Avrupa’nın Stratejik Özerklik Arayışına Yeni Bir İvme: Macron’un Çin Ziyareti

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 5-7 Nisan 2023 tarihleri arasında Çin’e ziyarette bulunmuştur. Macron’un ziyaretine Avrupa Komisyon Başkanı Ursula Von der Leyen de eşlik etmiş ve ziyarette Çin-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri ile Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin çözüm arayışları ele alınmıştır. Ayrıca Paris-Pekin hattındaki ilişiklerde siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlik temelli işbirliğinin geliştirilmesi kararlaştırılmıştır.

Macron’un Çin ziyareti ve ziyaretin ardından verdiği röportaj, Avrupa’nın stratejik özerkliğini sağlaması mevzusunu yeniden gündeme getirmiştir. Bilindiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte Avrupa ülkeleri, Atlantik İttifakı’na dahil olmuş; Soğuk Savaş döneminde ise bu bağ perçinlenmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte ABD’nin güvenilirliğine ilişkin şüpheleri arttıran bölgesel ve küresel gelişmeler yaşanmıştır.

Dahası Fransa’nın öncülük ettiği bir grup Avrupa ülkesi, Avrupa’nın ekonomi, diplomasi, istihbarat, çatışma yönetimi, güvenlik ve dış politika kararlarında üçüncü ülkelerle bağımsız bir siyaset anlayışı geliştirmesini ve ABD’ye olan bağımlılığını azaltmasını amaçlayan stratejik özerklik yaklaşımını geliştirmişlerdir. Bu sayede AB’nin uluslararası arenada bir güç merkezi olarak konumlandırılabileceği düşünülmektedir.  

Kuşkusuz 27 üyeli AB’nin özellikle de güvenlik ve savunma konularında stratejik özerkliğini kazanabilmesi kolay aşılacak bir konu değildir. Zira “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) beyin ölümü gerçekleşti” ifadesi kullanılmasına rağmen 24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte Avrupa ülkelerinin ABD ve NATO’ya olan bakışında yumuşuma yaşanmış ve NATO sınırlarını genişleterek yeniden işlerlik kazanmıştır. Yani Rus tehdidi, bir yandan Avrupa-ABD bağını güçlendirirken; diğer taraftan da Avrupa’nın stratejik özerkliğiyle ilgili seslerin cılızlaşmasına sebep olmuştur.  Ancak savaşın uzamasıyla birlikte Avrupa kıtasında yaşanan enerji krizi, ekonomik kriz ve göç, toplumsal tepkilerde artış yaşanmasına sebebiyet vermiştir.

Küresel boyutu bulunan savaşın Avrupa’ya krizler olarak yansıdığı görülürken; savaşın seyrinde etkili olan ABD, AB’yi kendi safında tutmakta Rusya’yı sınırlandırmakta ve böylece küresel rakibi olan Çin’le mücadeleye daha fazla odaklanabilmektedir. Bir tarafta sorunlar artarken; diğer tarafın hedeflerine yönelik hamleler gerçekleştirmesi nedeniyle Fransa başta olmak üzere bazı Avrupalı ülkeler tarafından ABD’nin güvenilirliği yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. Nitekim Çin ziyareti dönüşünde verdiği röportajda Macron, şu ifadeleri kullanmıştır:[1]

“Avrupa’nın karşı karşıya olduğu en büyük risk bizim olmayan ve stratejik özerkliğimizi inşa etmemizi engelleyen krizlere yakalanmamız… Paradoks şu ki; paniğe kapılarak sadece Amerika’nın yandaşları olduğumuza inanıyoruz. Tayvan’da bir krizi hızlandırmak bizim çıkarımıza mı? Hayır…”

Aynı zamanda Macron, Avrupa’nın silah ve enerji için ABD’ye olan bağımlılığının arttığını, dolara olan bağımlılığın azaltılması gerektiğini ve Avrupa’nın savunma sanayilerini geliştirmeye odaklanması gerektiğini dile getirerek Avrupa’nın kendi doğrultusunda hareket etme imkanı tanıyacak olan stratejik özerkliğin önemini hatırlatmıştır.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın gölgesinde Avrupa’nın ABD’ye olan bağımlılığını azaltmasına ve stratejik özerkliğinin sağlanmasına yönelik yapılan bu açıklamalarda, Macron-Şi görüşmesinin olumlu geçmesinin etkisi bulunmaktadır. İki lider, Fransa-Çin ilişkilerine yeni bir boyut kazandıracağını düşündükleri bir bildiriyi imzalamışlardır. Bildiride siyasi diyaloğun güçlendirilmesi, karşılıklı güvenin teşvik edilmesi, dünya güvenliğinin ve istikrarının sağlanmasında ve küresel zorluklarda birlikte hareket edilmesi gibi konularda anlaşıldığı belirtilmiştir.[2]

Anlaşmanın siyasi diyaloğun ve karşılıklı güvenin güçlendirilmesinin önemi üzerinden şekillendiği anlaşılmaktadır. Siyasi olarak karşılıklı güvenin sağlanması, ticari ve ekonomik ilişkilerin gelişmesini de kolaylaştırmaktadır.

Dünya Bankası’nın, politika yapıcılar inisiyatif almazlarsa, küresel ekonomik büyüme, 2030 yılına kadar yılda %2,2 ile otuz yılın en düşük seviyesine düşeceği ve bunun dünya ekonomisi için kayıp bir on yılı başlatacağıyla ilgili uyarısı[3] ve günümüzde yaşanan küresel ekonomik kriz göz önünde bulundurulduğunda Fransa, AB’nin en önemli ticari ortağı olan Çin’le ekonomik ilişkileri geliştirmek istemektedir.

Nitekim Macron, Çin ziyaretine geniş bir iş heyetiyle katılmış ve ulaşım, enerji, tarım, kültür ve bilim gibi sektörlerdeki büyük şirketleri içeren çok sayıda ekonomik anlaşma imzalamıştır. Örneğin nükleer enerji üretiminde Fransız devlet kuruluşu olan EDF ve Çin kuruluşu CGN’nin devam eden ortaklıklarını yenilemiş; EDF ve China Energy Investment Corporation, açık deniz rüzgar enerjisi alanında anlaşma imzalamıştır. Fransız uçak üreticisi Airbus, Çin’in Tiencin şehrindeki fabrikasına yeni bir montaj hattı oluşturarak şirketin A320 modellerinin üretim kapasitesini iki katına çıkaracağını açıklanmıştır.[4]

Söz konusu durum, ABD’nin Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşındaki gücünü zayıflatırken; Avrupa’nın stratejik özerkliğinin sağlanmasına katkı olarak değerlendirilebilir. Bu noktada değinilmesi gereken bir konu daMacron’un dolara olan bağımlılığın azaltılması gerektiğini vurgulamasıdır.  Zira Macron’un bu yönde birtakım girişimleri de bulunmaktadır. Macron’un Çin ziyaretinden kısa bir süre önce Fransız Total Enerji, Çin devletine ait olan CNOOC şirketiyle LNG alımı konusunda anlaşmıştır. Bu alışverişte ödeme yöntemi olarak Çin’in ulusal para birimi olan yuanın kullanılmasına karar verilmiştir.[5] Fransa’nın yuan aracılığıyla ödeme yapmayı kabul etmesi, doların Avrupa’daki kullanımının azaltılmasına yönelik bir adım olarak yorumlanabilir. Diğer taraftan mevzubahis anlaşma, yuanın uluslararası ticarette tanınması ve uzun zamandır enerji piyasasına hakim olan doların egemenliğinin sarsılması açısından önemli bir gelişmedir.

Macron’un Çin ziyaretindeki önemli bir konu da askeri işbirliğinin geliştirilmesi olmuştur. Çin ve Fransa, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun Güney Cephesi ile Fransız Ordusu’nun Asya-Pasifik Komutanlığı arasındaki diyaloğu derinleştirme ve uluslararası ve bölgesel güvenlik meselelerinde fikir alışverişinde bulunulması hususunda anlaşmışlardır.

Görüldüğü üzere ABD, Avustralya ve İngiltere tarafından Hint-Pasifik’te Çin’i sınırlandırmayı amaçlayan AUKUS ortaklığının uygulama safhasının açıklanmasından kısa bir süre sonra, Çin ile Fransa arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi gündeme gelmiştir. Bu da Paris’in Asya-Pasifik’teki etkisini sürdürme çabası şeklinde okunabilir. Bilindiği gibi Fransa-Avustralya arasındaki denizaltı anlaşmasını Avustralya, AUKUS nedeniyle feshetmiştir. Bu anlaşma feshedilmeseydi Avrupa’nın başat aktörlerinden Fransa, bölgedeki gücünü arttıracak ve Avrupa’nın Asya-Pasifik stratejisinde öncülük yapma imkanına sahip olacaktı. Gelinen nokta itibarıyla bu senaryonun aksine Avrupa ülkeleri içinde İngiltere, ABD’yle birlikte hareket ederek bölgedeki nüfuzunu arttırmaktadır.

Özetle Macron’un Çin ziyareti, bağımsız Avrupa tartışmalarını yeniden alevlendirmiştir.  Bölgesel ve küresel gelişmelerde ABD’nin çıkarlarının öncelikli olduğu politikalara destek verilmesi, AB’nin ve Avrupa ülkelerinin ulusal çıkarlarını uygun hareket etmesini sınırlandırmakta; Macron’un deyimiyle Avrupa’yı ABD’nin kölesi yapmaktadır. Stratejik özerkliğin sağlanabilmesi ise Fransa-Çin ve AB-Çin ilişkileri de dahil olmak üzere üçüncü ülkelerle ilişkilerde ABD’nin etkisinden bağımsız, realpolitiğe uygun hareket edilmek istenmektedir. Macron’un Çin ziyaretinde yapılan anlaşmalardan, verilen taahhütlerden Çin’le ilişkilerde ABD’nin beklentisi olan kopuştan ziyade; karşılıklı kazan-kazana dayalı bir ilişki geliştirme çabasından da bu anlaşılmaktadır.

Neticede Paris-Pekin hattındaki yakınlaşma, stratejik özerklik yolculuğunda Avrupa’ya avantaj sağlayabilir; ancak başarı için yeterli değildir. Çünkü Avrupa’nın stratejik özerkliğinin sağlanması, AB’nin savunma alanında daha fazla entegre olmasını gerektirmektedir. Bu yönde arayışlar söz konusu olsa da bazı üye ülkeler, entegrasyonun derinleşmesi konusunda isteksiz davranmaktadır. Dahası Rusya-Ukrayna Savaşı örneğinde görüldüğü üzere, Avrupa güvenliğinin sağlanmasında ABD çoğu devlet açısından vazgeçilemez bir aktördür. Dolayısıyla küresel sorunların arttığı, jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı günümüzde Avrupa’nın stratejik özerklik hedefine ulaşmasının önünde hala ciddi engeller vardır.


[1] “Europe Must Resist Pressure to Become ‘America’s Followers,’ Says Macron”, Politico, https://www.politico.eu/article/emmanuel-macron-china-america-pressure-interview/, (Erişim Tarihi:10.04.2022).

[2] Liu Lirong, “Sino-French Joint Statement: Candid Dialogue and Pragmatic Cooperation”,CGTN, https://news.cgtn.com/news/2023-04-09/Sino-French-joint-statement-Candid-dialogue-and-pragmatic-cooperation-1iRp3vEvSpO/index.html, (Erişim Tarihi:10.04.2022).

[3] “World Bank Warns of ‘Lost Decade’ İn Global Growth Without Bold Policy Shifts”,World Economic Forum, https://www.weforum.org/agenda/2023/04/world-bank-warns-of-lost-decade-in-global-growth-without-bold-policy-shifts/#:~:text=Average%20potential%20global%20economic%20growth,investment%2C%20the%20World%20Bank%20warned,(Erişim Tarihi:10.04.2022).

[4]“France-China Relations: Trade, Investment, and Recent Developments”, China Briefing, https://www.china-briefing.com/news/france-china-relations-trade-investment-and-recent-developments/, (Erişim Tarihi:13.10.2022).

[5] “China Completes First LNG Cross-Border Yuan Settlement Transaction”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202303/1288160.shtml, (Erişim Tarihi:10.04.2022).

Gamze BAL
Gamze BAL
Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Akabinde Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda başladığı yüksek lisans eğitimini “1992 Sonrası Avrupa Birliği’nin Filistin-İsrail Sorununa Yaklaşımı” başlıklı teziyle tamamlamıştır. 2021-2022 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim Dalı’nda doktora ders dönemini tamamlamıştır. Halihazırda Bal, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine devam etmektedir. İleri derecede İngilizce bilen Bal’ın başlıca çalışma alanları, Avrupa Birliği, güvenlik, etnik çatışmalar ve çatışma çözümü yöntemleridir.

Benzer İçerikler