçmenlere yasal statü tanınması, göç meselesinin geçici bir kriz alanı olmaktan çıkarılarak yapısal bir yönetişim konusu haline getirilmesi anlamına da gelmektedir. Yasal statü, devletin göçmen nüfusu kayıt altına almasını, istihdam ve sosyal politika araçlarını daha etkin kullanmasını ve entegrasyon süreçlerini planlı biçimde yürütmesini mümkün kılmaktadır. Bu yönüyle düzenleme, göçü “kontrol edilemeyen” bir olgu olmaktan çıkarıp kamu politikalarıyla yönetilebilir bir alana dönüştürmeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla bu adım, kısa vadeli siyasi tartışmaların ötesinde, İspanya’nın göçü kalıcı ve sürdürülebilir bir politika alanı olarak ele almaya başladığını göstermektedir.
Sonuç olarak İspanya’nın düzensiz göçmenlere yasal statü tanıma kararı, tek boyutlu bir “yük” veya “tehdit” olarak değerlendirilmemektedir. Aksine bu düzenleme, doğru entegrasyon ve istihdam politikalarıyla desteklendiği takdirde, ekonomik büyümeyi destekleyici ve sosyal bütünleşmeyi güçlendirici sonuçlar doğurabilir. Çekim etkisi ve kamu maliyetleri gibi riskler tamamen yok sayılamasa da mevcut veriler bu düzenlemenin İspanya açısından yönetilebilir ve rasyonel bir göç politikası tercihi olduğunu göstermektedir.
[i] Hedgecoe, Guy. “Spain Plans to Give Half a Million Undocumented Migrants Legal Status”, BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/c62n6gw1dp9o, (Erişim Tarihi: 01.02.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
