Uluslararası ilişkiler teorisinde devletlerin davranış kalıpları, yapısal gerçekçilik perspektifinden incelendiğinde, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) sergilediği agresif tutum, 20. yüzyıl başındaki “Sert Güç” politikalarına dramatik bir geri dönüşü simgelemektedir. Washington, 1823 tarihli Monroe Doktrinini günümüzün jeopolitik gerekliliklerine göre revize ederek “Donroe Doktrini” adıyla yeni bir müdahalecilik dalgası başlatmıştır.
1823 yılında James Monroe tarafından Avrupa sömürgeciliğini Batı Yarımküreden uzak tutmak amacıyla ortaya atılan; ancak zamanla Andrew Johnson’ın Meksika müdahalesinden Theodore Roosevelt’in “uluslararası polis gücü” iddiasına, Kennedy’nin Küba ablukasından Reagan’ın Kontra desteğine kadar ABD emperyalizminin temel meşruiyet aracı haline gelen bu doktrin, bugün Trump’ın Venezuela lideri Maduro’yu “narko-devlet” suçlamasıyla tutuklayıp ülke petrolleri üzerinde hak iddia ettiği bir stratejiyle küresel gündemin merkezine oturmuştur.[1] Bu tarihsel çizgi, “Önce Amerika” tabanını konsolide ederken, demokrasi söyleminin yerini açık bir kaynak kontrolü ve hegemonya arayışına bıraktığı riskli bir siyasî kumara dönüşmüş, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında “tek bir Amerika” anlayışını zorla dayatan jeopolitik bir kırılma yaratmıştır.
Bu doktriner dönüşümün en somut tezahürü olan “Mutlak Kararlılık Operasyonu”, uluslararası hukuku adeta işlevsiz hale getiren bir güç gösterisi olarak kayıtlara geçmiştir. Mar-a-Lago’dan duyurulan bu harekatla, Venezuela lideri Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores, Caracas’taki kalelerinden alınarak ABD Donanması’na ait USS Iwo Jima gemisinde kelepçeli şekilde gözaltına alınırken, Trump yönetimi bu hamleyi 2020 tarihli narko-terörizm iddianamesine dayandırarak meşrulaştırmıştır.[2] Sadece sekiz dakika içinde Maduro’yu kaçırıp 32 Kübalı muhafızı öldüren bu operasyonda demokrasi söylemleri tamamen terk edilerek tek öncelik “petrol” olarak belirlenmiş; şaşırtıcı şekilde rejimin kilit isimleri görevde tutularak ülke fiilen bir “Trump himayesine” dönüştürülmüştür.[3] Bu süreçte, Nobel ödüllü muhalif María Corina Machado gibi isimlerin Trump tarafından soğuk bir şekilde dışlanması, Washington’ın ideolojik bir değişimden ziyade pragmatik bir kaynak yönetimi peşinde olduğunu kanıtlarken, ABD’nin yumuşak güç kavramını tamamen bir kenara iterek “akıllı güç” yerine “kaba kuvvet” ile hegemonya tesis ettiğini göstermektedir.
Washington’ın bu tahakkümü, sadece bölgesel bir düzenleme değil, aynı zamanda Çin, Rusya ve İran gibi aktörlerin Batı Yarımküredeki varlığını tasfiye etmeyi amaçlayan stratejik bir ambargodur. Trump yönetimi, geçici başkan Delcy Rodriguez’e petrol ihracatının başlaması karşılığında Avrasya bloku ile tüm askerî ve ekonomik bağların koparılması şartını dayatırken, Venezuela’nın tankerlerini kontrol altına alarak rejimi mali iflas tehdidiyle dize getirmeyi hedeflemektedir.[4] Bu enerji savaşı, ABD Sahil Güvenliğinin İzlanda açıklarında Rus bayraklı “Marinera” tankerine el koymasıyla Kuzey Atlantik’e de taşınmıştır; Rusya tarafı bu durumu “21. yüzyıl korsanlığı” olarak nitelerken, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth ablukanın süreceğini ilan etmiştir.[5] 7 Ocak günü Rusya Ulaştırma Bakanlığı, açık denizde seyreden bu gemiye yapılan hukuk dışı müdahalenin ardından iletişiminin kesildiğini duyurmuştur.[6] Grönland üzerindeki hak iddiaları ve Zengezur gibi stratejik noktalardaki ABD varlığı, İpek Yolu’na alternatif rotaları tıkama amacı taşırken, aslında Çin’e karşı küresel bir “kale kuşatması” harekatı yürütüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Küresel ölçekte devam eden bu “Sert Güç” projeksiyonu, Avrupa Birliği’ni (AB) de radikal bir stratejik özerklik arayışına sürüklemiştir. Trump’ın Grönland’ı işgal etme planlarını operasyonel düzleme taşıması, bir Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesinin diğerini toprak bütünlüğüyle tehdit etmesi sonucunu doğurarak transatlantik ittifakını “haritasız sulara” sürüklemiştir.[7] Özellikle Fransa ve Almanya merkezli AB ekseni, ABD’nin bu öngörülemez ve tehditkâr tutumuna karşı, klasik NATO anlayışından sıyrılarak kendi “savunma mimarisini” kurma yolunda tarihsel adımlar atmaya başlamıştır.
6 Ocak 2026 tarihinde Ukrayna, Fransa ve İngiltere arasında imzalanan ve çok uluslu güçlerin Ukrayna topraklarına konuşlandırılmasını öngören Niyet Beyanı, Paris’in kıta güvenliğinde inisiyatifi ele alma ve Washington’ın “uzlaşı” baskılarına karşı direnç gösterme iradesini temsil etmektedir.[8] Zelenskiy, Macron ve Starmer’ın bu hamlesi, Trump’ın Ukrayna barış diyaloğunu Venezuela kozuyla “soğutma” ve müttefiklerini kendi çizgisine zorlama politikasına[9] karşı radikal bir yanıttır. Zira AB, artık Washington’ın “Amerikan çıkarlarını” tek taraflı dayattığı bir düzende kendi bekasını savaşa girme pahasına korumaya kararlı görünmektedir.
Rusya Dışişleri Sözcüsü Zaharova’nın da vurguladığı üzere, Washington’ın enerji hırsı uğruna insan hayatını ve uluslararası hukuku hiçe sayan eylemleri, küresel sistemi tam bir kaos eşiğine taşımıştır.[10] ABD’nin Güney ve Kuzey Amerika’yı birleştirerek elde etmeye çalıştığı mutlak hegemonya, Avrasya’da Rusya ve Çin’in, Avrupa’da ise stratejik bağımsızlık arayan Almanya ve Fransa liderliğindeki AB’nin direnciyle karşılaşmaktadır. Bu yeni “Büyük Oyun”, 21. yüzyılın diplomatik nezaketini tamamen ortadan kaldırmış ve yerini toprak işgallerinden korsanlığa kadar uzanan, askerî gücün tek belirleyici olduğu tekinsiz bir döneme bırakmıştır.
Mevcut konjonktür, ABD’nin “Birleşik Amerika” ideali olarak adlandırılabilecek bu durumu gerçekleştirmek adına kıta üzerindeki tüm yabancı askerî ve ekonomik varlığı cerrahi operasyonlarla temizlemeye devam edeceğini göstermektedir. Trump yönetiminin Venezuela’da elde ettiği neticeyi, Küba ve Nikaragua gibi diğer “ideolojik adacıklara” karşı bir domino etkisi yaratmak için kullanacağı öngörülebilir; bu durum, Batı Yarımkürenin uluslararası hukukun değil, sadece Washington’ın iç hukuk ve güvenlik normlarının geçerli olduğu kapalı bir havzaya dönüşmesi riskini taşımaktadır. Çin’in bölgedeki Kuşak ve Yol yatırımlarına ve Rusya’nın stratejik nükleer devriyelerine karşı gösterilen bu sıfır toleranslı yaklaşım, süper güçler arasındaki rekabetin vekalet savaşlarından doğrudan deniz ablukalarına ve toprak işgali tehditlerine evrildiği, kurallara dayalı dünya düzeninin yerini “güçlü olanın haklı olduğu” bir anarşiye bıraktığı yeni bir karanlık çağı müjdelemektedir.
Avrupa ayağında ise, Fransa ve Almanya liderliğindeki AB’nin, ABD’nin NATO’yu bir işbirliği platformundan ziyade bir “emir-komuta zinciri” olarak kullanmasına karşı daha sert ve askerî temelli bir kopuş yaşaması beklenmektedir. Ukrayna’ya çok uluslu Avrupa gücü konuşlandırma girişimi, sadece Rusya’ya karşı bir bariyer değil, aynı zamanda Washington’ın Avrupa güvenliğini kendi pazarlıkları için bir takas unsuru olarak kullanmasına verilmiş bir “stratejik veto” niteliğindedir. Önümüzdeki süreçte, Transatlantik ilişkilerindeki bu yapısal kırılmanın, AB’nin kendi nükleer caydırıcılığını ve bağımsız lojistik hatlarını kurma çabasıyla derinleşeceği; dünyanın ise “Amerikan Kıtası Hegemonyası” ile “Avrupa-Asya Direnç Ekseni” arasında, 19. yüzyılın emperyalist rekabetlerini anımsatan çok kutuplu ve yüksek gerilimli bir çatışma zeminine oturacağı öngörülmektedir.
Özetle, Washington’ın Venezuela’dan Grönland’a uzanan hamleleri, 21. yüzyılın başında ilan edilen “liberal düzenin” tabutuna çakılan son çivi niteliğindedir. Moskova’nın da vurguladığı üzere, Washington’ın enerji hırsı uğruna insanî hayatı ve uluslararası hukuku hiçe sayan eylemleri, küresel sistemi tam bir kaos eşiğine taşımıştır. ABD’nin Kuzey ve Güney Amerika’yı bütüncül bir jeopolitik blok haline getirme çabası, Avrasya’da Rusya ve Çin’in, Avrupa’da ise stratejik bağımsızlık arayan Fransa liderliğindeki AB’nin direnciyle karşılaşmaktadır. Gelinen noktada uluslararası ilişkiler, “yumuşak güç” ve “demokrasi ihracı” retoriğinden sıyrılarak, 20. yüzyılın başındaki gibi saf askerî güç ve kaynak kontrolü odaklı bir “Büyük Oyun”a dönüşmüştür; bu yeni dönemde egemenlik hakları artık uluslararası sözleşmelerle değil, sahadaki askerî kapasite ve ekonomik abluka gücüyle belirlenmektedir.
[1] Stefan Grobe, “What is the Monroe Doctrine that Trump invoked to justify the Maduro raid?”, Euronews, https://www.euronews.com/2026/01/07/what-is-the-monroe-doctrine-that-trump-invoked-to-justify-the-maduro-raid, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[2] Matthew Olay, “Trump Announces U.S. Military’s Capture of Maduro”, U.S. Department of War, https://www.war.gov/News/News-Stories/Article/Article/4370431/trump-announces-us-militarys-capture-of-maduro/, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[3] Diana Cariboni, “Venezuela and the journey from Monroe’s Doctrine to Trump’s Jungle Law”, OpenDemocracy, https://www.opendemocracy.net/en/venezuela-coup-trump-united-states-monroe-doctrine-maduro, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[4] Anne Flaherty, Allison Pecorin ve Rachel Scott, “Trump demands Venezuela kick out China and Russia, partner only with US on oil: Exclusive”, ABC News, https://abcnews.go.com/Politics/trump-demands-venezuela-kick-china-russia-partner-us/story?id=128963238, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[5] “Piratstvo i narusheniye Konventsii OON. Glavnoye o zaderzhanii SSHA tankera ‘Marinera’”, TASS, https://tass.ru/mezhdunarodnaya-panorama/26103357, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[6] “Mintrans RF podtverdil zaderzhaniye sudna ‘Marinera’ VMS SSHA”, TASS, https://tass.ru/politika/26103299, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[7] “White House Draws Up Plans to Acquire Greenland as Trump Revives Territorial Ambitions”, High North News, https://highnorthnews.com/en/white-house-draws-plans-acquire-greenland-trump-revives-territorial-ambitions, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[8] “Ukraine, France, UK sign declaration of intent on multinational forces deployment”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202601/1352509.shtml, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[9] “Ekspert Zharikhin: situatsiya v Venesuele zatormozila dialog RF i SSHA po Ukraine”, TASS, https://tass.ru/politika/26104211, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
[10] Anfisa Dubrovskaya, “Zakharova otvetila na zayavleniye SSHA o ‘beskrovnoy’ operatsii v Venesuele”, Gazeta Ru, https://www.gazeta.ru/politics/news/2026/01/07/27574075.shtml?utm_auth=false, (Erişim Tarihi: 07.01.2026).
