Analiz

Lee Jae-myung’un Pekin Ziyareti: Çin-Güney Kore İlişkilerinde Normalleşme Arayışı

Lee’nin Pekin ziyareti, bölgesel diplomatik denge bakımından da dikkat çekici bir zamanlamaya sahiptir.
Ekonomik ilişkiler, iki ülke arasındaki ilişkilerin temel sütununu oluşturmaya devam etmektedir.
Şi, istikrarı önceleyen bir güvenlik anlayışı doğrultusunda Kore Yarımadası’nda doğrudan çatışma ihtimalini sınırlamayı amaçlamaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, 4 Haziran 2025 tarihinde göreve başlamasının ardından gerçekleştirdiği ilk Çin ziyareti çerçevesinde, 4-7 Ocak 2026 tarihleri arasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelmiştir. Ziyaretin, görevden alınan eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol döneminde ikili ilişkilerde yaşanan bozulmanın ardından gerçekleşmesi ve 2019 yılından bu yana bir Güney Kore liderinin Çin’e yaptığı ilk resmî ziyaret olma niteliğini taşıması, söz konusu temasın stratejik önemini daha da artırmaktadır.

Üst düzey karşılıklı ziyaretlerin uzun süre gerçekleştirilememesi, Çin-Güney Kore ilişkilerinde son on yıla yayılan kırılganlığın somut bir yansıması olarak değerlendirilebilir. İkili ilişkilerde ortaya çıkan bu tıkanma, 2017 yılında Seul’ün ABD’ye ait Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (THAAD) sistemini konuşlandırması sonrasında Pekin’in ekonomik araçlar yoluyla tepki vermesiyle şekillenen ve ilişkilerin genel seyrini olumsuz etkileyen yapısal bir anlaşmazlığa dayanmaktadır. Öte yandan Lee döneminde Çin-Güney Kore ilişkilerinde gözlenen yumuşama, tarafların önceki dönemde biriken gerilimleri yönetilebilir bir çerçeveye oturtma arayışına girdiğine işaret etmektedir.

Bu normalleşme eğilimi, ziyaretin bölgesel bağlamını daha da anlamlı kılmaktadır. Nitekim söz konusu temaslar, Çin’in Japonya ile artan gerilimlerin yaşandığı bir dönemde bölgesel konumunu güçlendirme ve diplomatik destek zeminini tahkim etme yönündeki arayışları bağlamında da önem taşımaktadır. Hatırlatmak gerekirse, Kasım ayında Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir askerî müdahalesinin Japonya’nın ulusal güvenliğini tehdit eden bir durum oluşturacağını ve Tokyo açısından askerî bir karşılık verilmesini gündeme getirebileceğini dile getirmiştir.[i] Bu açıklamaları takiben Pekin, Japonya’ya karşı çeşitli ekonomik tedbirleri devreye sokmuştur. Bu durum iki Asya gücü arasındaki ilişkilerin hızla gerilemesine yol açmıştır.

Çin’in Japonya ile artan siyasi ve stratejik gerilimler yaşadığı bir dönemde Güney Kore ile üst düzey diplomatik temaslarını yoğunlaştırması, Pekin’in bölgesel yalnızlaşmayı önleme ve çok yönlü diplomasi yoluyla dengeleyici aktörlerle ilişkilerini güçlendirme stratejisinin bir yansımasıdır. Bu çerçevede Seul, hem ABD ile güvenlik ittifakına sahip olması hem de Çin ile derin ekonomik karşılıklı bağımlılık ilişkileri nedeniyle Çin açısından kritik bir bölgesel aktör konumundadır.

Bu stratejik arka plan üzerinde gerçekleşen görüşmeler sırasında Şi, Çin ve Güney Kore’nin bölgesel barışın korunması ve küresel kalkınmanın desteklenmesi bağlamında kayda değer ortak sorumluluklar taşıdığını vurgulamış; bu söylemini, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’ya karşı verilen mücadelede Çinliler ile Korelilerin paylaştığı ortak tarihsel deneyime atıfta bulunarak pekiştirmiştir. Bu yaklaşımı tamamlayıcı biçimde Lee de refah ve sürdürülebilir büyümenin ön koşulu olan barışın güçlendirilmesine iki ülkenin müşterek katkılar sunması gerektiğine dikkat çekmiştir. Bu ortak vurgu, ziyaretin Çin’in bölgesel istikrar ve kalkınma söylemi üzerinden Güney Kore ile kesişen çıkar alanlarını öne çıkararak, Japonya merkezli gerilimlerin etkisini sınırlamayı ve Doğu Asya’da daha kapsayıcı bir diplomatik zemin oluşturmayı hedeflediğine işaret etmektedir.

Güney Kore açısından bakıldığında ise liberal çizgideki Lee’nin göreve gelmesinin ardından gerçekleştirilen bu görüşme, Lee yönetiminin önceki muhafazakâr hükümetlerden farklı olarak dış politikasını daha dengeli bir çerçevede yeniden kurgulama eğilimini yansıtmaktadır. Bu bağlamda söz konusu temas, Seul’ün Washington ve Tokyo ile mevcut ittifak ve ortaklık ilişkilerini sürdürme kararlılığını korurken, eş zamanlı olarak Pekin ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve işbirliği mekanizmalarının yeniden canlandırılmasına yönelik stratejik bir açılım arayışında olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim Lee, Çin ziyaretinin amacını, geçmişte ortaya çıkan yanlış anlamalar ve çelişkilerin asgariye indirilmesi ya da ortadan kaldırılması suretiyle Güney Kore-Çin ilişkilerinin yeni bir aşamaya taşınması ve daha ileri bir düzeyde geliştirilmesi olarak ifade etmiştir.[ii]

Bu diplomatik yönelimin arka planına bakıldığında, Güney Kore’nin güvenlik alanında ABD ile ittifak ilişkisi içinde bulunmasına karşın, ekonomik ve ticari açıdan Çin’e yüksek düzeyde bağımlı olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu çerçevede ekonomik ilişkiler, iki ülke arasındaki ilişkilerin temel sütununu oluşturmaya devam etmektedir. Nitekim yirmi yılı aşkın bir süredir Çin, Güney Kore’nin en büyük ticaret ortağı konumunu korurken; Güney Kore de Çin açısından en önemli ekonomik ortaklardan biri olarak öne çıkmaktadır. Çin Gümrükler Genel İdaresi verilerine göre, 2024 yılının Ocak-Kasım döneminde ikili ticaret hacmi 298,9 milyar ABD dolarına ulaşmıştır.[iii]

Bu güçlü ekonomik karşılıklı bağımlılık zemininde gerçekleştirilen görüşmeler kapsamında Şi ve Lee; teknoloji, ticaret, ulaşım ve çevre koruma başta olmak üzere çeşitli alanlarda toplam 15 işbirliği anlaşmasına imza atarak, ikili ilişkilerin çok boyutlu niteliğini derinleştirmiştir. Buna ek olarak Güney Kore Ticaret Bakanlığı, Çinli ve Güney Koreli şirketler arasında dokuz ayrı işbirliği anlaşmasının imzalandığını duyurmuş; söz konusu anlaşmalar kapsamında Alibaba International, Lenovo ve Güney Koreli perakende şirketi Shinsegae gibi önde gelen aktörlerin yer aldığı belirtilmiştir.[iv]

Seul’ün Pekin’e yönelik ihtiyacı, yalnızca ekonomik dinamiklerle açıklanamayacak ölçüde daha kapsamlı olup bölgesel güvenlik mimarisi ve Kore Yarımadası’nda istikrarın sürdürülmesine ilişkin stratejik değerlendirmelerle de yakından bağlantılıdır. Lee yönetimi, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un nükleer silah programından vazgeçirilmesi sürecinde Çin’in işbirliğini kritik bir unsur olarak değerlendirmektedir. Bu çerçevede Güney Kore Ulusal Güvenlik Danışmanı Wi Sung-lac, Çin’in barışın teşvik edilmesine yönelik girişimlerde yapıcı ve sorumlu bir rol üstlenme konusundaki kararlılığını teyit ettiğini vurgulamıştır.[v]

Pekin, Pyongyang’ın hem ekonomik hem de diplomatik açıdan en önemli destekçilerinden biri olmayı sürdürmekte; bu durum Çin’i Kore Yarımadası’ndaki güvenlik dinamikleri açısından kilit bir aktör haline getirmektedir. Bununla birlikte Şi, istikrarı önceleyen bir güvenlik anlayışı doğrultusunda Kore Yarımadası’nda doğrudan çatışma ihtimalini sınırlamayı ve Çin’in yakın çevresinde gereksiz bir jeopolitik kriz alanının oluşmasını engelleyerek mevcut statükonun sürdürülmesini amaçlamaktadır.

Bu yaklaşımın doğal bir uzantısı olarak, Çin-ABD rekabetinin derinleştiği mevcut uluslararası konjonktürde Kuzey Kore meselesinin yönetimi, büyük güçler arasında sınırlı da olsa işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Lee’nin taraflar arasında iletişimi kolaylaştıran, gündemi yönlendiren ve işbirliğini teşvik eden bir dengeleyici rol üstlenmesini gerekli kılmaktadır. Nitekim Pekin açısından öncelikli güvenlik kaygısının, Kuzey Kore’nin dönemsel füze denemelerinden ziyade Güney Kore’nin nükleer enerjili denizaltı edinme yönündeki arayışı olabileceği değerlendirilmektedir.[vi] Dolayısıyla Lee’nin üstleneceği dengeleyici rol, yalnızca Kuzey Kore dosyasının yönetimine değil, aynı zamanda büyük güç rekabetinin yarattığı stratejik hassasiyetlerin sınırlanmasına da katkı sağlayabilecek bir işlev taşımaktadır. 

Lee’nin Pekin ziyareti yalnızca ikili ilişkilerdeki normalleşme arayışının bir yansıması değil; aynı zamanda Doğu Asya’da giderek karmaşıklaşan jeopolitik dengeler içerisinde Güney Kore’nin izlemeye çalıştığı çok yönlü dış politikanın somut bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Çin ile Japonya arasında diplomatik düzeyde bir gerilim söz konusuyken, Güney Kore-Çin ilişkilerinde görece bir yumuşama sürecinin başladığı görülmektedir. Bu çerçevede Lee’nin Pekin ziyareti, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel diplomatik denge bakımından da dikkat çekici bir zamanlamaya sahiptir. Nitekim Lee’nin ayın ilerleyen günlerinde Japonya’yı ziyaret ederek Başbakan Sanae Takaichi ile görüşmesi beklenmekle birlikte, diplomatik temaslarına öncelikle Çin’den başlaması anlamlı bir tercih olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, Lee’nin Pekin ile Tokyo arasında hassas bir diplomatik denge gözetmeye devam edeceğine işaret etmektedir.

Sonuç olarak, her iki ülkenin zirve heyetlerinde güvenlik, ekonomi ve teknoloji alanlarından üst düzey yetkililerin yer alması, söz konusu temasların sembolik bir diplomatik temasla sınırlı kalmadığını ve kapsamlı bir stratejik gündem doğrultusunda şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, Çin-Güney Kore ilişkilerinin yalnızca mevcut gerilimlerin yönetilmesine değil, aynı zamanda uzun vadeli diplomatik istikrarın tesis edilmesine ve işlevsel işbirliği mekanizmalarının yeniden inşasına odaklandığını göstermektedir. Dolayısıyla Lee’nin Çin ziyareti, ikili ilişkilerde yeni bir sayfanın açılmasına yönelik temkinli, fakat stratejik bir adım olarak değerlendirilebileceği gibi, Doğu Asya’da artan büyük güç rekabeti karşısında Güney Kore’nin dengeleyici ve arabulucu rolünü pekiştirmeyi amaçlayan daha geniş bir dış politika vizyonunun parçası olarak da okunmalıdır.

[i] “Japanese PM’s Taiwan comments prompt China to ban certain exports to Japan”, CNN, https://edition.cnn.com/2026/01/06/business/china-japan-export-controls-intl-hnk, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).

[ii] “China and South Korea pledge to bolster ties as regional tensions rise”, AP News, https://apnews.com/article/china-south-korea-trade-lee-xi-venezuela-fe0a027934d91a678481d9b77b9ac0df, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).

[iii] “China-South Korea cooperation crucial for safeguarding openness, stability in Asia-Pacific”, China Daily, https://www.chinadaily.com.cn/a/202601/04/WS6959a84da310d6866eb31bb2.html. (Erişim Tarihi: 06.01.2026).

[iv] “South Korea’s Lee, in Beijing, says he seeks full restoration of China ties in 2026”, MSN, https://www.msn.com/en-us/news/world/koreas-lee-in-beijing-says-he-seeks-full-restoration-of-china-ties-in-2026/ar-AA1TCtcO?ocid=BingNewsSerp, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).

[v] “China and South Korea pledge to bolster ties as regional tensions rise”, AP News, https://apnews.com/article/china-south-korea-trade-lee-xi-venezuela-fe0a027934d91a678481d9b77b9ac0df, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).

[vi] “South Korea’s President Lee Meets China’s Xi”, The Diplomat, https://thediplomat.com/2026/01/south-koreas-president-lee-meets-chinas-xi/, (Erişim Tarihi: 06.01.2026).

Ezgi KÖKLEN
Ezgi KÖKLEN
Ezgi Köklen, 2023 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Role of the Belt and Road Initiative in China’s Middle East Policy” bitirme projesiyle yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olmuştur. Mezun olmadan önce bir dönem Güney Kore’de Myongji Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Diplomasi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimini almak için Çin’e gitmiştir. Şu anda Tsinghua Üniversitesi’nde Çin Siyaseti, Dış Politikası ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Ezgi’nin ilgi alanlarını Doğu Asya güvenliği, Çin dış politikası ve Kuşak ve Yol Projesi kapsamında bölgesel işbirlikleri oluşturmaktadır. Ezgi, ileri derece İngilizce, orta seviye Korece ve başlangıç seviyesinde Çince bilmektedir.

Benzer İçerikler