Azerbaycan ve Ermenistan Halklarının Barışı Nasıl Sağlanabilir?

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Uzun yıllar boyunca çatışan, birbirine kin ve nefret duyan, iyileşmez yaralar alan halklar arasında barışın tesis edilmesi ve uzlaşının sağlanması için genellikle “toplumlar arası diplomasi” yöntemi kullanılmaktadır. Zira halkların desteği olmadan yalnızca geleneksel diplomasi sayesinde varılan herhangi bir anlaşmanın yürütülmesi oldukça zordur. Resmi organlar tarafından uygulanan diplomasiye alternatif sayılmayan; ancak onu tamamlayan bir yöntem olan “toplumlar arası diplomasi”, genel olarak tarafların güven duyabileceği, açık görüşlü, arabuluculuk vasfı taşıyan bir sivil toplum kuruluşu veya bir üçüncü parti tarafından yürütülmektedir.  

Söz konusu diplomasi şekli, gayriresmi olması ve pratik katılım araçlarına izin vermesi bakımından özel bir değere sahiptir. Bu diplomasi türü, insanlar arasında güven oluşturmak için sağlam bir temel yaratmaktadır. Çünkü çatışmayı halklar değil; politikacılar başlatmaktadır.

Halkları barışa hazırlamanın en önemli araçlarından biri de ekonomik işbirliği fırsatlarının yaratılmasıdır. Bu anlamda bir zamanlar Gürcistan’ın Ermenistan sınırına yakın Marneuli bölgesindeki Sadakhlo köyünde kurulan bir pazar yeri, konuya dair güzel bir örnek oluşturmaktadır. Söz konusu pazar yerinde Azerbaycan Türklerinin, Ermenilerin ve Gürcülerin daha önce yaşanan anlaşmazlıkları unutarak alışveriş yapması, halkların birlikte yaşayabilme yeteneğini olumlu yönde etkilemiştir.

Günümüzde Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerginlikler devam etmekte ve taraflar, barış için somut adımlar atamamaktadır. Bu aşamada halkların birlikte yaşama olanakları, ortak işbirliği seçenekleri, öne sürülen teklifler ve tepkiler sık sık tartışılsa da her iki tarafın da buna henüz hazır olmadığı görülmektedir.

Güney Kafkasya’da da barış ve savaş, uzun yıllardır tartışılan iki olgudur. Kimi çevreler savaşta alınan yaralar daha iyileşmeden bölgede barış mesajlarının verilmesini aceleci bir tavır şeklinde değerlendirse de yeni bir savaşın çıkmasını engellemek adına belki de hızlı hareket etmek gerekmektedir. Nitekim kaybedecek zaman kalmamıştır.  

Toplumsal barış adına çalışmalar yapan ve bu nedenle de barış süreçlerine katkıda bulunabileceği bilinen insanların fikirlerine başvurmak farklı bir bakış açısı sunabilir. Dolayısıyla Azerbaycan ve Ermenistan tarafından önde gelen kişiler, halklar arasında barışın sağlanmasına yönelik uzlaşı arayışlarında bulunmalıdır. Nitekim Sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Yazarlar ve Gazeteciler Birliği Üyesi Albert Vaskanyan, barışın bir alternatifi olmadığını şu sözlerle vurgulamıştır:[1]

“Benden farklı düşünenlerin anlayışına güvenerek kendi görüşlerimi aktarmak istiyorum. Şu anda uzlaşma hakkında konuşmanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Karabağ’da hemen her gün bir cenaze defnedildi. Hala çok sayıda kayıp insan var. Savaşın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen bölge halkı yas tutmaya devam ediyor. 1994 yılının Mayıs ayına geri dönüldü. Ermeniler şimdi Azerbaycanlılarla yer değiştirdiler. Kazanan onlar oldu, Ermeniler ise kaybetti. Bu konuda kendi pozisyonum var. Ancak ne Azerbaycan’ın ne de Ermenistan’ın barışa hazır olduğunu düşünmüyorum. Yaraların arka plana atılması için mutlaka zamana ihtiyaç var. Sadece bizde değil; her yerde yaşanan savaşlarda siviller acı çekmektedir. Ben çok kez Türkiye’nin İstanbul kentinde bulundum. Azerbaycan Türkçesini bilmem sayesinde insanlarla rahatlıkla iletişim kurabildim. Tanrıdan bölgede barışı sağlamamıza yardımcı olmasını diliyorum.”

Güney Kafkasya’nın lokomotif devletinin Azerbaycan olduğunu düşünen, çocukluğu Bakü’de geçen ve her zaman özlem duyduğu Azerbaycan’a Rusya vatandaşlığı sayesinde ziyaret gerçekleştirebilen Aktivist Erik Khachaturyan ise konuya ilişkin düşüncelerini şu şekilde aktarmaktadır:[2]

“Ben en az iki nesil boyunca bölgede savaş yaşanmazsa kalıcı barışa inanabilirim. Her iki halk da barışa etki edebilir. Fakat ne yazık ki Ermenistan tarafında bir sivil toplum inisiyatifi görmemekteyiz. Bugün biz sivil toplum olarak, nerede ve kimin toprağında olursa olsun iletişim kurabilmeli ve bir masa etrafında buluşabilmeliyiz. Halkların refahı için barışçıl bir diyalog yürütülmelidir. Ermenistan kamuoyunda bu konuda söz sahibi olacak bireylerin olmadığını veya varsa da inisiyatif göstermekten çekindiklerini düşünmekteyiz. Üç ülke arasında doğrudan diyaloğun en iyi seçenek olduğunu her zaman vurgulamaktayım. Birçok insan da böyle düşünmektedir. Sosyal psikolojiyi ve gelenekleri bilmek burada önemli rol oynayabilir. Ayrıca Güney Kafkasya’nın lokomotifi Azerbaycan’dır.Diğer liderler akıllı, bilge ve barıştan yana bir politikacı olan Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nı dinlemeliler.”

2016 yılında, daha Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmanın devam ettiği yıllarda “Azerbaycan-Ermenistan Barış Platformu”nun kurulması gibi bir inisiyatifte bulunan Platform Direktörü Dilare Efendiyeva, Türkiye’de yaşayan Ermenilerin barışın sağlanması için köprü rolü oynayabileceklerini söyleyerek birtakım önerilerde bulunmaktadır:[3]  

“Azerbaycan ve Ermeni halklarının barışı, bölgenin güvenliğine ve refahına katkı sağlayacaktır. Küreselleşen dünyada bir ülkede meydana gelen olay, komşu ülkeye de yansımaktadır. Bu nedenle de biz bölge ülkeleri olarak aramızdaki irtibatı koparmamalı, üçüncü bir savaşın çıkmaması ve sivillerin hayatlarını kaybetmemesi için askeri çatışmalardan kaçınmalıyız. Halkların birbirlerine yönelik tepkisi de bazı siyasi kararların geç alınmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple karşılıklı olarak yararlı ortak çözümlere varabilmeyi denememiz gerekiyor. Her iki ülke halkı da barışın, güvenli bir bölge ve ekonomik istikrarın garantisi olduğunu anlamalıdır. 2016 yılında “Azerbaycan-Ermenistan Barış Platformu” kurulmuştur. Platformda farklı ülkelerin vatandaşları olan ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü destekleyen etnik olarak Ermeni siyasi uzmanlar, aktivistler, iş insanları, Azerbaycanlı hukukçular, sivil toplum kuruluşu üyeleri, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu’nda yer alan diğer ülkelerin sosyo-politik alanda faaliyet gösteren uzmanları temsil edilmekteydi. Sivil barış söylemlerinin dile getirilmediği yıllarda böyle bir girişimde bulunarak barışın mümkün olmasa bile en azından arzu edildiğini gösterebilmiştik. Türkiye de bu süreçte çok etkin bir rol oynamaktadır. Bence Türkiye’de yaşayan Ermeniler de Ermenistan halkıyla iletişim kurabilmek konusunda bir köprü rolü oynayabilirler. Bu da çatışmanın etnik veya dini bir çatışma olmadığının kanıtıdır. Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının bu alanda ortak çalışmalara başlamalarını arzu etmekteyim.İletişimin artmasıyla birlikte diyaloğa duygusallık değil; mantık hâkim olacaktır. Böylece çözüm gerektiren sorunlara ilişkin gerekli zemin hazırlanmış olacaktır.”

Ermenistan’da halkın büyük bir kısmı savaşın sonuçlarını hala kabullenmezken; Azerbaycan’da ise kazanılan zafere ilişkin kutlamalar sürmektedir. Bu durumda hiçbir taraf iyi komşuluk ilişkileri konusuna odaklanmak istememektedir.

Bilindiği gibi her savaş, milliyetçilik duygularını beslemekte ve bu duygular ise halkların uzlaşmasının önünde engel teşkil etmektedir. Yenilmiş veya zafere ulaşmış olmanın bu anlamda hiçbir farkı yoktur.

Onlarca yıllık ihtilaftan sonra, Bakü-Erivan hattındaki kalıcı barış; ancak sivil toplum öncülüğündeki uzlaşma yoluyla sağlanabilir. Görünen o ki diplomatik çabaların ve teknik anlaşmaların tek başına kalıcı barışı getirmesi mümkün olmayacaktır. Zira 30 yıllık ihtilafın ardından devletler arası görüşmelerin yapılması, iki halkı birbirine güvenmeye ve barışmaya ikna etmeye yetmeyecektir. Yani kalıcı barış, yalnızca halklar arasındaki uzlaşmayla sağlanabilir. Bu anlamda sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşmektedir.

Unutulmamalıdır ki; Karabağ Savaşı hem Ermenilerin hem de Azerbaycanlıların hayatını derinden etkilemiştir. Aradan geçen 30 yılda unutması zor çok fazla olay yaşanmışsa da insanlar barışmayı deneyebilirler. Bu anlamda sivil toplum kuruluşları, bir zamanlar birlikte yaşayan yaşlı Ermeniler ile Azerbaycanlıları yeniden bir araya getirecek adımlar atabilir. Eski arkadaş veya komşu olan bu insanlar, geçmiş günlerini hatırlayarak çocuklarına barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösterebilir. Kısacası Azerbaycanlılar ve Ermeniler arasındaki temaslarla halklar arasında karşılıklı güven hissinin oluşması mümkündür. Dolayısıyla vakit kaybetmenin anlamı yoktur.


[1] Sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Yazarlar ve Gazeteciler Birliği Üyesi Albert Vaskanyan’la yapılan görüşme.

[2] Aktivist Erik Khachaturyan’la yapılan görüşme.

[3] Azerbaycan-Ermenistan Barış Platformu Direktörü Dilare Efendiyeva’yla yapılan görüşme.

Ülviye FİLİYEVA ERKEÇ
Ülviye FİLİYEVA ERKEÇ
Ülviye FİLİYEVA ERKEÇ-Lisans eğitimini Bakü Devlet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamlayan Ülviye Filiyeva Erkeç, aynı zamanda Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden de mezun olmuştur. Yüksek lisans derecesini, Aksaray Üniversitesi Kent Sosyolojisi Programı’nda sunduğu “Türk ve Rus Basınındaki Algılanışı ile Türkiye’ye Evlilik Yolu ile Göç Olgusu” başlıklı tezle elde eden Erkeç, Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Bölge Çalışmaları Bilim Dalı’ndaki yüksek lisans eğitimini de sürdürmektedir. Filiyeva Erkeç, ileri seviyede İngilizce, Rusça, Avarca ve Azerbaycan Türkçesi bilmektedir.

Benzer İçerikler