Tarih:

Paylaş:

Çin’in Enerji Pazarında Orta Asya Tercihi

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla birlikte enerji konusu dünyada en çok konuşulan meselelerden biri olmuş ve devletler arasındaki münasebetleri etkileyen ana faktörlerden birine dönüşmüştür. Bu kapsamda enerji kaynaklarına sahip olan devletler, kaynaklarını ihraç edebilmeyi ve enerji ihtiyacı olan aktörler ise enerji güvenliğini tesis etmeyi istemektedir. Ancak bu durum, sadece enerji ticareti çerçevesinde değil; birçok açıdan ilişkileri etkilemekte ve devletlerin dış politikasındaki yönelimlerini şekillendirmektedir.

2021 yılına ait verilere göre Çin, dünyanın enerji tüketimi konusunda 165 katrilyon BTU ile ilk sıradadır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise yaklaşık 98 katrilyon BTU ile ikinci sıradadır.[1] Söz konusu durum, Çin’i enerji rezervlerine sahip olan devletler için önemli bir müşteri haline getirmektedir. Özellikle de Çin’le komşu veya bu ülkeye yakın coğrafyada bulunan devletler için Çin mühim bir müşteridir.

Çin’in artan üretim kapasitesine paralel olarak artan enerji ihtiyacı, bu süreçteki temel kıstas olmuştur. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte Moskova için Pekin’in önemi daha da artmıştır. Avrupa pazarını kaybeden Kremlin yönetimi, enerji ticaretinde Çin’i önemli bir alıcı olarak görmüştür. Bu bağlamda Çin’e olan enerji ihracatını arttırmak için Sibirya’nın Gücü 1’in yanı sıra Sibirya’nın Gücü 2’yi ve Kazakistan üzerinde yeni bir doğalgaz boru hattı inşa projesini hayata geçirmiştir.

Bu sayede Rusya, savaşla birlikte uğradığı kaybı, Çin üzerinden karşılamaya çalışmaktadır. Ancak projelerin kısa vadede hayata geçirilmesi kolay değildir. Zira yaptırımlara rağmen boru hatlarının inşası zorluklarla karşılaşabilir ve ayrıca Çin’in izleyeceği politika da önem arz edecektir. Çünkü Pekin, Moskova’yla yakınlaşsa bile Batı’dan gelecek tepkileri ve eleştirileri dikkate almaktadır. Nitekim Batı ile Çin arasındaki ticaret hacmi düşünüldüğünde, Pekin için ekonomik açıdan Moskova’nın ehemmiyeti zayıflamaktadır.

Bu bağlamda Çin, Rusya’nın inşa etmeye çalıştığı boru hatlarına karşı Türkmenistan gibi Orta Asya ülkeleriyle yürütülen projelere ilgi göstermektedir. Bilhassa Rusya ile Çin arasında doğrudan boru hattı inşası ve daha ucuz doğalgaz tedariki mümkünken; Pekin’in Aşkabat’tan daha pahalıya doğalgaz alımı ve bölgeyi boydan boya geçecek bir hat inşasına rağmen Orta Asya’yı tercih etmesinin[2] nedenleri arasında jeopolitik rekabet, yatırımların güvenliği, enerji güvenliği ve Batı’nın tepkisi gibi çeşitli gerekçeler bulunmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi Rusya, Batı’nın yaptırımlarına maruz kalmaktadır. Bu noktada Çin’in Rusya’nın enerji kaynaklarını almak istemesinin karşısında Rusya’nın Çin’e enerji kaynaklarını satma isteği çok daha güçlüdür. Zira Moskova’nın günümüzdeki temel önceliklerinden biri, Pekin’e satılan enerji kaynakları sayesinde ekonomisini iyileştirmektir. Bunun karşısında Çin, ithal ettiği ülkeleri çeşitlendirmeyi ve sadece Rusya’ya bağımlı olmamayı istemektedir.

Bununla birlikte Rusya ve Çin, komşu ve Batı karşısında hareket eden devletlerdir. Ayrıca iki taraf da çok kutuplu bir dünya sistemi inşa edilmesini hedeflemektedir. Yani Pekin ve Moskova, her ne kadar Batı merkezli tehditler karşısında ortak hareket etseler de birbirlerine karşı rakip olma noktasında güçlü bir potansiyel taşımaktadır. Zira Soğuk Savaş döneminde sol ideolojide olmalarına rağmen bu iki devlet, bir süre sonra farklı pozisyonlar almışlardır.

Diğer taraftan Orta Asya, post-Sovyet coğrafyanın bir parçasıdır. Rusya, bu bölgede kendisi dışındaki bir aktörün siyasi, ekonomik ve askeri varlık göstermesini istememektedir. Ancak Çin, Kuşak ve Yol Girişimi sayesinde Orta Asya devletleriyle çok boyutlu ve güçlü ilişkiler kurmayı hedeflemekte ve etki oluşturmaya çalışmaktadır. 19 Mayıs 2023 tarihli C+C5 Zirvesi / Toplantısı, bunun en somut göstergelerinden biri olarak ifade edilmektedir.

Bu süreçte Çin, yaptığı enerji temelli anlaşmalar ve yeni boru hatları vesilesiyle Orta Asya’daki ekonomik varlığını arttırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca Orta Asya’nın Batı’yla da münasebetleri bulunmakta, kurulacak ilişkilerde Batı’nın tepkisini çekme ihtimali zayıflamakta ve Çin’in yakın çevresindeki en istikrarlı ve güvenli coğrafyalardan biri olarak ön plana çıkmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra bölge devletleri, istikrarlı bir ekonomik kalkınma sürecindedir. Ayrıca azami seviyede yapılan anlaşmalara riayet etmektedirler. Bu nedenle Orta Asya devletleri, sert geçen kış ayları dışında enerji temini noktasında önemli ülkelerdir. Bu durum da Çin’in enerji güvenliği için oldukça mühimdir. Bunlarla birlikte enerji temini noktasında belirli bir miktarda maliyetli projelere katılsa da Çin, ülke içinde enerjinin taşınması konusunda maliyeti düşürmeye çalışmaktadır.

Sonuç olarak Çin, enerji kaynakları ihraç eden ülkeler için önemli bir müşteridir. Ancak enerji kaynaklarına ulaşırken; sadece en ucuz ve en az maliyetli coğrafyalara yönelmemektedir. Zira Çin’in enerji politikasını bölgesel ve küresel rekabet, enerji piyasasında yaşanan gelişmeler, Batılı aktörler, jeopolitik gelişmeler ve enerji güvenliği gibi faktörler şekillendirmektedir. Bu yüzden de Pekin, Orta Asya’ya yönelerek kazanımlarını azami seviyeye çıkarmaya ve kayıplarını asgari düzeye indirmeye çalışmaktadır.


[1] “Total Energy Consumption 2021”, EIA, https://www.eia.gov/international/rankings/country/CHN?pid=44&aid=2&f=A&y=01%2F01%2F2021&u=0&v=none&pa=44, (Erişim Tarihi: 26.05.2023).

[2] Chen Aizhu-Marat Gurt, “China Prioritising Turkmenistan over Russia in Next Big Pipeline Project”, Reuters, https://www.reuters.com/markets/commodities/china-prioritising-turkmenistan-over-russia-next-big-pipeline-project-2023-05-24/, (Erişim Tarihi: 26.05.2023).

Dr. Emrah KAYA
Dr. Emrah KAYA
ANKASAM Dış Politika Uzmanı Dr. Emrah Kaya, Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezundur. Yüksek lisans derecesini 2014 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde hazırladığı “Latin Amerika'da Sol Liderlerin Yükselişi ve Uluslararası Politikaya Etkisi: Venezuela-Bolivya Örneği” başlıklı teziyle almıştır. Kaya, doktora derecesini de 2022 yılında aynı üniversitede hazırladığı "Terörle Mücadelede Müzakere Yöntemi: ETA-FARC-LTTE-PKK" başlıklı teziyle elde etmiştir. İyi derecede İngilizce bilen Kaya'nın başlıca çalışma alanları; Orta Asya, Latin Amerika, terörizm ve barış süreçleridir.