Tarih:

Paylaş:

Avrupa’nın Göç Krizi’yle Mücadelesi

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

İtalya kıyılarına gelen göçmenlerin sayısı her geçen gün yeni bir rekora ulaşmaktadır. Bu durum, seçim kampanyası sırasında daha sıkı sınır kontrolleri sözü veren İtalya Başbakanı Giorgia Meloni Hükümeti için zorlu bir durum meydana getirmektedir. Tunus’taki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesi, İtalya’nın Lampedusa Adası’na gelen göçmen sayısında artışa neden olmuştur. Bu göçmenlerin Dublin Anlaşması’nın da öngördüğü gibi Avrupa ülkeleri arasında dağıtılması gerekirken, diğer Avrupa ülkeleri çok fazla göç baskısıyla karşı karşıya olduklarını belirterek İtalya’ya yeterli desteği sağlamaktan kaçınmaktadırlar.

Aslında mültecilerin kabulü ve Avrupa ülkeleri arasında yeniden yerleştirilmesi konusu Avrupa’da uzun süredir devam eden bir sorundur. Her Avrupa ülkesi, nüfusuna oranla sığınmacı başvurusu kabul etmesi gerekirken, bazı üye ülkelerin mülteci ve sığınmacılara kapılarını kapatmalarından dolayı yaşanılan Göç Krizi’nin boyutu her geçen gün büyümektedir. İtalya gibi bazı ülkeler ise daha fazla sayıda mülteci kabul etmek zorunda bırakılmaktadır.

Avrupa Birliği (AB), küresel sorunların çözümünde ortak sorumlulukların önemini vurgularken, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemde ülkelerin küresel sorunlardan farklı şekilde etkilendiği gerçeği yadsınamaz. Göç Krizi, bu durumun en iyi örneklerinden biridir. AB, üye devletleri göçle mücadelede insan haklarını koruyan kolektif ve şefkatli bir çözüm bulmaya çağırmaktadır. Buna rağmen Mülteci Krizi’nin her Avrupa ülkesinde yarattığı değişken etkiler ve iç siyasi zorluklar nedeniyle üye devletler ulusal düzeyde çözümlere başvurmaktadırlar. Örneğin Fransa, kendi ülkelerine yönelik göç akışlarında yüzde 100’lük bir artış olduğunu öne sürerek İtalya sınırı boyunca sınır güvenliğini artırma niyetini dile getirmiştir.[1] Belçika ise bir süre bekar erkeklerin iltica başvurularını kabul etmeyeceğini açıklamıştır.[2]

Göçmenler, AB içerisindeki Schengen Anlaşması’nın yürütülmesinde de zorluklara neden olmaktadır. Çünkü günümüzde devlet sınırları sadece politik bir kavram olmaktan çıkıp çok anlamlı bir karaktere sahip olmuştur. Başka bir deyişle, ülke sınırların farklı insanlar için farklı anlamları vardır. Bazıları için engel, bazıları içinse geçiş kapısı olarak görülebilir. Sığınma hakkının verilmesi, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde uluslararası bir yükümlülük olarak tanınmıştır. Fakat her sığınmacı başvurusunun bu haktan aynı seviyede yararlanamadığı görülmektedir. Bu da devlet sınırlarının farklı insanlar için farklı işlevler üstlendiği görüşünü desteklemektedir.

AB üye devletleri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Ukraynalı mülteci akınıyla uğraşırken birlik içinde insani bir göç politikasına bağlı kalabilmiştir. Bu olay, Avrupa’nın çok sayıda mülteciyle başa çıkma becerisini ortaya koymuştur. Diğer yandan AB ülkeleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelen mültecilere karşı aynı muameleyi yapmamaktadır. Etienne Balibar’in belirttiği gibi, aslında Avrupa bir sınır bölgesidir ve birliğin sınırları, istenmeyen bireylerin hareketliliğini sınırlamak amacıyla son derece ayrımcıdır.[3]

Göç konusunun kültür, kimlik ve ekonomi üzerindeki etkileri de AB üyesi ülkeler arasındaki bir diğer anlaşmazlık noktasını doğurmaktadır. Demografik açıdan bakıldığında, özellikle genç mülteci ve sığınmacıların gelişmiş ekonomilere göçü arzu edilebilir bir gelişme olarak görülebilir. Örneğin Belçika’da bazı politik gruplar, mültecilerin istihdam kaynağı olarak katkı sağlayabilmelerinden dolayı belgesiz göçmenlerin bile ekonomik sistemlere entegrasyonunun hızlandırılmasını savunmaktadır.[4] Öte yandan Meloni, Avrupa refah sistemindeki krizin çözümü konusunda Avrupa vatandaşlarına güvenilmesi gerektiğine inanmaktadır.[5]

Bu yaşananlara ek olarak Avrupa’da yaşanan göç krizinin sonuçlarından biri ise aşırı sağ partilerinin vatandaşlarının yabancı düşmanlığı duygularını körükleyerek halk arasında destek elde etmesine ve yükselişine katkıda bulunmasıdır. Özellikle 2015 yılından itibaren Suriye İç Savaşı’ndan ve Kuzey Afrika’dan kaçan mültecileri ve sığınmacıları Avrupalı aşırı sağ partiler, siyasi gündemlerini yeniden inşa etmek için bir fırsat olarak görmüştür. Artık yeni siyasi gündemlerini göçmen, mülteci ve sığınmacı akını karşıtı ve kamuoyunda büyüyen yabancı düşmanı görüşler üzerine şekillendirip kendilerini, kendi uluslarının büyük göçmen tehdidine karşı potansiyel kurtarıcıları olarak gösterme çabası içine girmişlerdir. Mesela Polonya’nın iktidardaki muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi, 15 Ekim 2023 tarihinde düzenlenecek genel seçimler için yürüttüğü kampanyasını özellikle Müslüman ülkelerden gelen göçmenlere karşı göçmen sorununu çözmek üzerine kurmuştur.[6]

Sonuç olarak, küreselleşmenin sınırları olmayan bir dünyaya doğru ilerlemediğini açıkça söyleyebiliriz. Aslında tam tersine dünyada bulunan sınırlar ve bu sınırların işlevleri artmıştır. Yalnızca toprakları bölmek yerine artık sınırların farklı insanlar için farklı görevler yerine getirdiği aşikârdır. AB, istenmeyen bireylerin dışlanması nedeniyle demokratik bir alanın oluşturamayan bir sınır bölgesi olarak değerlendirilebilir. AB’nin üye devletlerin ihtiyaçlarını ve sorunlarını çözmedeki başarısızlığından dolayı gelecekte “Avrupa şüpheci” duyguların ve yabancı düşmanlığının daha da artması muhtemeldir. Son yıllarda Avrupa’da göçmenlere yönelik artan şüphecilik, göç politikalarının sıkılaştırılmasına neden olurken mülteci ve sığınmacı konusundaki görüşlerin siyasi partilere ve üye devletlere göre değişmesi ve bu farklılığın uygulanan ulusal göçmenlik politikalarına yansımasından dolayı Avrupa’daki göçmenlik krizinin derinleşip daha akut bir hal alması öngörülebilir.


[1] “Migranti, Da Berlino Stop Ad Accoglienza Dei Richiedenti Asilo Dall’ıtalia”, Republica, https://www.repubblica.it/cronaca/2023/09/12/news/migranti_da_berlino_stop_ad_accoglienza_dei_richiedenti_asilo_dallitalia-414254801/?ref=RHLF-BG-I414254188-P2-S1-T1, (Erişim Tarihi: 19.09.2023).

[2] “Migranti, Da Berlino Stop Ad Accoglienza Dei Richiedenti Asilo Dall’ıtaliamigranti, Da Berlino Stop Ad Accoglienza Dei Richiedenti Asilo Dall’ıtalia”, Ilfatto Quotidiano, https://www.ilfattoquotidiano.it/2023/09/13/migranti-in-belgio-richiedenti-maschi-soli-esclusi-dallaccoglienza-mentre-il-sistema-produttivo-chiede-di-assumere-anche-gli-irregolari/7289458/, (Erişim Tarihi: 19.09.2023).

[3] Ioannis N. Grigoriadis, “Reviewed Work: We, the People of Europe? Reflections on Transnational Citizenship by Étienne Balibar”, Journal of International Affairs, 57(2), Land: Borders, Identity, Rights, (Spring 2004), s. 190.

[4] “Migranti, da Berlino stop ad accoglienza dei richiedenti asilo dall’ItaliaMigranti, da Berlino stop ad accoglienza dei richiedenti asilo dall’Italia”, a.g.e., (Erişim Tarihi: 19.09.2023).

[5] “Italy’s PM Says Migration Won’t Solve Europe’s Demographic Crisis”, Reuters, https://www.reuters.com/world/europe/italys-pm-legal-migration-wont-solve-europes-demographic-crisis-2023-09-14/, (Erişim Tarihi: 19.09.2023).

[6] “Poland’s Government Under Fire After Reports Of Cash-For-Visas Scheme”, Politico, https://www.politico.eu/article/poland-government-under-fire-cash-for-visa-scheme-scandal-election/, (Erişim Tarihi: 19.09.2023).

Lal İLHAN
Lal İLHAN
Lal İlhan, 2020 yılında Bologna Üniversitesi Siyasi Bilimler ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden "The Limits of Cosmopolitanism in the Era of Globalization" başlıklı bitirme teziyle mezun olmuştur. 2022 yılında Sapienza Roma Üniversitesi Kalkınma ve Uluslararası İşbirliği Bölümü'ndeki yüksek lisansını "Capitalism and Democracy; Undeniable Contradiction or Constructible Harmony" başlıklı teziyle tamamlamıştır. İleri derecede İngilizce ve İtalyanca bilen Lal’in başlıca ilgi alanları; Avrupa Birliği, uluslararası örgütler ve uluslararası kalkınmadır.