Tarih:

Paylaş:

Avrupa’nın Enerji Kırılganlığı Macaristan’ı Haklı mı Çıkarıyor?

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Soğuk Savaş sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasının ardından SSCB’nin halefi olan Rusya, Batı’yla iyi ilişkiler geliştirmeye yönelmiştir. Bu süreçte başta Almanya olmak üzere Batılı devletler, Moskova yönetimiyle enerji üzerinden karşılıklı bağımlılık ilişkisi geliştirmeye çalışmıştır. Buradaki amaç, Rusya’nın uluslararası sisteme dahil edilmesi yoluyla yeni çatışmaların ve dolayısıyla savaşların engellenmesi olmuştur. Fakat Kremlin, özellikle de Vladimir Putin’in Rusya Devlet Başkanı olmasının ardından enerji boyutundaki ilişkileri, stratejik bir silah olarak tasarlamıştır. Nihayetinde Rus enerji devi Gazprom, Avrupa enerji piyasasında tekel konumuna ulaşmıştır. Bu da Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile Rusya arasında tek yönlü bir bağımlılık ilişkisinin meydana gelmesine sebebiyet vermiştir. Özellikle de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesinin ardından Moskova’nın enerji kartına başvurması, küresel düzeyde enerji krizinin yaşanmasını beraberinde getirmiştir.

Belirtmek gerekir ki; Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından Avrupalı devletler, kolektif bir tutum geliştirmeye çalışmış ve yekpare bir görüntü sergilemeye özen göstermiştir. Bu yaklaşım ise kendisini Rusya’ya yönelik yaptırımlarda göstermiştir. AB, Moskova yönetimi açısından savaşı sürdürülebilir olmaktan çıkarmayı hedefleyen ve Kremlin’e eylemlerinin cezasız kalmayacağını göstermeyi amaçlayan yedi farklı yaptırım paketi açıklamıştır. Bu süreçte Macaristan ise AB içerisindeki kırılganlığı yansıtan aktör olarak lanse edilmiştir. Zira Budapeşte yönetimi, başta enerji olmak üzere çeşitli konularda Rusya’ya uygulanan yaptırımlara karşı çekinceler ve itirazlar dile getiren başlıca aktör olmuştur.

Bununla birlikte Rusya’nın yaklaşan kış aylarını fırsata çevirerek üzerindeki yaptırım baskısını azaltmak maksadıyla enerji kartına başvurması, son dönemde Avrupa’daki kırılganlığın artacağına işaret etmektedir. Zira Rusya, teknik nedenleri gerekçe göstererek iki kez kısa süreliğine Kuzey Akım-I Doğalgaz Boru Hattı üzerinden Avrupa’ya yönelik doğalgaz akışını kesmiştir. Üçüncü kesinti ise 4 Eylül 2022 tarihinde gerçekleşmiş ve Kremlin yönetimi, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar kaldırılana kadar doğalgaz akışının gerçekleşmeyeceğini duyurmuştur.[1]

Söz konusu açıklamanın ardından Avrupalı devletlerin enerji konusundaki kırılganlığının arttığını gösteren birtakım gelişmeler yaşanmıştır. Öncelikle Macaristan’ın zaten Rusya’yla olan enerji ilişkilerini sonlandırmak istemediği hatırlatılmalıdır. Ayrıca Bulgaristan’ın da Ukrayna’daki savaşın başladığı ilk günlerde yöneldiği enerji tedarikçilerini çeşitlendirme arayışından uzaklaşarak Gazprom’la müzakerelerde bulunduğunun altı çizilmelidir. Fakat kırılganlığı derinleştirecek gelişmeler noktasında Rusya’nın Kuzey Akım-I üzerinden doğalgaz akışını kesmesinin ardından yaşanan hadiselere bakılmalıdır. Zira henüz kesintinin uzun süreli bir durum olmadığı anlaşılmadan 3 Eylül 2022 tarihinde Çekya’nın başkenti Prag’da yaklaşık 70.000 kişinin katıldığı bir eylem düzenlenmiştir.

Protestolar sırasında artan gaz fiyatlarına tepki gösteren insanlar, Çekya Hükümeti’nden Rusya-Ukrayna Savaşı’nda tarafsız bir tavır sergilemesini talep etmiştir.[2] Üstelik benzer protestoların Almanya ve Fransa’da da düzenlendiği görülmektedir.[3] Bu da “Avrupa’nın Enerji Kırılganlığı: Çekya’daki Protestolar Neye İşaret Ediyor?”[4] başlıklı analizimde de altını çizdiğim üzere, yaklaşan kış aylarına paralel olarak Batı’nın “değerler” üzerine inşa ettiği Rusya politikasındaki kırılganlığın artacağının habercisidir. Aynı zamanda bu durum, savaşın başından itibaren Avrupalı aktörler tarafından abartılı eleştirilerle tenkit edilen Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ı zamanın haklı çıkaracağını da düşündürmektedir.

Bu noktada üzerinde durulması ve vurgulanması gereken konu, Orban’ın bazı AB ülkelerinin yansıttığı gibi bir lider olmadığı; aksine Macaristan’ın kendi ulusal çıkarlarını göz önünde bulunduran her ulus-devlet gibi güç merkezleri arasındaki dengeleri gözeten çok yönlü bir dış politika uygulamasını savunduğu ve buna yönelik adımlar attığıdır.

Esasen Macaristan Başbakanı, Fidesz Partisi’ni iktidara taşıdığı 2010 yılından itibaren “Doğu Açılımı” yapmaktadır. Macar liderin doğu açılımı, iki temel dayanağa dayanmaktadır. Bunlardan ilki, ülkesine yalnızca Batı’dan değil; doğudan da yatırım çekmek istemesidir. Elbette buradaki hedef ise Rusya ve Çin’dir.[5] İkincisi ise George Soros’a bağlı Açık Toplum Enstitüsü’nün toplumsal hareketler yoluyla devletleri dizayn etmesine karşı yükselen itirazdır. Bu anlamda Doğu Açılımı gerçekleştiren Macaristan’ın Rusya’yla da yakın münasebetler tesis ettiği bilinmektedir.

Halihazırda Macaristan’ın gündeminde Avrupalı bazı güç odaklarının yansıttığı gibi bir Hun-Exit meselesi; yani AB’den çıkış senaryosu yoktur.[6] Bilakis Orban, AB’nin güçlü bir üyesi olmak maksadıyla birliğin beklentilerine uygun bir biçimde yolsuzlukla mücadele komisyonu oluşturulacağını açıklamış ve aslında şeffaflık noktasında kararlı bir lider olduğunu ortaya koymuştur.[7] Ancak AB’yi oluşturan diğer devletler gibi Macaristan da güçlü bir ulus-devlet olarak kendi ulusal çıkarlarını azami seviyede korumaya özen göstermektedir. Bu da Budapeşte’nin çok yönlü diplomasi anlayışının temel nedenidir.

Söz konusu anlayış nedeniyle Macaristan, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar konusunda kendi ulusal çıkarlarını önceleyen bir duruş geliştirmiştir. Bu durumda ise Macaristan’ın enerji anlamında Rusya’ya olan bağımlılığı belirleyici olmaktadır. Kış aylarında sıkıntı yaşamak istemeyen Budapeşte’nin kendi çıkarlarını önceleyen durumu, Batılı aktörlerin Budapeşte’yi “oyun bozan” gibi lanse etmesine neden olmuştur. Ayrıca Macaristan-Rusya ilişkilerinde bankacılık başta olmak üzere ekonomi alanında da mühim ilişkiler vardır. Tüm bu durum ise Budapeşte’nin meseleye çok daha rasyonel yaklaşmasına yol açmıştır.

Öte yandan Rusya-Ukrayna Savaşı karşısında değerler üzerinden bir araya geldiğini belirten ve Budapeşte’yi eleştiren AB ülkelerinde de kırılganlığın arttığı görülmektedir. Enerji kartını oynayan Moskova’nın Avrupa halklarındaki rahatsızlığı arttırdığı açıkça görülmektedir. Dolayısıyla sürecin Orban’ı haklı çıkardığı ve AB içerisinde kendi ulusal çıkarları gereği Macaristan’ın benimsediği çizgiyi içselleştirecek devletlerin sayısının artacağı öne sürülebilir.

Sonuç olarak Rusya-Ukrayna Savaşı’nda yaşanan süreç, Macaristan’ın en başından beri benimsediği tutumu içselleştirecek aktör sayısının artacağına işaret etmektedir. Avrupa’daki kırılganlığı gözler önüne seren gelişmeler de bunu teyit eder niteliktedir. Ancak bu durumun sanıldığı gibi Rusya’nın çıkarlarına hizmet edeceğini söylemek hatalı olacaktır. Zira Orban’ın da işaret ettiği üzere, Rusya ve Ukrayna’yı birilerinin uzlaştırması gerekmektedir. Dolayısıyla enerji konusundaki kırılganlık, Moskova’yla müzakere edebilen bir Avrupa realitesine kapı aralayabilir. Üstelik Macar liderin de belirttiği gibi, AB’nin böylesi bir tavır benimsemesi, yalnızca enerji açısından değil; ekonomik bakımdan da yeni fırsatlar yaratabilir.


[1] “Russia Blames Sanctions for Gas Pipeline Shutdown”, BBC, https://www.bbc.com/news/business-62789675, (Erişim Tarihi: 07.09.2022).

[2] “Tens of Thousands Protest in Prague Against Czech Government, EU and NATO”, Euractiv, https://www.euractiv.com/section/elections/news/tens-of-thousands-protest-in-prague-against-czech-government-eu-and-nato/, (Erişim Tarihi: 06.09.2022).

[3] “A Bitter Pill to Swallow for Europe: Locals Gripped with Severe Energy Crisis Protest Paying Price For Political Games”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202209/1274789.shtml, (Erişim Tarihi: 07.09.2022).

[4] Doğacan Başaran, “Avrupa’nın Enerji Kırılganlığı: Çekya’daki Protestolar Neye İşaret Ediyor?”, ANKASAM, https://www.ankasam.org/avrupanin-enerji-kirilganligi-cekyadaki-protestolar-neye-isaret-ediyor/, (Erişim Tarihi: 14.09.2022).

[5] Hadas Aron-Emily Holland, “Is Hungary Ukraine’s Biggest Problem in the European Union?”, War on the Rocks, https://warontherocks.com/2022/04/is-hungary-ukraines-biggest-problem-in-the-european-union/, (Erişim Tarihi: 07.09.2022).

[6] Sevinç İrem Balcı, “Macaristan Dışişleri ve Ticaret Enstitüsü Başdanışmanı Prof. Dr. László Vasa: “Hunexit Meselesi Macaristan’ın Gündeminde Değildir.””, ANKASAM, https://www.ankasam.org/macaristan-disisleri-ve-ticaret-enstitusu-basdanismani-prof-dr-laszlo-vasa-hunexit-meselesi-macaristanin-gundeminde-degildir/, (Erişim Tarihi: 14.09.2022).

[7] “Macaristan AB Fonlarını Alabilmek İçin Yolsuzlukla Mücadele Ajansı Kuruyor”, Milliyet, https://www.milliyet.com.tr/dunya/macaristan-ab-fonlarini-alabilmek-icin-yolsuzlukla-mucadele-ajansi-kuruyor-6820628, (Erişim Tarihi: 07.09.2022).

Dr. Doğacan BAŞARAN
Dr. Doğacan BAŞARAN, 2014 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek lisans derecesini, 2017 yılında Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda sunduğu ‘’Uluslararası Güç İlişkileri Bağlamında İkinci Dünya Savaşı Sonrası Hegemonik Mücadelelerin İncelenmesi’’ başlıklı teziyle almıştır. Doktora derecesini ise 2021 yılında Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı‘nda hazırladığı “İmparatorluk Düşüncesinin İran Dış Politikasına Yansımaları ve Milliyetçilik” başlıklı teziyle alan Başaran’ın başlıca çalışma alanları Uluslararası ilişkiler kuramları, Amerikan dış politikası, İran araştırmaları ve Afganistan çalışmalarıdır. Başaran iyi derecede İngilizce ve temel düzeyde Farsça bilmektedir.