1 Ocak 2026 sabahına uyanan Afrika başkentlerinde, diplomatik koridorları ve ticaret odalarını hareketlendiren en önemli gündem maddelerinden biri, Pekin’den gelen ve kıtanın tamamını kapsayan yeni gümrük rejimiydi. 2025 yılının son çeyreğinde gerçekleştirilen FOCAC zirvesinde alınan kararların bürokratik bir hızla ve kararlılıkla hayata geçirilmesi, Çin dış politikasının küresel değişimlere ne denli hızlı adapte olabildiğini ve karar alma mekanizmalarının etkinliğini göstermesi bakımından çarpıcıdır.
Çin’le diplomatik ilişkisi bulunan tüm Afrika ülkelerine tanınan “Sıfır Tarife” hakkı,[i] klasik bir ekonomik teşvik paketinden çok daha fazlasını ifade etmekte olup Pekin’in Afrika stratejisinde “altyapı odaklı” dönemden “ticaret ve entegrasyon” dönemine geçtiğinin ilanıdır. Yirmi yıl boyunca kıtanın lojistik omurgasını güçlendiren, limanları modernize eden ve ulaşım ağlarını inşa eden Çin, şimdi bu hatlar üzerinden sağlanacak ticaret akışını teşvik ederek kıtanın küresel ekonomiyle bütünleşmesine öncülük etmektedir. Bu durum, Batı merkezli yaklaşımların aksine Afrika’nın kalkınma hamlesine sunulan somut, sürdürülebilir ve pragmatik bir destek modelidir.
Bu stratejik vizyonun arka planında Çin ekonomisinin kendi iç dinamiklerinde yaşadığı nitelikli dönüşüm ve “Çifte Dolaşım” stratejisi yatmaktadır. İç tüketimi artırarak ekonomisini daha dengeli bir yapıya kavuşturmayı hedefleyen Pekin yönetimi, aynı zamanda Küresel Güney ülkeleriyle kurduğu tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve derinleştirme gayretindedir. Afrika’ya yönelik “Sıfır Gümrük” hamlesi, tam da bu noktada devreye giren ve iki tarafın da çıkarına hizmet eden hayati bir kaldıraçtır.
Çin, altyapı projeleriyle kalkınma temellerini attığı Afrika ülkelerine, şimdi de üretimlerini satabilecekleri devasa ve hazır bir pazar sunarak ekonomik büyümelerini desteklemektedir. Modern bir ticaret diplomasisi örneği olan bu modelde Çin, Afrika ülkelerine “üretim kapasitenizi artırın, pazar erişimindeki tüm engelleri kaldırarak size alan açıyorum” mesajını vermektedir. Bu yaklaşım, ekonomik ilişkileri üretim ve ticaret odaklı olan sağlıklı bir entegrasyona dönüştürmektedir. Peki, gümrük duvarlarının kalkması Afrika için nasıl bir fırsat penceresi aralamaktadır?
Bu sorunun cevabı, tarife dışı bırakılan ürünlerin geniş yelpazesinde ve Çin’in ithalat projeksiyonlarında gizlidir. Listeye bakıldığında, küresel yeşil dönüşümün anahtarı olan elektrikli araç bataryaları ve yenilenebilir enerji teknolojileri için kritik öneme sahip lityum, kobalt, boksit gibi stratejik elementlerin yanı sıra Çin’in giderek zenginleşen orta sınıfının taleplerini karşılayacak kahve, kakao, soya ve tropikal meyveler gibi tarım ürünlerinin de önceliklendirildiği görülmektedir.[ii] Buradaki temel husus, Afrika’nın üretim potansiyelinin küresel değer zincirlerinde hak ettiği yeri almasıdır.
Çin pazarına gümrüksüz erişim imkânı, Afrikalı üreticileri daha fazla üretmeye teşvik edecek ve kıtaya giren döviz miktarını artıracaktır. Bu durum Afrika’yı, küresel ekonominin pasif bir aktörü olmaktan çıkarıp Doğu’nun ve dünyanın “stratejik tedarik ortağı” konumuna yükseltecektir. Çin fabrikalarını ve tüketim pazarını besleyen bu akış, Afrika ülkelerinde sermaye birikimini sağlayarak uzun vadeli sanayileşme hedefleri için gerekli finansman kaynağını oluşturacaktır. Dolayısıyla bu süreç, “kazan-kazan” ilkesinin somutlaştığı, birbirini tamamlayan ekonomilerin sinerjisidir.
Batı bloğunun sunduğu sınırlı ticaret imkanlarıyla kıyaslandığında, Çin’in bu hamlesi çok daha kapsayıcı ve teşvik edicidir. ABD’nin Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası (AGOA), sunduğu ticaret imkanlarını çeşitli siyasi şartlara ve kısıtlamalara bağlarken; Çin’in “koşulsuz ve tam erişim” vaadi, Afrika liderleri için saygıya dayalı ve eşitlikçi bir alternatif oluşturmaktadır. Avrupa Birliği’nin karmaşık prosedürlere dayalı anlaşmalarının aksine Pekin, Afrika’nın egemenliğine saygı duyan ve iç işlerine karışmayan bir “kader ortağı” profili çizmektedir.
Çin, Batı’nın öğretici ve şart koşucu tavrına karşılık “iş yapan ve yol açan” ortak rolünü üstlenerek Afrika başkentlerindeki güvenilirliğini pekiştirmiştir. Pekin yönetimi, gümrükleri sıfırlayarak sadece malların değil, halklar arasındaki etkileşimin de önünü açmıştır.[iii] Artık Çinli diplomatlar ve iş insanları, Afrika ülkelerinde kalkınmayı destekleyen, ihracatı teşvik eden ve refahı paylaşan “dostlar” olarak konumlanmaktadır.
Bu yeni dönemin en vizyoner ve dönüştürücü boyutu ise standardizasyon ve kalite uyumudur. Çin pazarına girmek isteyen Afrikalı üreticilerin ürünlerini Çin standartlarına ve bitki sağlığı kurallarına göre üretmeleri, kıtadaki üretim kalitesini küresel seviyeye taşıyacaktır. Altyapı projeleri fiziksel kalkınmayı sağlarken ticaret standartlarına uyum süreci, Afrika’nın teknolojik ve endüstriyel altyapısının modernizasyonunu hızlandıracaktır.
Bir ülkenin üretim altyapısının yüksek Çin normlarına göre güncellenmesi, ilgili ülkeye Çin pazarını aşan ve küresel ölçeğe yayılan bir katma değerli ihracat yeteneği kazandıracaktır. Afrika sahasında rekabet arzusundaki Batılı şirketlerin mevcudiyetlerini koruyabilmeleri de bu yükselen kalite standartlarına adaptasyonla mümkün olacaktır. Pekin yönetimi, kıtayı hammadde temin edilen bir merkez olmanın çok daha ilerisine taşıyarak teknoloji transferi ve ortak normlar üzerinden kendi ekonomik ekosisteminin entegre ve nitelikli bir parçası haline getirmektedir.
Öte yandan bu hamlenin Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) ile olan ilişkisi de tamamlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Çin pazarının yarattığı devasa talep, Afrikalı üreticilerin kapasite kullanım oranlarını artıracak ve ölçek ekonomisine geçişlerini sağlayacaktır. Ganalı bir kakao üreticisi veya Zambiyalı bir bakır işleyicisi, Çin pazarı sayesinde elde ettiği gelir ve teknolojik birikimle bölgesel ticarette de daha güçlü bir oyuncu haline gelecektir.
Çin’in “Küçük ve Güzel” projelerle yerel KOBİ’leri destekleme stratejisi, tabana yayılan bir kalkınma modelini teşvik etmektedir. Dolayısıyla Pekin’e yönelen ticaret akışı, Afrika’nın kendi içindeki entegrasyonu zayıflatan değil, aksine üretim kaslarını güçlendirerek kıta içi ticareti de dolaylı yoldan besleyen bir motor işlevi görecektir.
Sonuç olarak 2026 yılı, Çin-Afrika ilişkilerinde betonun yerini gümrük beyannamelerinin aldığı, şantiye gürültüsünün yerini liman vinçlerinin dinamizmine bıraktığı tarihi bir atılım yılıdır. Pekin artık Afrika’ya “kalkınmanız için size yol yapayım” vaadinin ötesine geçerek “kalkınmanız için ürettiğinizi alayım ve birlikte büyüyelim” demektedir. Bu teklif, finansman arayışındaki Afrika hükümetleri için büyük bir fırsat penceresi, kıtanın üretim kapasitesini küresel standartlara taşıyacak bir motivasyon kaynağıdır.
Çin, Afrika’nın etrafındaki duvarları yıkarken, kıtayı küresel ekonomiye entegre eden köprüleri de sağlamlaştırmıştır. “Pekin Mutabakatı” artık sadece bir işbirliği çerçevesi değil, Küresel Güney’in yükselişini simgeleyen, dayanışmaya ve ortak refaha dayalı yeni bir ekonomik anayasadır.
[i] “Keynote Address by H.E. Xi Jinping at the Opening Ceremony of the 2024 Summit of the Forum on China-Africa Cooperation.” Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China, 5 Eylül 2024. https://www.fmprc.gov.cn/eng/xw/zyjh/202409/t20240905_11485607.html, (Erişim Tarihi: 05.01.2026).
[ii] “Forum on China-Africa Cooperation Beijing Action Plan (2025-2027).” Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China, 6 Eylül 2024. https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/zy/gb/202409/t20240905_11485719.html, (Erişim Tarihi: 05.01.2026).
[iii] “China Announces Zero-Tariff Treatment for Least Developed Countries.” The State Council of the People’s Republic of China, 12 Eylül 2024. https://english.www.gov.cn/news/202409/12/content_WS66e2db52c6d0868f4e8eae7b.html, (Erişim Tarihi: 05.01.2026).
