Analiz

Uluslararası Hukukta Seçici Uygulama ve Meşruiyet Krizi: Hürmüz Boğazı Örneği

Bu sorunun çözümü, yalnızca hukuki değil aynı zamanda siyasi bir dönüşüm gerektirmektedir.
Öncelikle uluslararası kurumların daha şeffaf ve hesap verebilir hale getirilmesi gerekmektedir.
Ücretlendirme düzenlemesi, yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomik dengeler açısından da önem arz etmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Mevcut uluslararası sistem, teorik olarak ortak kurallar, normlar ve hukuki çerçeveler üzerine inşa edilmiştir. Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere çeşitli uluslararası örgütler, devletlerarası ilişkileri düzenlemek ve çatışmaları önlemek amacıyla bu kuralların uygulanmasını sağlamakla sorumludurlar. Ancak pratikte, uluslararası kuralların seçici uygulanması ve tek taraflı yorumlanması, sistemin meşruiyetini zedeleyen temel sorunlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Böylece bu durum, günümüzde nadir olmayan “herkesin herkese karşı savaşı” ihtimalini artırmaktadır.

Uluslararası hukukta normların pratikte uygulanması çoğu zaman güç dengelerinden bağımsız değildir. Dünyanın farklı bölgelerindeki çeşitli sorunlara gelindiğinde ise çözüm müzakereleri ya ertelenmekte ya da ilgisiz bırakılmaktadır. Özellikle büyük güçler, kendi çıkarlarıyla örtüşen durumlarda uluslararası kurallara sıkı sıkıya bağlılık gösterirken; çıkarlarına ters düşen durumlarda bu kuralları görmezden gelebilmektedir. Bu durum, uluslararası hukukun evrensel ve bağlayıcı olduğu yönündeki varsayımı zayıflatmaktadır.

Örneğin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanmasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bazı kararlar hızlı ve sert yaptırımlarla desteklenirken, bazıları ise siyasi itiraz (veto) nedeniyle etkisiz kalmaktadır. Bu faktör, uluslararası düzende eşitlik ilkesinin geçerli olmadığını ortaya koymakta olup söz konusu tablo uluslararası adalet teminatına duyulan güvenin azalmasına yol açmaktadır.

Uluslararası kuralların bir diğer önemli sorunu, devletlerin bu kuralları kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamasıdır. Özellikle aşağıdaki kavramlar, farklı jeopolitik aktörler tarafından farklı biçimlerde yorumlanmaktadır:

  • Meşru müdafaa
  • Savaş hukuku veya savaşın hukuka uygunluğu
  • İnsani müdahale
  • Tarafsızlık
  • Egemenlik
  • Kuvvet kullanma
  • Tanıma
  • Devletlerin eşitliği
  • Uluslararası sorumluluk (devletlerin sorumluluğu, tazminat, karşı tedbirler)
  • İç işlere karışmama

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş önemli bir örnek teşkil etmektedir. Savaş, bazı devletler tarafından güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılırken, diğerleri tarafından uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirilmiştir. Bu tür olaylar, uluslararası hukukun yorumlanmasında nesnellikten ziyade siyasi çıkarların belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.

Mevcut uluslararası hukuk sisteminin önemli ölçüde değişime ihtiyaç duyduğu düşünülmektedir. Ortadoğu’daki yaşanmış krizler de bu sürecin hızlanmasına katkı sağlamıştır. Uluslararası hukukun işlevsizliğini gerekçe göstererek tamamen ortadan kaldırılması ve yerine yeni bir sistemin getirilmesi gerçekçi olmadığından, mevcut sistem üzerinde bazı değişiklikler yapılması zorunlu hale gelmektedir. Dolayısıyla yeni düzene geçiş veya güncel sistemden kopuş kademeli olarak gerçekleştirilebilir.

Hürmüz Boğazı’na ilişkin yeni erişim düzenlemesi, hem askeri hem de ticari gemilerin geçişine dair kurallar belirleyecektir. Ancak olası ücretlendirmeler hakkında konuşmak için henüz erken olduğu ifade edilebilir. Konuyla ilgili 2 Nisan 2025 tarihinde Sputnik Radyosu’na röportaj veren İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazem Garibabadi, şu anda bu konuların üzerinde çalışıldığını ve Umman’la bir uzlaşıya varıldığında bunun duyurulacağını belirtmiştir.[1] İddiaya göre; hazırlanmakta olan bu belge, kıyı devletlerinin gemilerin güvenli geçişini sağlama sorumluluğunu da içerecektir.[2]

İran ile Umman arasında yürütülen müzakereler, kıyıdaş devletlerin deniz yetki alanları üzerindeki egemenlik haklarını pekiştirme çabası olarak değerlendirilebilir. Nitekim Kazem Garibabadi tarafından yapılan açıklamalar, düzenlemenin yalnızca teknik bir denizcilik meselesi olmadığını, aynı zamanda diplomatik uzlaşı gerektiren çok boyutlu bir süreç olduğunu göstermektedir. Böylece Umman’ın büyük jeopolitik oyunun içinde bulunduğunu söylemek mümkündür. Jeopolitik bağlamda ise İran ve Umman’ın ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dair vurgu, bölgesel güç paylaşımı ve güvenlik mimarisi açısından dikkat çekicidir. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve güvenliği konusunda iki ülke arasında işbirliğine dayalı bir modelin geliştirilmesine hizmet etmektedir. İlerleyen süreçte İran ve Umman arasında varılacak uzlaşının içeriği, yalnızca bölgesel deniz güvenliği açısından değil, aynı zamanda küresel ticaret ve enerji arz güvenliği açısından da belirleyici olacaktır.

Ücretlendirme düzenlemesinin hayata geçirilmesi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen uluslararası ticaret hacmini ve özellikle enerji piyasalarını doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Dolayısıyla söz konusu girişim, yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomik dengeler açısından da önem arz etmektedir. Mevcut durumu dikkate alarak İran’ın komşularıyla ilişkilerinde daha önce yeterince önem vermediği dürüstlük ve güvenilirlik ilkelerini içeren bir dış politikayı yeniden inşa etmesi gerekmektedir.

Bahsetmeye değer bir diğer husus ise hazırlanmakta olan belgenin 10 Aralık 1982 tarihinde imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) aykırı olup olmamasıdır. Antlaşmanın 21.1.ci maddesi uyarınca:

  • Kıyı devleti, bu Sözleşme hükümlerine ve uluslararası hukukun diğer kurallarına uygun olarak, karasularından zararsız geçişe ilişkin kanun ve düzenlemeler kabul edebilir.

Ayrıca 25.1. ve 25.3. maddeleri uyarınca:

  • Kıyı devleti, karasularında zararsız olmayan geçişi önlemek için gerekli tedbirleri alabilir.
  • Kıyı devleti, yabancı gemiler arasında şeklen veya fiilen ayrım yapmaksızın, belirli alanlarda karasularında yabancı gemilerin zararsız geçişini geçici olarak askıya alabilir; eğer bu askıya alma, silah tatbikatları da dahil olmak üzere kendi güvenliğinin korunması için gerekli ise. Böyle bir askıya alma, ancak usulüne uygun olarak ilan edildikten sonra yürürlüğe girer.

Hatırlatmak gerekir ki İran tarafı söz konusu antlaşmayı onaylamadığı için, antlaşma hükümleri İran bakımından bağlayıcı sayılmamaktadır. Diğer taraftan ise Ahde vefa (Pact Sunt Servanda) ilkesine açısından bakıldığında antlaşmanın onaylanmaması, İran tarafı için bazı kısıtlamalar getirebilir. Böylece İran’ın planladığı boğazda yeni geçiş düzeninin meşrutiyeti tartışmaya açıktır. 

Söz konusu değişim, Hürmüz Boğazı ile ilgili ortaya çıkan krizle ilişkilidir. Uluslararası hukukun bir dalı olan deniz hukuku ve genel olarak deniz taşımacılığı alanı, artık bu değişimin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Çünkü uluslararası hukukun uygulanması veya sınırlı ölçüde düzenlenmesi bakımından güç dengesine başvurulması nadir bir durum değildir. Hürmüz Boğazı etrafında ortaya çıkan krizde, farklı ülkelerin jeopolitik çıkarları dikkate alındığında bu durum daha da anlaşılır hale gelmektedir.

Seçici uygulama ve tek taraflı yorumlama, uluslararası sistemde ciddi bir güven ve meşruiyet krizine yol açmaktadır. Küçük ve orta ölçekli devletler, büyük güçlerin kuralları kendi lehlerine düzenlediği düşündükçe uluslararası kurumlara olan güvenlerini yitirmektedir. Bu da uzun vadede uluslararası işbirliğini zayıflatmakta ve kuralsızlık riskini artırmaktadır.

Bu sorunun çözümü, yalnızca hukuki değil aynı zamanda siyasi bir dönüşüm gerektirmektedir. Öncelikle uluslararası kurumların daha şeffaf ve hesap verebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin veto mekanizmasının reformu, bu bağlamda sıkça tartışılan bir konudur. Daha adil ve istikrarlı bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için kuralların eşit, tutarlı ve tarafsız bir şekilde uygulanması şarttır. Aksi takdirde uluslararası sistem giderek daha öngörülemez ve çatışmaya açık bir hale gelmeye devam edecektir.

[1] “Iran revealed details about the new access regime in the Strait of Hormuz”, Izvestia, https://en.iz.ru/en/2071665/2026-04-02/iran-revealed-details-about-new-access-regime-strait-hormuz, (Erişim Tarihi: 04.04.2026).

[2] Ibid.

Toghrul VALIKHANLI
Toghrul VALIKHANLI
Toğrul Velihanlı, 2012 yılında Bakü Slavyan Üniversitesi Filoloji Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuştur. 2020 yılında Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ikinci lisans eğitimini tamamlamıştır. 2022 yılında Berlin Teknik Üniversitesi İşletme Hukuku Yüksek Lisansı (MBL), Avrupa ve Uluslararası Enerji Hukuku programını “Enerji Dönüşümü ve Enerji Güvenliği Zorlukları Zamanlarında AB-Azerbaycan Enerji İşbirliği” adlı teziyle master eğitimini tamamlamıştır. 2025 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Anadili Azerbaycan Türkçesi olan Toğrul Velihanlı, ileri seviyede İngilizce, Rusça ve Arapça bilmektedir. Araştırma alanları arasında Yatırımcı-Devlet Tahkimi, Enerji Hukuku ve Politikası, Rusya’nın Dış Politikası, Ortadoğu Çalışmaları, Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkilerdir yer almaktadır.

Benzer İçerikler