Tarih:

Paylaş:

Avrupa Konseyi’nin Yugoslavya Raporu

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Avrupa Konseyi, 23 Kasım 2023 tarihinde “Daha İyi Bir Gelecek İçin Geçmişle Yüzleşmek: Eski Yugoslavya Bölgesinde Adalet, Barış ve Sosyal Uyumun Sağlanması” başlıklı bir rapor yayımlamıştır.[1] Bu raporla birlikte Avrupa ve Balkanlar’daki barış ortamının önemi bir kez daha hatırlanmıştır.

Yugoslavya’nın parçalanması, 1990’larda ve 2000’lerin başında soykırım, işkence ve sistematik tecavüz gibi zulümlerin damgasını vurduğu yıkıcı savaşlara sebebiyet vermiştir. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ve yerel yargılamaları kapsayan geçiş dönemi adalet mekanizmaları aracılığıyla bu tarz suçların ele alınması için çaba gösterilmiştir. Bununla yanı sıra neredeyse otuz yıl sonra, bölücü eylemlerin yeniden yaşanması ve uzlaşma ve barışı engellemesiyle beraber birçok zorluk devam etmektedir. Geçiş dönemi adaleti çabaları; siyasi irade, hakikat arayışı ve kurumsal reform gibi kilit noktaların hayata geçirilememesi nedeniyle yavaşlamış veya durmuştur.

ICTY, 1990’lardaki savaşlarda olan insan hakları ihlallerini ele almak üzere 1993 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından kurulmuş ve 2017 yılında kapanmadan önce üst düzey liderlere odaklanarak 161 kişiyi suçlamıştır. Zorluklara rağmen, mağdurlar için adalet sağlayarak uluslararası hukuka katkıda bulunmuştur. Bölgedeki yerel soruşturmalar kısmen Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin etkisiyle savaş suçları davalarını ele almak üzere kurulan özel birimler ve stratejilerle ilerleme gösterilmiştir.

Bölge, şiddet dolu geçmişinden kalan ve halen daha çözümlenmemiş geçiş dönemi adaleti sıkıntılarıyla boğuşmakta ve bu durum, kapsayıcı demokrasi ve hukukun üstünlüğü yolunda ilerleme sağlanmasını engellemektedir. Aradan neredeyse otuz yıl geçmesine rağmen savaş suçlarının kovuşturulması engellenmekte, adli meselelerde işbirliği sınırlı kalmakta ve mağdur merkezli yaklaşımlar siyasi iradeden yoksun kalmaktadır.

Hayatta kalanlar toplumsal damgalanma ve desteğin yetersiz olmasıyla toplumsal ayrışmaları derinleştirmekte ve gerçek bir uzlaşmaya engel olmaktadır. Yerel ceza yargılamaları aracılığıyla zulümlerin cezasız kalmasını engelleme çabaları, kapasite sorunları ve siyasi irade eksikliği sebebiyetiyle yavaş ilerlemektedir. Sırbistan, Bosna Hersek ve Hırvatistan’da savaş suçu işlediğinden şüphelenilen 3.000’den fazla kişi halen soruşturulmayı beklemektedir. Davalarda mutlak bir yığılma mevcuttur ve savaşla ilgili adalet süreci son on yılda yavaşlamıştır.

Sırbistan’ın üst düzey kişiler yerine alt düzey faillere odaklanması endişelere yol açmıştır. Ülkede işlenen savaş suçları için Sırbistan’da açılan ilk davanın defalarca ertelenmesinde görüldüğü gibi yargılamalarda gecikmeler yaygındır. Karadağ’da 2015-2023 seneleri arasında yalnızca iki iddianame düzenlenmiş olup soruşturmalar genellikle üçüncü devletlerden gelen bilgilere dayanmaktadır. Kosova’da savaş suçlarının kovuşturma yetkisi 2019 senesinde yerel yargıya geçmiştir. Ancak soruşturmalarda geçmişten gelen eksiklikler günümüzde dahi bulunmaktadır. Hırvatistan, birçok kişi hakkında dava açmıştır, fakat gecikmeler ile cezalardaki orantısızlık konusunda endişeler görülmektedir. Bölgedeki yerel adalet mekanizmaları, kapasite ve verimlilik yoksunluğu sebebiyle eleştiriler almaktadır. Sanıkların korkutulması ve korunmasıyla alakalı sorunların yanı sıra adli işlemlerde özellikle belirli etnik grupları hedef gösteren gözle görülür etnik önyargılar da mevcuttur. Kosova’daki eski Kosova Kurtuluş Ordusu (KLA) üyeleri gibi bazı kişilerin savaş suçlarından sorumlu tutulması konusundaki isteksizlikle ilgili soru işaretleri oluşmaktadır ve bu durum, mağdurlar için adalet ve hesap verebilirlik konusunda çeşitli zorluklar yaratmaktadır.

Bölgedeki devletlerin kapsamlı tazminat programlarını gerçekleştirmedeki başarısızlıkları, sivil savaş mağdurları arasında hayal kırıklığı ve eşitsizliğe sebebiyet vermektedir. ICTY, bahsi geçen mağdurlar için gönüllü bir güven fonu oluşturulması için çağrılarılar yapılmasına rağmen böyle bir fon ne yazık ki oluşturulmamıştır. Tazminatlar hakkında bölgesel işbirliğinin olmaması, özellikle suçların işlendiği ülkeler dışındaki ülkelerde ikamet eden mağdurlar için sorunu daha derinleştirmektedir. Kapsayıcı programların eksikliğinde, mağdurlar mevcut sosyal koruma mekanizmalarına ve yetersiz olan bireysel mahkeme süreçlerine güvenmek zorunda bırakılmışlardır. Tazminatlara yönelik mevcut yaklaşım, sosyal uyumu teşvik etmek ve geçmişte yaşanan şiddetin mirasını ele alarak çözmek yerine eşitsizliği ve kızgınlığı daha da artırmaktadır.

Geçiş dönemi adalet süreçlerinin uygulanması, geçmişte meydana gelen dehşet verici olayların sorumlularını hesaba katmadan ziyade “bir daha asla” düşüncesini teşvik etmek suretiyle bir daha olmamasını öncelikli hale getirmelidir. Eğitim, arşivler ve bellek, bu bağlamda önemli rol oynar. Çünkü gelecek nesillerin geçmiş olayları anlama şeklini belirler ve empati ile adaleti sağlar. Geçiş dönemi adaletine bütüncül bir yaklaşımın oluşturulması, yapısal kök sebeplerini ele alarak eğitim reformu, tarih öğretimi, arşiv koruma ve anma çalışmalarına adanarak tarih revizyonizmine karşı mücadele vermeyi ve kapsayıcılığı teşvik etmeyi içerir. Geleceğin liderleri olan gençlere yatırımlar yapmak ve onları politika oluşturma sürecine dahil etmek önemlidir. Çünkü geçmişle baş etmek toplumsal bir roldür. Ayrımcılığı sona erdirmek için acil eğitim reformları şarttır. Farklı etnik kökenlerdeki çocukları kaynaştırarak çeşitlilikleri kabul etmeyi ve ortak aidiyet duygusu yaratmayı amaçlayan bütünleşik eğitim gereklidir.

Geçmişte yaşanan haksızlıkların hatırlanması, kesin olarak kınanması ve geçmiş hakkında hakikatin dile getirilmesi, demokratik toplumun ve insan haklarına olan bağlılığın teşviki için ana unsurlardır. Bu adım, demokratik bir toplum ve insan hakları açısından elzemdir. Anıtlaştırma faaliyetlerine kurbanların katılımı, nefret söylemi olmaması ve ayrımcılık içermemesi önemlidir. Tarih eğitimi de geçiş dönemi adaleti sağlamak için kıymetli bir unsurdur. Uluslararası standartlar, bilhassa çatışma ve sonrasında tarih öğretimi pratiklerine yönlendirilebilir. Arşivlerin korunması ve erişilebilir hale getirilmesi doğruluk arayışı ve hesap verme açısından için hayati öneme sahiptir. Son olarak, insan hakları savunucularının ve mağdurların çalışmalarını teşvik etmek ve onları desteklemek, hesap verebilirlik ve adaletin sağlanmasına katkıda bulunur. Sivil toplum örgütleri, siyasi baskılarla dışarıdan dayatılan gündemler olmaksızın kendi ideallerini belirleyebilirler. Ek olarak, iktidarların şiddeti ve insan hakları ihlallerini önleme konusunda başlıca sorumluluk üstlenmeleri, sivil toplumun da destekleyici bir rol oynaması gerekmektedir.

Eski Yugoslavya’daki geçmişle başa çıkma meselesi karmaşık ve bölgesel bir niteliğe sahiptir. Ancak mevcut hükümetlerin bölgesel olarak geçiş dönemi adalet süreçleri üzerinde çalışma isteği azalmaktadır. Radikalleşme, savaş suçlarının inkârı ve yanlış bilgiler gibi zorluklar çabaları karmaşıklaştırmaktadır. Uluslararası kuruluşların önerilerinin takip edilmesi ve devletleri geçmiş haksızlıklarla yüzleşmeye zorlamak önemlidir. Geçiş dönemi adaleti konusundaki eylem planları, kurban katılımı, tazminatlar, sivil toplumun güçlendirilmesi, eğitim gibi konulara odaklanarak geliştirilmelidir. Bölgesel koordinasyon, savaş suçlarının yargılanması, kayıp kişilerin aranması için hayati önem taşır. Sivil toplumun yerel düzeyde geçiş dönemi adaletini desteklemesi önemlidir.

Özetle, eski Yugoslavya gibi bölgelerde geçmişle yüzleşmek, geçiş dönemi adaleti süreçlerinde mağdurların ve hayatta kalanların haklarına öncelik verilmesini gerektirir. Gelecekte olası bir şiddet ihtimalini azaltmak ve geçmişteki zulümlerin inkar edilmesini önlemek amacıyla yasal kurumların güçlendirilmesi çok önemlidir. Sivil toplum örgütlerinin desteklenmesi, nesiller arası işbirliğinin teşvik edilmesi ve insan hakları savunucularının desteklenmesi elzemdir.

Devletler, geçmişte yaşanan adaletsizliklerin ele alınmasında artan uluslararası katılımla birlikte öncülük etmelidir. Radikalleşme ve savaş suçlarının inkârı gibi zorluklara rağmen, uluslararası tavsiyelere itibar edilmesi ve devletlerin geçmişteki yanlışlarla yüzleşmeleri için baskılanması gerekir. Geçiş dönemi adaletiyle alakalı eylem planları, mağdur katılımı, tazminat, sivil toplumun güçlendirilmesi ve eğitim üzerinde durulmalıdır. Savaş suçlarının çözümlenmesi ve kayıp bireylerin aranması için bölgesel koordinasyon hayati önem taşımaktadır. Ayrıca sivil toplum tarafından geçiş dönemi adaleti için yerel düzeyde destek verilmesi, oldukça faydalı bir yaklaşım olacaktır.


[1] “Dealing with the Past for a Better Future – Resolute efforts on dealing with the violent past are required in the region of the former Yugoslavia”, Council of Europe, https://t.ly/lbPVB, (Erişim Tarihi: 13.02.2024).

Melike AKIN
Melike AKIN
Melike Akın, 2021 yılında Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden "Türk-Yunan İlişkilerinde Ege Sorunu" başlıklı bitirme teziyle mezun olmuştur. 2022 yılından itibaren Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde yüksek lisans programında eğitimine devam etmektedir. "Ukrayna Savaşı’ndan Sonra AB’nin Enerji Arayışları: Bir Alternatif Olarak Güney Gaz Koridoru" başlıklı yüksek lisans tezini yazmaktadır. İleri düzeyde İngilizce bilen Melike’nin ana ilgi alanları arasında Avrupa Birliği, enerji diplomasisi ve uluslararası örgütler yer almaktadır.