Ermenistan’daki Darbe Girişiminin Bölge Jeopolitiğine Yansımaları ve ABD

10 Kasım 2020 tarihinde sona eren İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nın kaybeden tarafı olan Ermenistan’da patlak veren hükümet karşıtı protestolar, 25 Şubat 2021 tarihinde ülkeyi siyasi çatışmanın eşiğine getiren politik bir krize dönüşmüştür. Zira hükümet ile ordu arasında “füze krizi” ile tırmanan gerilim dikkatleri yeniden Güney Kafkasya’ya yöneltmiştir.

İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nda Ermenistan’ın toprak kayıpları, ülkenin gündemini belirleyen önemli faktörlerden biri olmuştur. Ermeni Siyaset Bilimci Arman Boshyan’ın görüşüne göre, sorunun temeli Dağlık Karabağ değil; Syunik bölgesinin Ermenistan için stratejik önemidir.[1] Bu bölgenin kontrolü, Aliyev ile Paşinyan arasında sınırların belirlendiği bir anlaşmayla Azerbaycan’a bırakılmıştır. Syunik bölgesinde özellikle Ermenistan ile İran sınırını birbirine bağlayan stratejik açıdan önemli yollar vardır ve bu bölge, şu anda Azerbaycan’ın kontrolündedir. İran’ın Rusya’yla ittifakı ve Ermenistan’la ticari ilişkileri bulunmaktadır. Tahran, Güney Kafkasya’da gerek Türkiye’nin gerekse de Batı’nın etkisini kırmak amacıyla Erivan’la stratejik ilişkiler kurmaktadır.

Syunik bölgesi, Ermenistan’ın güvenliği için olduğu kadar Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’den gelebilecek olası saldırılar karşısında, Azerbaycan topraklarının kullanılabileceği kaygısı nedeniyle İran için de stratejik öneme sahiptir. Syunik bölgesi, 2013 yılında Ermenistan ile İran arasında ortak ekonomik bölge olarak belirlenmiştir. Bölge, yıllarca İran sanayi ürünlerinin Ermenistan’a ulaştırılmasında kullanılmıştır. Nitekim Azerbaycan veya Türkiye’yle ilişkilerin kötüleşmesi durumunda İran ile Ermenistan arasındaki ticari bağlantıyı sağlayacak yolların bulunduğu tek bölge burasıdır. Mevzubahis bölge, Ermenistan ve İran için stratejik bir nokta olmasının yanı sıra Ermenistan’ın ekonomisi için de önem arz eden zengin bakır ve altın madenlerine sahiptir. Boshyan, söz konusu bölgenin Ermenistan’ın kontrolünden çıkmasına izin vermenin başlı başına bir darbe olduğunu ve bu sebeple Ermenistan Genelkurmay Başkanlığı’nın 25 Şubat 2021 tarihindeki girişiminin çok daha önce yapılması gerektiğini savunmaktadır.[2]

Aslında bölgede meydana gelen değişiklikler, Ermenistan’ı bölgesel süreçlerin dışına itmiştir. Dağlık Karabağ ve Syunik’in güvenliğine dair garantörlüğün sağlanması, Ermenistan’ın bölgesel rolünü kaybetmesine neden olmuştur. Bu yüzden de Ermenistan Başbakanı’na yönelik tepkiler artmıştır. Paşinyan’ın görevi bırakmaması halinde iktidar, muhalefet ve ordu arasında siyasi gerilimin daha da artacağı öne sürülebilir. Mevcut krizin çözülememesi durumunda, Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkilerini genişleteceği öngörülebilir.

Bilindiği gibi Sarkisyan, anayasal yetkilerin yeniden düzenlenmesiyle ilgili görüşünü daha önceden açıklamıştır. RİTM Haber’de yayınlanan 30 Kasım 2020 tarihli demecinde Ermenistan Cumhurbaşkanı, anayasayı değiştirmek için seçimlerden önce referandum yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu anlamda Sarkisyan, “ister cumhurbaşkanlığı ister parlamenter bir hükümet sistemi olsun, her anayasada kontroller, dengeler ve kontrol mekanizmaları bulunmalıdır.” demiştir.[3]

Siyasi krizin çatışmaya dönüşmesi halinde, Paşinyan’ın olağanüstü bir şekilde görevden alınması da ihtimal dahilindedir. Bu durumda ordunun belirleyeceği isimler ön plana çıkabilir. Bu da doğrudan bir askeri darbeye ya da dolaylı olarak askeri vesayet rejimine işaret edecektir.

Uluslararası alanda ise konuyla ilgili ilk açıklama Rusya’dan gelmiştir. Moskova, gelişmeleri endişeyle izlediklerini ve krizin çatışmaya dönüşmemesi yönündeki temennisini dile getirmiştir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Paşinyan arasındaki görüşmeden çıkan sonuç da Moskova’nın mevcut krizin anayasal düzen içinde çözülmesinden yana olduğu fikrine dayanmıştır.

Ermenistan’da yaşanan krizin nasıl sonuçlanacağı Dağlık Karabağ konusu açısından önemlidir. Paşinyan’ın iktidarda olmayacağı bir gelecek senaryosunda, Ermenistan ile Azerbaycan arasında imzalanan ateşkes anlaşmasının ortadan kalkması ve Dağlık Karabağ Sorunu’nun yeniden gündeme gelmesi olasıdır. Ordunun ağırlığının olacağı bir yönetim, toprak kayıplarına karşı milliyetçi bir politika yürütebilir. Yani Ermenistan’daki gerilim, Dağlık Karabağ Sorunu’yla yakından ilişkilidir.

Moskova Devlet Üniversitesi Felsefe Fakültesi öğretim üyelerinden Fatima Albakova’yla yapılan görüşmede Albakova, Ermenistan’daki krizin Rusya’ya sadık eski milliyetçi grubun ve Batı yanlısı parti de dahil olmak üzere parçalanmış güvenlik görevlilerinin kendi aralarındaki mücadeleden kaynaklanabileceğini belirtmiştir.[4] Olayların gidişatının hangi küresel merkezin gücü elinde tutacağına bağlı olarak şekilleneceğini ifade eden Albakova, Ermenistan’da yaşanan gerilimin Azerbaycan’la olan savaşta alınan mağlubiyetin yarattığı utançtan kaynaklandığını dile getirmiştir.

Küresel güç merkezleri arasında tampon bölge olan Kafkasya’da Rusya’nın ileri karakolu konumunda bulunan Ermenistan’ın sahip olduğu jeopolitik önem göz önünde bulundurulursa, olayların iki yönlü gelişmesi beklenebilir:

  • Ermenistan’ın toprak kaybı, iç ve dış aktörlerin manipülasyon aracına dönüşebilir.
  • Ermenistan tarafının Dağlık Karabağ’daki sözde kayıplarının bir kısmının tazminatına ilişkin arayışları olabileceği gibi, bu olay sözde “Ermeni Soykırımı” kurgusuna benzer bir tarihsel travma haline getirilebilir.

Bu açıdan yaklaşıldığında, ABD, yukarıda bahsedilen her iki olasılığı da Güney Kafkasya’daki çıkarları doğrultusunda değerlendirecektir. Bu anlamda Washington yönetimi, ABD’de bulunan güçlü Ermeni lobisinin desteğini de kullanarak bölgedeki etkinliğini arttırmaya çalışabilir. Dağlık Karabağ’daki yenilginin Ermenistan milliyetçiliği üzerinden yorumlanması halinde ise mevcut kriz, siyasi ve etnopolitik çatışmalara zemin yaratabilir. Böyle bir tabloda, ABD’nin yeniden bölgede etkinlik kazanmaya çalışacağı öngörülebilir. Dolayısıyla krizin çatışmaya dönüşmesi ve ordunun kontrolünde bir yönetim oluşması, ABD lehine bir senaryoyu gündeme getirebilir. Bu durumda ateşkesin bozulacağı ve sınırların yeniden çizileceği düşünülmektedir.

Ermenistan’da Paşinyan’ın konumunu koruma çabası ve ülkedeki muhaliflerin istifa talepleriyle gelinen son nokta, küresel aktörler tarafından da jeopolitik nedenlerden ötürü yakından takip edilmektedir. Kuşkusuz Moskova’nın Erivan üzerindeki kontrolünü kaybetme noktasına gelmek istemeyeceği açıktır. Bu doğrultuda ülkedeki krizin çatışmaya dönüşmeden sonlandırılması, Rusya açısından oldukça önemlidir. Zira krizin bir “iç savaşa” dönüşmesi, küresel aktörlerin özellikle de ABD’nin ülkedeki etkisini arttırabilir. Bu yöndeki gelişmeler de Dağlık Karabağ Sorunu’nu yeniden alevlendirebilir. Bilindiği gibi Paşinyan, 2018 yılında gerçekleşen “Kadife Devrim” neticesinde Batı yanlısı bir muhalif olarak iktidara gelmiştir. Buna rağmen Rusya’yla olan organik bağları nedeniyle Ermenistan, Paşinyan yönetimi döneminde de Rusya’yı tamamen karşısına almamıştır.

Bu noktada Moskova’nın desteğiyle Ermenistan Ordusu’nun Paşinyan yönetimini istifaya zorladığı yönündeki senaryo ele alındığında, bu iddianın pek mantıklı olmadığı görülmektedir. Çünkü füze krizi sonrasında artan gerilimin ardından gerçekleşen Putin-Paşinyan görüşmesinde Rus lider, anayasal çerçevenin içinde kalınmasının önemini vurgulamıştır. Ermenistan Ordusu ise Paşinyan’a sadece bir bildiri metni üzerinden cevap vermiştir. Zira Kremlin, Erivan’da bir iktidar değişikliği için çaba harcamamaktadır. Çünkü böylesi bir durumda hem Rusya’nın hem de Ermenistan Ordusu’nun çok daha sert bir tavır takınacağı öngörülebilir.

Kısacası Moskova, İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki sınır kontrolünü sağlama noktasında elde ettiği avantajlı durumunu korumak isteyecektir. Yani Dağlık Karabağ Meselesi’nin yeniden ele alınmasını mümkün kılacak herhangi bir olasılık, Rusya’nın çıkarlarına ters düşecektir.

Rusya’nın bölgede izleyeceği bir diğer strateji şu şekilde açıklanabilir: Ermenilerin Syunik bölgesinde bulunan Kafan’a bağlı köyleri boşaltarak Azerbaycan’a teslim etmesinin ardından Azerbaycan’la olan sınır buraya kaymıştır. Daha sonra Rus Barış Gücü askerleri söz konusu bölgeye konuşlanmıştır. Bu nedenle de Rusya, nüfuzunu pekiştirmek için Syunik’te bir askeri üs kurabilir. Syunik bölgesinde Rus askeri üssünün bulunması ise ABD’nin Güney Kafkasya politikası açısından tercih edeceği bir durum değildir.

Ermenistan’daki krizin “siyasi çatışmaya” dönüşmesi veya askeri bir yönetimin kurulması halinde, bu durum spekülatif söylemlere zemin hazırlayabilir. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın 25 Şubat 2021 tarihli açıklaması da bu noktada büyük önem arz ermektedir. Çünkü Price, “Tüm tarafları tedbirli davranmaya ve herhangi bir çatışma ve şiddet eyleminden kaçınmaya çağırıyoruz. Bir devletin silahlı kuvvetlerinin iç siyasete karışmaması temel demokrasi ilkeleri açısından gerekliliktir.” demiştir.[5]

Diğer yandan yukarıda da belirtildiği gibi, krizin çatışmaya dönüşmesi ve ordunun kontrolünde bir yönetimin oluşturulması durumunda, ABD’nin lehine işleyebilecek bir senaryo ortaya çıkacaktır. Çünkü gelecekte kurulacak olası bir askeri yönetim, Dağlık Karabağ Sorunu’nu ve elbette Syunik bölgesinin önemini yeniden gündeme getirecektir. Bu bağlamda Ermenistan’ın toprak kaybının, öncelikli bir durum haline geleceği ve iç politikada manipülasyonlara yol açabileceği düşünülmektedir. İç politikada olası bir karmaşa/çatışma durumunun yabancı aktörler tarafından göz ardı edilmeyeceği açıktır.

Olası bir askeri yönetim, bölgede kendi çıkarlarını gözeten küresel aktörlerden olan ABD’nin Ermeni lobilerinin de desteğiyle “antidemokratik Erivan yönetimi” üzerinden Güney Kafkasya politikasını yeniden şekillendirmesine aracılık edebilir. Daha önce bölgede Minsk Üçlüsü’nden biri olarak bulunan Washington, özellikle ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda enerji ve nakliye yollarındaki kontrol gücünü kullanmıştır. Fakat mevcut statükoda ABD dışlanmıştır. İşte böylesi bir kaos ortamı, Minsk Grubu’nun özellikle de ABD’nin lehine işleyebilir. Bu durumda Dağlık Karabağ’daki anlaşmanın bozulması ve sınırların yeniden çizilmesi gündeme gelebilir.

İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından Ermenistan’da hükümet karşıtı protestolar başlamıştır. Paşinyan’ın Rus füzeleriyle ilgili açıklamasının ardından ise ülkeye hâkim olan kriz atmosferi daha da derinleşmiştir. Bu noktada Ermenistan’daki darbe girişimin bölge jeopolitiğini de etkileyeceği düşünülmektedir. Şüphesiz küresel ve bölgesel güçler olarak Rusya ve ABD kendi ulusal çıkarları doğrultusunda azami düzeyde kazanım elde etmeye çalışacaklardır.


[1] “Эксперт Рассказал, Почему Взбунтовалась Армия в Армении (Ekspert Rasskazal, Poçemu Vzbuntovalas Armiya V Armenii)”, Pravda.ru, https://www.pravda.ru/World/1595149-armenia, (Erişim Tarihi: 25.02.2021).

[2] Aynı yer.

[3] “Президент Армении Предложил Создать Новое Правителство И Изменить Конституцию (Prezident Armenii Predlojil Sozdat Novoe Pravitelstvo İ İzmenit Konstitutsiyu)”, Ritmeurasia.org,  http://www.ritmeurasia.org/news–2020-11-30–prezident-armenii-predlozhil-sozdat-novoe-pravitelstvo-i-izmenit-konstitutsiju-52116. (ErişimTarihi:02.03.2021).

[4] Moskova Devlet Üniversitesi Felsefe Fakültesi Öğretim Üyesi Fatima Albakova’yla yapılan görüşme.

[5] “США предосторогли армию Армении от вмешательсва в политику (SŞA predostorogli armiyu ot vmeşatelscva v politiku)”, DW, http://www.dw.com/search/ru?languageCode=ru&origin=gN&item, (Erişim Tarihi: 26.02.2021).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Güler Kalay
Güler Kalay
1976 Eskişehir doğumlu olan Güler KALAY, ilköğretim eğitimini Eskişehir Fahriye Köyü İlkokulu'nda tamamladıktan sonra 1989-1995 yılları arasında Ankara Gazi Anadolu Lisesinde orta öğretimine devam etmiştir. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünden lisans derecesini alan Güler KALAY, Bilkent Üniversitesi ve ardından Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nde İdari koordinatörlük görevlerini yürütmüştür. 2012 yılında Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı'ndan Prof. Dr. Ulvi KESER danışmanlığında "Soğuk Savaş Sonrası Eski SSCB Coğrafyasında Etnik ve Dinsel Çatışmalar" başlıklı yüksek lisans teziyle mezun olmuştur. Aynı yıl MEB Yabancı Ülkeler Eğitim Bursu kapsamında Rusya Federasyonu Doktora tam burslusu olarak Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Rusya Politikası Anabilim Dalı Çatışma Bilimi Bilim Dalı'nda doktora programına başlamıştır. Prof. Dr. Aleksandr Pavlovich KOCHETKOV danışmanlığındaki doktora tezi savunma aşamasındadır. İlgi alanları; etnopolitik çatışmalar, milliyetçilik ve siyasal tarihtir. Ana dili Türkçe ve Kırım Tatarca olan Güler KALAY, ileri seviyede Rusça, Kazakça, Özbekçe; iyi derecede İngilizce ve temel düzeyde İtalyanca bilmektedir. Yüksek lisans tezi Berikan Yayınevi tarafından 2013 yılanda kitaplaştırılmıştır. Çeşitli uluslararası dergilerde ve uluslararası sempozyum kitaplarında makaleleri yayınlanmış olan Güler KALAY, bir çocuk annesidir.

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz