Tarih:

Paylaş:

Avrupa Birliği’nin Batı Balkanlar Politikası

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Avrupa Birliği’nin (AB) Batı Balkanlar politikası; Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Karadağ, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Kosova üzerinden değerlendirilmektedir. Bu ülkelerin coğrafi konumu göz önünde bulundurulduğunda güvenlik, istikrar, geçiş yolları ve ticaret açısından Avrupa için geçmişten günümüze önemli bir Batı Balkanlar’ın büyük önem arz ettiği anlaşılmaktadır. Etnik çeşitliliği fazla olan bölge, Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte etkilerinin günümüzde dahi devam ettiği etnik çatışmalara, bağımsızlık mücadelelerine ve tüm bunların neticesinde azınlık sorunlarına tanıklık etmiştir; etmektedir.

Avrupa’nın komşusunda yaşanan bu istikrarsızlıklar, yasadışı göç, organize suçlar gibi sorunlara sebep olmakta ve AB güvenliğini tehdit etmektedir. Nitekim 2014 yılında Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan Genişleme Strateji Belgesi’nde, Batı Balkanlar’la müzakere süreci aday ülkelerde demokrasi, temel özgürlükler, hukukun üstünlüğü alanlarının güçlendirileceği ve böylece sınırı aşan suçların etkisi azaltılarak Avrupa’nın daha güvenli hale getirileceği belirtilmiştir.[1]

Ayrıca AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nın temel hedeflerinden olan çatışmaların önlenmesi, barışın korunması ve uluslararası güvenliğin sağlanması ilkelerine binaen 2003 yılında Concordia Operasyonu’yla Kuzey Makedonya’da, 2004 senesinde EUFOR Althea Askeri Operasyonu’yla Bosna-Hersek’te, AB Hukukun Üstünlüğü Misyonu’yla Bosna-Hersek ve Kosova’da yer alarak hem bölgede var olmak istemiş hem de genişleme politikası çerçevesinde AB normlarının bölgeye empoze ederek istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmuştur.

Diğer yandan bölge, AB için jeopolitik açıdan değerlidir. Batı Balkanlar, AB’nin güneydoğusu ve merkez ülkeleri arasında köprü niteliğinde olmasının yanı sıra Avrupa ile Ortadoğu ve Asya arasında ulaşım maliyetini düşürecek coğrafi konuma sahiptir. Bununla birlikte, enerji nakil hatları üzerinde bulunan coğrafya, günümüzde Avrupa için hayati derecede önemi olan AB enerjisinin Rusya’ya olan bağımlılığını azaltması ve enerji güvenliğinin sağlanması açısından AB’ye fırsat sunmaktadır.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Bearbock’un da ifade ettiği gibi, Batı Balkanlar yalnızca coğrafi olarak değil; siyasi bakımdan da Avrupa’nın kalbinde yer almaktadır. Bu sebeple Rusya ve Çin’in bölgede nüfuz alanı oluşturması istenmemektedir. Özellikle de Rusya-Ukrayna Savaşı’yla Avrupa, Rus tehdidiyle mücadeleye odaklanmıştır. Moskova’nın Batı Balkan ülkeleriyle tarihi ve kültürel bağlarına vurgu yapması ise Sırbistan, Kosova, Bosna-Hersek gibi ülkelerin Ukraynalaşması ve Sırp milliyetçiliğinin körüklenmesi endişelerine sebep olmuştur.

Söz konusu durum, bölge ülkelerinin AB üyeliği konusundaki söylemlerini arttırmıştır. Örneğin Kuzey Makedonya Dışişleri Bakanı Bujar Osmani, AB’nin önemli bir kavşakta olduğunu, Batı Balkanlar’ı dışarıda bıraktığı takdirde, daha fazla kaybeden tarafın AB olacağını söylemiştir.[2]

Esasen Batı Balkanlar’ın AB üyelik serüveni son derece uzun soluklu olmuştur: 1999 yılında “İstikrar ve Ortaklık Süreci”yle başlamış; ikili ilişkilerin genel çerçevesinin çizildiği 19-21 Haziran 2003 tarihli Selanik Zirvesi’nde geliştirilmiştir. Zirvede, bölgenin AB’nin ayrılmaz parçası olduğu ve ilişkilerin derinleştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

AB üyelik yolculuğunda bölge ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesinin; ekonomileri, demokrasi standartları, insan hakları, iyi yönetişim ve hukukun üstünlüğüne saygı konusunda geniş kapsamlı reformlarda gösterdikleri performansa bağlı olacağı belirtilmiştir.[3] 2014 yılında başlayan Berlin Süreci’yle AB ve bölge ülkelerinin entegrasyonunun hızlandırılması amaçlanmıştır. Ancak aradan geçen süreçte Batı Balkan ülkelerinin AB üyeliği gerçekleşmemiştir. Nitekim Bosna-Hersek ve Kosova, potansiyel aday ülke; Kuzey Makedonya, 2005; Karadağ, 2010; Sırbistan, 2012 ve Arnavutluk, 2014 yılından beri aday ülkelerdir.

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, bölgesel barışı sağlama stratejisi kapsamında AB’nin Batı Balkan ülkelerinin üyelik süreçlerini hızlandırmak için destek vermesi gerektiği[4] ve Ukrayna’dan önce Batı Balkanların üyeliğinin gerçekleşmesinin AB’nin güvenilirliğiyle uyumlu olduğu[5] yönünde açıklamalarda bulunmaktadır. Yalnızca bu açıklamalar değil, Alman üst düzey yetkililerin Batı Balkanlar ziyaretleri de Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında artmıştır. Dahası Manuel Sarrazin, Federal Hükümet’in Batı Balkan Ülkeleri Özel Temsilcisi olarak atanmış ve Almanya’yla bölge devletleri arasındaki doğrudan geliştirilmesi amaçlanmıştır. Tüm bu gelişmeler vesilesiyle Almanya’nın, AB üyesi ülkeler arasında Batı Balkanlar’la ilişkilerin geliştirilmesi noktasında mühim bir sorumluluk üstlendiği anlaşılmaktadır.  

Batı Balkanlar ile AB’yi yakınlaştıran bir diğer konu da ekonomik münasebetlerdir. Bölge ülkelerinin her biriyle imzalanan İstikrar ve Ortaklık Anlaşmaları’yla (Arnavutluk’la 2009, Kuzey Makedonya’yla 2004, Karadağ’la 2010, Sırbistan’la 2013, Bosna-Hersek’le 2015 ve Kosova’yla 2016 yılında) AB’yle ticaret kolaylaştırılmakta ve bölge, AB standartlarına uyumlu hale getirilerek AB pazarına entegrasyonun sağlanması hızlandırılmaktadır.

Anlaşma hükümlerinin uygulanmasıyla tarifelerin ve tarife dışı engellerin kaldırılmaya, ticaret ve yatırımla ilgili düzenlemelerin yapılmaya ve kurumların AB’yle uyumlu hale getirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Ticari ilişkiler açısından AB ile bölge ülkeleri arasında bütünleşme sağlanmıştır. 2021 yılı verileri incelendiğinde, mamul mallarda AB’nin Batı Balkanlar’a ihracat oranının %75, ithalat oranının ise %76 olduğu görülmektedir. Batı Balkan devletlerinin ithalatında ve ihracatında Almanya ilk sıradayken; İtalya ise ikinci sırada yer almaktadır.[6] AB, Batı Balkan ülkelerinin en büyük ticaret ortağı olmasının yanı sıra yabancı yatırımcıların da kaynağını oluşturmakta ve bölge ülkelerini ekonomilerini finansal yardımlarla desteklenmektedir. Dolayısıyla ekonomik entegrasyon, iki taraf için de fayda sağlamaktadır.

Özetle AB, Batı Balkanlar’a genişleme politikası çerçevesinde yaklaşmaktadır. Genişleme politikasıyla Avrupa güvenliğinin sağlanması, Batı Balkanlar’ın jeopolitik özelliğinden azami seviyede faydalanılması, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve Rusya’nın Balkanlar’daki etkisinin azaltılması amaçlanmaktadır.

Üyelik söz konusu olduğunda ise AB’nin temel bir yaklaşımı vardır: AB’ye yeni bir üyeliğin gerçekleşmesi, aday ülkenin faydasının maliyetinden daha fazla olması durumunda gerçekleşmektedir. Fayda ile maliyet dengesine bakıldığında, AB’nin Batı Balkan ülkeleriyle ilgili AB’yi istikrarsızlaştıracak birtakım çekincelerinin olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle Batı Balkanlar’ın AB üyeliğinin önündeki iç siyasi engelleri kaldırma, komşularla olan anlaşmazlıkları çözme ve reformları hızlandırma konularında daha fazla çaba göstermeleri gerektiğine inanılmaktadır.

Diğer yandan, üye ülkelerden İspanya, Romanya, Slovakya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, Kosova’yı tanımamaktadır. Her ne kadar günümüzde yumuşamış gibi görünse de Bulgaristan’ın Kuzey Makedonya’yla bir dil sorunu vardır ve bu sorundan dolayı Sofya, Kuzey Makedonya’nın üyeliğini engelleyici bir tavır benimsemektedir.

Bölge ülkelerine bakıldığında, üyelik koşullarının gerçekleşmesi yönünde sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirdikleri söylenemez. Sırbistan ile Kosova arasında çözülemeyen sorunlar, Bosna-Hersek’teki ayrılıkçı ve milliyetçi yapılar gibi birçok sorun devam etmektedir.

Tüm bunlara ek olarak ekonomik kriz, mülteci sorunu, Covid-19 salgını ve Ukrayna Krizi gibi her dönem AB’nin gündemini meşgul eden öncelikli konuların olması nedeniyle Batı Balkanlar’a ikincil derecede önem verildiği varsayılırsa, Batı Balkan ülkelerinin AB’ye üyeliğinin kısa vadede gerçekleşmesi, gerçekçi bir beklenti değildir. Yine de AB’yle ilişkilerin geliştirilmesi, bölge ülkelerini reformların gerçekleştirilmesi konusunda motive etmektedir. Sonuç olarak siyasi, ekonomik ve hukuki alanlarda gerçekleştirilen her reform, bölge devletlerinin demokratikleşmesi adına atılmış önemli birer adımken; AB açısından da Rusya ve Çin karşısında bölgenin Batılı imajını koruması bakımından da oldukça değerlidir.


[1]“Enlargement Strategy and Main Challenges”, European Commission, https://abdigm.meb.gov.tr/projeler/ois/008.pdf, (Erişim Tarihi: 15.08.2022).

[2]“AB’yi Uyardı: Batı Balkanlar’ın İstikrarı Buna Bağlı”, Star, https://www.star.com.tr/dunya/abyi-uyardi-bati-balkanlarin-istikrari-buna-bagli-haber-1718864/, (Erişim Tarihi: 15.08.2022).

[3]“The Thessaloniki Summit: A Milestone İn The European Union’s Relations With The Western Balkans”, European Commission, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/IP_03_860, (Erişim Tarihi: 15.08.2022).

[4]“Scholz: Bölgenin Güvenliği İçin Batı Balkan Ülkelerinin AB Üyeliğini Desteklemeliyiz”, Euronews, https://tr.euronews.com/2022/03/23/scholz-bolgenin-guvenligi-icin-bat-balkan-ulkelerinin-ab-uyeligini-desteklemeliyiz, (Erişim Tarihi: 15.08.2022).

[5]“Almanya Başbakanı Scholz: Ukrayna’dan Önce Batı Balkan Ülkelerini AB’de Görmek İstiyoruz”, Euronews, https://tr.euronews.com/2022/05/19/almanya-basbakan-scholz-ukrayna-dan-once-bat-balkan-ulkelerini-ab-de-gormek-istiyoruz, (Erişim Tarihi: 15.08.2022).

[6]“Western Balkans-EU İnternational Trade İn Goods Statistics”, Eurostat, https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=Western_Balkans-EU_international_trade_in_goods_statistics&oldid=526493#Serbia_is_the_largest_trade_partner_of_the_EU_in_the_Western_Balkans, (Erişim Tarihi: 15.08.2022).

Gamze BAL
Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Akabinde Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda başladığı yüksek lisans eğitimini “1992 Sonrası Avrupa Birliği’nin Filistin-İsrail Sorununa Yaklaşımı” başlıklı teziyle tamamlamıştır. 2021-2022 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim Dalı’nda doktora ders dönemini tamamlamıştır. Halihazırda Bal, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine devam etmektedir. İleri derecede İngilizce bilen Bal’ın başlıca çalışma alanları, Avrupa Birliği, güvenlik, etnik çatışmalar ve çatışma çözümü yöntemleridir.